Doğan Göçmen yazdı: Felsefe ile demokratikleşmek

Rotterdamlı Erasmus’un Barışın Şikayeti gibi Reform amaçlı politik yazılarını ölçü alırsak; en az 5 yüz yıllık bilimsel araştırmanın ve tartışmanın sonucu şudur: Teoloji temelli hiçbir kurumlaşma (ne kadar demokratik bir yorumu dayandırılırsa dayandırılsın) özgürlüğü, eşitliği ve demokrasiyi mümkün kılamaz. Rotterdamlı Erasmus, “kendi kültürümüze ait değildir” denirse eğer, daha gerilere gidip 13. ve 14. yüzyılda Şeyh Bedreddin’e işaret edebiliriz. Bedreddin’in hayatındaki büyük dönüş, bu kanaatın oluşup yerleşmesi ile ilgilidir. Bedreddin, dünyanın yorumu ve dünyada adaleti sağlamak için İslam fıkıhını bırakıp felsefeye geçmiştir. Halkların ve inançların birliği ancak felsefe ile mümkündür. Bu kavrayış, insanlığın çok daha büyük, karmaşık ve zor bir içbirliğini sağlama problemiyle karşı karşıya olduğu bugün çok daha fazla önem arz etmektedir.

Felsefe ile demokratikleşmek

Reformasyon, toplumu din savaşlarından, toplumun idaresini despotizmden dini politik iktidardan uzaklaştırarak kurtarıp sağlamıştır. Şeyh Bedreddin büyük reformatör Martin Luther ve Thomas Münzer’in çağdaşıdır. Bedreddin, Münzer ile dünya görüşünü de paylaşır; halkçı olduğu kadar ortak mülkiyetçidir de. Aynı çağın insanı olmaları bakımından görüşleri de birbirine çok benzemektedir. Dinler (bununla burada yalnızca kurumlaşmış dini kastediyorum) özü itibarıyla yalnızca negatiftir, çünkü dinler vurguyu farka yapar; dinler içkin özsel bütünlüğü sağlayamadığı için kurucu değil, ayrıştırıcıdır. Dolayısıyla ne kadar reformcu olursa olsun, hiçbir dinî öğreti kendi temelinde kaldığı sürece farklı olanını ve daha önemlisi inanmayan olarak belirlenen karşıtını kucaklayıp, dahil ederek kapsayamaz. Din özneldir ve özeldir. Din ancak özel olarak, yani bireysel dindarlık olarak yaşanabilir. Dinin kapsayıcı olabilmesi için kendisini felsefeye dayandırması gerekir. Bu nedenle dinin doğasından kaynaklanan bu paradokslarını aşabilmek için tarihsel olarak felsefeye ihtiyaç duyulmuştur. Reformasyon, Rönesans ile birlikte başlayan dinden felsefeye geçiş sürecinin geçici doruk noktasıdır. Bununla vicdanın idaresi herkesin kendisine bırakılmıştır. Bu süreç modern felsefe çerçevesinde Aydınlanmacılıkta tamamlanmıştır. Aydınlanmacılık dünya görüşünü dünyevileştirmekle vicdan özgürlüğünü sağlamayı amaçlar. Marksizm, problemin, materyalist ve diyalektik felsefi açıdan üretim ilişkilerini temel alan bir perspektiften yeniden düşünülmesidir. Amaç burada da hep vicdan özgürlüğüdür, dindar olanın da olmayanın da, inananın da inanmayanın da. Felsefe doğası gereği, yani öznel bir kategori olan inanca değil, herkeste ortak olan akla dayandığı için birleştirici ve bu nedenle herkesin özgürlüğünü garanti edebilecek tek kurumdur.

Ortadoğu’da onlarca yıllardan beri oluk oluk kan akmasının yöntemsel nedeni, düşünce tarzında, Hegel’in tabiri ile, çağımızın “dini” olan felsefe ile henüz yeterince buluşamamış olmasıdır.

Bu durumdan çıkışı, bu nedenle, ne İslamın ne Hıristiyanlığın ne Yahudiliğin ne de başka bir dinin “demokratik yorumu” sağlayacaktır. Kurumlaşan dinlerin demokratikleştirilip demokratikleştirilemeyeceği de ayrıca tartışılması gereken bir sorudur. Halkların ebedi barışı tesis edebilmesinin yegane düşünsel zemini eski çağlardan Descartes’ta, Hegel’e, Marx’a kadar gelişen akla dayalı felsefedir. Düşünme tarzında felsefeyi temel almadan halkların yönünü bulması, kendisini bilmesi ve aralarında dostluk ilişkileri geliştirmesi mümkün değildir. Sadece son çeyrek yüzyıl bile bunu görmeye yetmektedir. Günlük hayatımızda kurumlaşmış dinin etkisi arttıkça yaşamımızın her alanında hoşgörüsüzlük yayılmış ve buna bağlı olarak şiddet olguları da artmıştır. Halklar felsefeden uzaklaştıkça içlerindeki ve aralarındaki barışçıl ilişkiler bozulmuştur.

Kant ebedi barışı “felsefe bir tasarım” olarak sunmuştur ve bu hiçbir şekilde rastlantısal değildir. Kısacası felsefenin sunabildiği evrensel zemini hiçbir din (ne kadar reformcu ve demokratik olursa olsun) sunamaz. Bütünleştirici olan felsefedir, mantıktır, akıldır. Kalıcı etik ilişkiler akla dayalı oldukları oranda mümkündür.

İnsanlığın son 3 yüzyılda özgürleşme konusunda kat ettiği büyük ilerlemeyi bilimsel felsefi bakışa borçlu olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle yeni bir filozoflar çağıdır lazım olan. Bu, arzulanan özgürlüğü ve ebedi barışı sağlayacağı için toplumsal barış için ihtiyaç duyulan inanç özgürlüğünü de gerçekleştirecektir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.