Ruşen Çakır yorumladı | 2025: Ayakta kalmanın çok zor olduğu bir yıldı

2025, Ruşen Çakır

Ruşen Çakır, 2025 yılının son yayınında Türkiye’de yargı baskısı, gazetecilere yönelik gözaltılar ve siyasal müdahaleler üzerinden yılın bilançosunu çıkardı. Çakır, “Ayakta durmanın zor olduğu bir yıldı ama toplum bunu büyük ölçüde başardı” dedi.

Ruşen Çakır, 2025’in son sabah yayınında geride kalan yılı Türkiye’de siyaset, yargı ve toplumsal direnç ekseninde değerlendirdi. Yılın damgasını vuran sürecin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle yürütülen yargı pratikleri olduğunu vurgulayan Çakır, “Siyaseti dizayn etti, gündelik hayatı dizayn etti” ifadelerini kullandı.

“Yargı, siyaseti ve gündelik hayatı dizayn etti”

2025 boyunca yaşananların yalnızca siyasetle sınırlı kalmadığını belirten Çakır, sanatçılardan akademisyenlere, gazetecilerden LGBTİ+’lara kadar geniş bir kesimin baskı altında kaldığını söyledi. Çakır, “Sanatçıların kıyafetine, bir başkasının müzik parçasının sözlerine müdahil olundu. Farklı cinsel yönelimdeki insanların önüne engeller çıkartıldı” dedi.

Asıl ağır tablonun ifade özgürlüğü alanında ortaya çıktığını vurgulayan Çakır, “Atılan bir tweet yüzünden insanlar cezaevlerine atıldı. Hâlâ bir kısmı yatıyor” sözleriyle tabloyu özetledi.

19 Mart süreci

Çakır’a göre 2025’in en kritik kırılma noktalarından biri 19 Mart süreci oldu.

Bu dönemde Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda belediye başkanının cezaevine gönderildiğini hatırlatan Çakır, “Zor bir yıldı. Çok zor bir yıldı” dedi.

“Ben de nasibimi aldım”

Ruşen Çakır, kendi gözaltı sürecini de hatırlatarak, “İnsanın ağrına gidiyor. Mesleğinde 40. yılına gelmiş birisi olarak o kadar yazdım, çizdim. Yapmadığım, etmediğim şeyler yüzünden beni küçük düşürmeye çalıştılar” dedi.

Çakır, hakkında sanık olarak yer aldığı İBB davasına da değinerek, “40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 400 küsur kişilik bir dava başlıyor. Niye yargılanıyorum bilmiyorum. Birçok kişi de bilmiyor” dedi. Davanın yıllar sürebileceğinin konuşulduğunu belirten Çakır, sürecin Türkiye’nin hayrına olmadığına “yürekten inandığını” ifade etti.

Yalnızca yıl geneline değil, son günlerdeki gelişmelere de dikkat çeken Çakır; yönetmen Seren Yüce’ye yönelik silahlı saldırıyı, gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un yeniden ifade vermesini ve Veyis Ateş’in tutuklanmasını hatırlattı. Galatasaray eski yöneticisi Erdem Timur’un tutuklanmasını da anımsatan Çakır, “Bir yıla bunlar damgasını bastı” dedi.

“2025: Ayakta durmanın zor olduğu bir yıldı”

Gazeteciler üzerindeki baskılara da değinen Çakır, Fatih Altaylı’nın uzun tutukluluk sürecini ve Merdan Yanardağ’ın cezaevine girmesini örnek gösterdi. Yanardağ’ın kanalına kayyum atanmasının ardından yaşananları anlatan Çakır, “Bir yıl meslektaşımız birden işsiz kaldı. Ayakta durmaya çalışıyorlar” dedi.

Yayının sonunda 2026’ya dair temennisini paylaşan Çakır, direnişin yalnızca ayakta kalmakla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. “Umarım bu direnç bir takım kazanımlara da yol açar” diyen Çakır, 2025’i “bir daha gelme” diyerek uğurladığını ifade etti.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. 2025’in son sabah yayınıyla karşınızdayım. Aylardır sabahları, hafta sonu öğlenleri, hafta içi sabahları size sesleniyorum. Merhaba diyorum ve bir şeylerden bahsediyorum. Ve o yayını birisine ya da birilerine, bazı örneklerde de bir kitaba ithaf ediyorum. Bu, 2025’in son sabah yayını olarak kayda geçiyor ve 2025’i konuşmak istiyorum. 2025’e damgasını yargı, esas olarak İstanbul, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı vurdu. Bunu söylemek lazım. Siyaseti dizayn etti. Gündelik hayatı dizayn etti. Her şey aklınıza gelebilecek; sanatçıların kıyafetine, bir başkasının müzik parçasının sözlerine müdahil olundu. Farklı cinsel yönelimdeki insanların önüne engeller çıkartıldı. Ama en önemlisi gazeteciler, her türlü fikrini beyan eden akademisyenler gözaltına alındı, tutuklandı. Olur olmaz nedenlerle tamamen düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü kapsamında olan çıkışları, atılan bir tweet vesaire yüzünden insanlar cezaevlerine atıldı. Hâlâ bir kısmı yatıyor ama en önemlisi 19 Mart süreci, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda belediye başkanı cezaevinde.

Zor bir yıldı. Çok zor bir yıldı. Ben de küçük çaplı da olsa nasibimi aldım. Kasım ayı başlarında üç buçuk, dört saatlik bir gözaltı deneyimi yaşadım. Şöyle söyleyeyim; insanın ağırına gidiyor. Öyle söyleyeyim. Ağırına gidiyor. Çünkü mesleğinde 40. yılına gelmiş birisi olarak o kadar yazdım, çizdim, ettim, başıma bir şey gelmedi; yapmadığım, etmediğim şeyler yüzünden beni küçük düşürmeye çalıştılar. Düşüremediler, o ayrı ama bunu yaşadık. Ne oldu sonra? Mesela şu son bir iki güne bakalım. Dün eve tebligat gelmiş. Neymiş tebligat? 40. Ağır Ceza Mahkemesi İBB davası başlıyor. Beni de çağırıyorlar sanık olarak. 400 küsur kişilik bir dava. Herhalde sırayla çağırırlar diyordum. Belli ki ilk günden hepimizi çağıracaklar. Ne olacak göreceğiz. Niye yargılanıyorum bilmiyorum. Birçok kişi de bilmiyor. Ne kadar sürecek? Yıllar sürecek deniyor. Niçin yapılıyor bütün bunlar? Türkiye’nin hayrına olmadığına çok yürekten inanıyorum. Neyse… 

Dün bir baktım yönetmen Seren Yüce evinde silahlı saldırıya uğramış. Ayağından vurmuşlar. Niçin? Çünkü yönettiği bir dizide birilerini küçük düşürdüğünü düşünüyormuş birileri. İddia bu. Ya da dün ne oldu mesela? Mehmet Akif Ersoy tekrar ek ifade vermeye gitti. Etkin pişmanlıktan yararlanacak deniyor. Bu da yeni birtakım tutuklama dalgaları vesaire olabileceğini bize düşündürtüyor. Bir önceki gün yine Mehmet Akif Ersoy gibi Habertürk‘te çalışmış olan benim de yakından tanıdığım Veyis Ateş tutuklandı. Uyuşturucu dendi. Yanında adını bilmediğim bir fenomen. Bilmediğim dediğim, hatırlamadığım bir fenomen. Bu arada Galatasaray’ın eski yöneticisi Erden Timur da tutuklandı. Burada da bir başka mesele çıktı ortaya: ‘‘Galatasaray yönetimi açıklama yaptı mı, yapmadı mı, niye yapmıyor?’’ vesaire. Daha önce Sadettin Saran tutuklanmanın direğinden döndü biliyorsunuz. Üst üste iki kere gözaltına alındı. Bunlar son iki günde tanık olduklarımız. Başkaları da vardır illaki, unutmuşumdur. Ama bir yıla bu damgasını bastı. Ayakta durmanın zor olduğu bir yıldı.

Fatih Altaylı, tabii onu unuttum. Fatih Altaylı nihayet tahliye oldu önceki gün. Bütün bunlar, hepsi bir iki günde yaşandı. Fatih Altaylı niye yattı onca zaman? Niye o cezayı aldı? Niye cezayı alır almaz bırakmadılar da sonra istinaf bıraktı? Bütün bunların hepsi Türkiye’de neleri nasıl yaşadığımızı gösteriyor. Merdan Yanardağ içeride, kanalına kayyum atandı. Bir yığın meslektaşımız birden işsiz kaldı. Ayakta durmaya çalışıyorlar. Tele2 diye bir mecra oluşturdular. İnsanlardan destek istiyorlar. Alıyorlar belki ama ne kadar olur onu da kestirmek çok zor. Böyle bir yerde ayakta kalmak, bir insan olarak ayakta kalmak çok zordu. Ama Türkiye toplumu bunu büyük ölçüde başardı. 19 Mart’a karşı ilk andan itibaren Saraçhane’ye gidenler ve orada Özgür Özel’in Saraçhane’de gösterdiği, hep söylüyorum, mucizevi performans ve Türkiye 2025’i iktidarın beklediği gibi yargı eliyle diz çökmüş bir ülke olarak bitirmedi. Yargıya rağmen, siyasi iktidarın bütün baskılarına rağmen ayakta kalabilmiş bir ülke olarak bitirdi. Umarım böyle devam eder. Ama bu olay direnmenin ötesinde birtakım kazanımlara da yol açar diye 2026’dan böyle bir temennide bulunuyorum ve 2025’e bir daha gelme diyerek onu kovalıyorum.

Bugünün ithafı müthiş bir insana, Sadri Alışık’a. Sadri Alışık, ‘‘Şakayla Karışık Sadri Alışık’’ öyle bir laf vardı. Çok erken yaşta tiyatroyla tanışan müthiş bir oyuncu. Genellikle komedilerde ama aynı zamanda romantik filmlerde de, dramlarda da oynamış bir oyuncu. Evet, ‘‘Turist Ömer’’. ‘‘Turist Ömer’’in gitmediği yer yoktu. Ve bizim çocukluğumuz, benim çocukluğum Sadri Alışık’la geçti. Bir de tabii ki eşi Çolpan İlhan. Çolpan İlhan’la 1959’da ‘‘Yalnızlar Rıhtımı’’ filminde beraber oynayıp daha sonra evlenmişler. Burada tabii çok önemli bir ayrıntı var. ‘‘Yalnızlar Rıhtımı’’nın senaryosunu Çolpan İlhan’ın ağabeyi Attilâ İlhan yazmış. Ama mimli bir solcu olduğu için yanılmıyorsam Ali Kaptanoğlu müstearıyla yazmış. Orada tanışıyorlar, evleniyorlar ve oğulları Kerem Alışık oluyor. Bir de şu anda onu yeni öğrendim, torun var Sadri adında; yani dedesinin adını taşıyan. Evet, ‘‘Ofsayt Osman’’ da bir tiplemesiydi Sadri Alışık’ın. Tiyatroculuğu var. Şarkı söylemişliği var. Gazinolarda program yapmışlığı var. Televizyonda kısa da olsa program yapmışlığı var. Son ana kadar sürekli çalışmış. Şu anda Ayhan Işık’la görüyorsunuz. O da bir başka efsane. Tabii bizim kuşaklar için başka bir efsane. Ayhan Işık’la beraber görüyorsunuz. ‘‘Ah Güzel İstanbul’’ geçenlerde yıllar sonra yeniden izledim. Müthiş bir filmdi, Ayla Algan’la oynadığı. Gerçekten Sadri Alışık’ın nasıl tekdüze bir oyuncu olmadığını tekrar tekrar keşfetmemize neden olan bir şeydi o film. 1995 yılında 70 yaşında hayatını kaybetmiş. Ben bazen şey yapıyorum; liseli arkadaşlarımdan ya da büyüklerden bahsederken Galatasaray Lisesi diyorum. O da bir başka büyük lisenin, İstanbul Erkek Lisesi’nin mezunuymuş. Onu da bir not olarak düşelim. Evet, Sadri Alışık’ı rahmet ve sevgiyle anıyorum. 2025’e hakikaten tekrar ‘‘git işine’’ diyelim. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.