İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

İlk zamanlar çok ilgilenmiyordum ama 1975 sonrası yıllarda çevremden pek çok kişinin Ferdi Tayfur şarkıları dinlediğini görüyordum. O yıllara kadar Orhan Gencebay şarkıları revaçtayken, Çeşme şarkısıyla ünlenen Ferdi Tayfur, peş peşe yaptığı albümlerle bir anda yaygınlaşmıştı. Sadece Ferdi Tayfur şarkısı dinlemek değildi mesele, ona yönelik inanılmaz bir sevgi, bir kendinden görme, aşırı benimseme ve sahiplenme duygusu hâkimdi dinleyenlerde.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

Yengemin kardeşi Mesut Özbal abi, Ferdi Tayfur hastasıydı; sanırım ilk ondan duymuş, dinlemiştim. Arkadaşlarıyla birlikte sürekli onu dinliyorlar, dinlerken de kendilerinden geçiyorlardı. Daha sonra annemin bir arkadaşının evine gitmiştik. Otuz yaşlarında olan evin bekâr oğlu, odasının her tarafına Ferdi Tayfur posterleri asmış, sağa sola kasetlerini yaymış, sürekli Son Sabah şarkısını dinliyordu. Sonradan öğrendim, adını şimdi hatırlayamadığım o abi meğer sevip sevilmeyenlerdenmiş. Sevdiğini unutamadığı için Ferdi Tayfur şarkılarıyla teselli bulmaya çalışıyormuş. Bildiğim kadarıyla hiç evlenmemiş.

Ben 17 yaşlarında filandım, koca koca adamların bir şarkıcıya bu kadar bağlı olmalarına şaşırıyordum.

Çeşme şarkısıyla şöhret olmuştu ama Ferdi Tayfur’u asıl büyük kitlelere ulaştıran “Benim Gibi Sevenler” şarkısıydı. Herkesin dilindeydi bu şarkı. Çok içten yanık sesi, şarkıda hıçkırması, arada of of çekmesi, şarkının müziği, damardan sözleri oldukça etkileyiciydi.

“Her gecenin sabahında başım yine döner döner
Getirmiyor seni bana, kısa kalıyor geceler, geceler
Bir ben miyim diyeee ooof, baktım ki etrafıma
Hepsi doğuştan sarhoş, benim gibi sevenler, hıhıh sevip sevilmeyenler

Bakarsın kesilir sana gelen bu sesim
Şunu bil ki vefasız ismindir son nefesim
Sen acı çekerken sanma ki ben mutluydum
Senden gelen dertlere biterken başlıyordum”

Ülkede siyasi çalkantılar sürer, günde on beş yirmi kişinin ölümüne sebep olan anarşi hızını daha da artırır, ekonomik krizler zirve yaparken, böyle bir dönemde bütün sevip sevilmeyenler, feleğin sillesini yiyenler, ayrılık acısı yaşayanlar, komşu kızını sevip karşılığını alamayanlar, sevdiklerini unutamayanlar, ne kadar dert çekenler varsa Ferdi Tayfur şarkılarıyla kendilerinden geçiyordu. Herhâlde Ferdi Tayfur’un bizzat kendisi de sevip sevilmediği, çileli bir hayat çektiği, derin bir aşk acısı yaşadığı için olsa gerek, yanık yanık, ağlaya ağlaya, hıçkıra hıçkıra söylüyordu şarkılarını.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

Seni üzgün görsem ben kahrolurum

Evlerdeki teyplerden Ferdi Tayfur şarkıları mahalleyi inletiyor, sokaktan geçen arabalardan Ferdi şarkıları duyuluyordu. Dolmuş minibüslere bindiğimizde Ferdi Tayfur dinliyorduk.

“Seni üzgün görsem ben kahrolurum” diye başlayan Derbeder şarkısı, “Benim gibi sevenler sevip sevilmeyenler” şarkıları adım başı karşımıza çıkıyordu. “Batan güneş beni de al, durmam artık bu yerlerde”, “Ben şimdi sensiz kaldım, bağrıma taş basacağım, benim sevgim gerçek sevgi, ölsem de seveceğim” gibi şarkıların sesi her yerden duyuluyordu.

Ferdi Tayfur sadece dinlenmiyordu, millet ayrıca akın akın filmlerine gidiyordu. Çeşme filmi 7 milyon, Derbeder filmi 5 milyonu İstanbul’da olmak üzere toplam 12 milyon kişi tarafından sinemaya gidip izlenmişti. Artık bitti denilen sinema Ferdi Tayfur filmleriyle yeniden dolup taşıyordu. Filmler şarkıları kadar etkileyiciydi. Zaten filmin konusu çok da önemli değildi, TRT’de izleyemedikleri Ferdi Tayfur’u şarkı söylerken dinlemekti bütün amaç.

Filmlerin konusu da şarkılara çok uyumluydu, sevip sevilmeyenleri anlatıyordu. Sevdasına kavuşamayan, çiftlikte çalışan, tarlalarda traktör kasalarında şarkı söyleyen Ferdi Tayfur, kavruk yakışıklı yüzüyle, o kimseye benzemeyen güzel sesiyle, uçuşan saçlarıyla seyredenleri coşturuyor, sinemada onu dinleyenler of olan of diye bağırıyor, kimisi içki, bira şişelerini yerlere fırlatıyordu.

Bir arkadaşın ısrarıyla Ferdi Tayfur’un Yuvasız Kuşlar filmine gittiğimde görmüştüm bu sahneleri. Filmde Ferdi Tayfur şarkı söyledikçe, sinema salonundaki insanların çoğu kendinden geçiyor, “Ölürüm sana Ferdi, helal sana Ferdi, öldürdün bizi Ferdi!” diye bağırıyorlardı. Bu sahnelerden ve Yuvasız Kuşlar şarkısından etkilenmiş, ben de Ferdici olmuştum. Bu şarkının sözleri günlerce dilimdeydi. Yıllarca da dinledim, hâlâ da dinlerim.

“Yeşeren ağacın dalında kuşlar
Sevinçten şarkılar söylemezler mi?
Hasretin kucağında sevda çekenler
Bir ömür boyunca sevemezler mi?

Yokluğun pençesinde derde düşenler
Ölünceye kadar ağlamazlar mı?
Sorma tek kelime anla hâlimden
Atma karanlığa tut ellerimden

Sensiz bu dünyada söyle neyleyim
Bir gün bir köşede çürür giderim”

Yuvasız Kuşlar kasetindeki bir ağacın altında oturmuş sarı gömlekli, kahverengi pantolonlu resmi bile çok etkileyiciydi. Gerçi o kasetin farklı versiyonları vardı. Bir kasette, kırmızı gömlek giymiş Ferdi Tayfur, Eminönü’nde Mısır Çarşısı’na bakan Yeni Camii merdivenlerinde güvercinlere yem dağıtıyordu. Başka bir kasette çizgili beyaz gömleğiyle ağacın altında oturuyordu. Nedense çoğunlukla sarı veya kırmızı gömlek giyiyordu filmlerde ve kaset resimlerinde.

O gittiğim sinemada, insanların ne kadar etkilendiğini görmüştüm. Sinema çıkışında çoğu gencin Ferdi Tayfur gibi saçlarını taradığını, onun gibi bir pantolon, sarı ya da kırmızı gömlek giydiğini fark etmiştim. Sinemadan çıkan kalabalıkta çok kimse Ferdi Tayfur şarkıları söylemeye devam ediyordu.

İnsanlar filmlerden aşırı etkileniyor, filmde Ferdi’yi üzenlere lânet okuyordu. Hatta kötü rolde oynayanlar uzun süre saklanmak zorunda kalıyordu. Batan Güneş filminin kötü rolünü oynayan Tecavüzcü Coşkun, korkusundan üç ay Beyoğlu’na çıkamamış, arka yollardan Yeşilçam’a gelip gidebilmişti. Herkes onu arıyordu, Ferdi’nin başını nasıl yakarsın diye. Kendi anlattığına göre, bütün Adanalılar peşine düşmüştü.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

Çok sevdim suç sayıldı, hiç sevmedim kabahat

Ferdi Tayfur’un her şarkısı için, bu şarkıdan daha güzeli olmaz deniyordu ama hep daha güzel ve etkileyici bir şarkıyla piyasayı altüst ediyordu. Son Sabah’ın üstüne olamaz derken Derbeder, Derbeder gibisi olmaz derken Benim Gibi Sevenler, ondan daha iyisi olmaz derken Ben Sevdim Eller Aldı, Batan Güneş, Nisan Yağmuru, Yuvasız Kuşlar, Huzurum Kalmadı, Durdurun Dünyayı, Merak Etme Sen, Beni de Özledim, Sevda Yelleri, Yıldızlar da Kayar gibi şarkılar, kasetler, filmler peş peşe geliyordu. Ferdi Tayfur’un İzmir konserine ülkenin dört bir yanından gelenler, izdihamda birbirini çiğniyordu.

Bu Ferdi Tayfur hayranlığı sadece yaşadığım Anadolu ilçesinde değil, ülkenin her yerinde vardı. Eskişehir’de annemin köyüne gittiğimde, benden büyük bir akraba abi at arabasıyla beni tarlaya götürdü, “Sen kenarda bekle, ben biraz çalışayım” dedi. Tarlada çalışırken kırmızı gömleğinin yakasını bağrına kadar açmış, karşılara doğru şarkı söylemeye başladı. Siyah saçları rüzgârdan savruluyordu. Siyah kot pantolonu ve kırmızı gömleği ilk defa dikkatimi çekti. Sesi de gerçekten çok güzeldi, çok dokunaklı söylüyordu şarkıyı. Söylediği bir Ferdi Tayfur şarkısıydı.

“Mutluluğu uzaktan
Seyir mi edeceğim
Belki de gül yüzünü
Görmeden öleceğim

Çok sevdim suç sayıldı
Hiç sevmedim kabahat
Bir his diyor ki bana
Çek git, kendini arat
Öl de kendini arat”

Sanki akrabam değil de Ferdi Tayfur, aynı filmlerindeki gibi bu tarlaya gelmiş, yanık yanık şarkı söylüyordu. Akrabam sesini Ferdi Tayfur’a benzettiği gibi, müziğini de ağzıyla yapıyordu. O gün pek çok Ferdi Tayfur şarkısı söyledi. O güne kadar pek duymadığım şarkılar da vardı.

“Ey benim boynu bükük
Şimdi sen çok uzaklarda
Ellerin koynunda
Ufuklara dalıyorsun”

diye başlayan şarkı çok hoşuma gitmişti. Akrabam ağzıyla şarkının müziğini mırıldanıyordu. Gerçek müzik gibiydi âdeta. Sanki görünmez bir orkestra eşlik ediyordu ona.

“Zaman zaman hayal kurarım
Saçlarını okşar gibi
Yüreğimde kanıyorsun
Gözlerimde yaşlar gibi”

“Of ulan of!” dedim şarkının burasında. “Ne şarkıymış be!”

Akrabamla döndüğümüzde onu avludaki sedirde akşam yemeğine alıkoydum. Güneş karşıdan batıyordu. Nefis bir manzaraydı. Güneş ve lâcivert bulutlar tepenin üzerinde birleşmişti. Herkesin yüzü, yerler, batan güneşten kırmızı kırmızı olmuştu. Israrım üzerine şarkı söylettim. Diğer akrabalardan sıkıldığı için söylemek istememiş ama onlar da ısrar edince Batan Güneş adlı şarkıya başlamıştı. “Batan güneeeş beni de al” diye başlıyordu şarkı. “Kurtar beni bu yerlerden.” Girişten sonra yine ağzıyla müziğini yapmış ve şarkıya geçmişti. İlk önce gülen diğer akrabalar, şarkıyı dinledikçe etkilenmeye başlamışlardı.

“Ben şimdi sensiz kaldım
Bağrıma taş basacağım
Benim sevgim gerçek sevgi
Ölsem de seveceğim.”

Şarkı bitince bırakmamıştık. Batan güneşe uygun şarkılar seçiyordu hep. Şarkı ile manzara bütünleşiyor, duygular yoğunlaşıyordu.

“Bakma çöken karanlığa
Kara benim bahtımdır
Bakma sönen ufuklara
Sönen benim hayalimdir.”

Köyde yaşadığım bu hadiseyi Kapanmayan Yara ve devamı Beyaz Zambak romanlarımda aynen yer verdim. Açıkçası ilk romanlarımı Ferdi Tayfur şarkıları dinleyerek, o şarkıların bana yüklediği duygusallıkla yazıyordum. Belki o duygusallık nedeniyle o romanlar büyük ilgi gördü. Romanın kahramanı Mete, İstanbul’da sevdiği kız Burçin’den hiç beklemediği biçimde reddedilince yıkılmış bir hâlde Eskişehir’e ve köye gelmiş, akrabalardan Rıza onu tarlaya götürdüğünde Rıza o şarkıları söylemişti. Zaten bu iki romanda da, diğer bazı romanlarımda da Ferdi Tayfur şarkıları, olayların akışına göre yer almıştı.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

Belki bir gün uzaklardan koşup gelirsin

Bazı şarkılar benim için unutulmazdı. Arkadaşlarla birlikte söylediğimiz oluyordu. Nisan Yağmuru şarkısı uzun zaman dilimden düşmemişti. Özellikle şimdi İzmir’de İnsan Hakları Derneği’nde görevli Ahmet Çiçek, Tavşanlı’da Ada’da, Mülayim Tepe’de gezerken bana bu şarkıyı söylettirirdi. O şarkıda yer alan “Belki bir gün uzaklardan koşup gelirsin / Belki gördüğünde beni tanıyamazsın” sözleriyle kendimizden geçiyorduk. “İstersen sessiz gel haber vermeden / Göreceksin beni ben ne hâldeyim” sözleri ise bizi mahvediyordu.

Karpuz Kabuğundan Gemi Yapmak filmiyle ünlenecek ve yurt içi, yurt dışı pek çok ödül alacak yönetmen Ahmet Uluçay ile geceleri memleketimiz Tavşanlı’nın sokaklarını gezerken birlikte Ferdi Tayfur’un hıçkırarak, pek dertli söylediği Ağlamadan Uyuyamam şarkısını söylerdik. İkimizin de favori şarkısıydı bu. Sevip Sevilmeyenler Kahvesi hikâye kitabımı bu şarkıdan esinlenerek yazmıştım. Şarkının girişinde yer alan “Beni dinler misin ey kardeşim” derken ellerimizle birbirimizi gösterirdik.

“Bir sen söyle bir de beni dinler misin ey kardeşim
Yıllar yılı aşk uğruna hayatımı kaybetmişim

Hangimiz usanıp hangimiz bıkacağız
Hangimiz yıkılmadan sabahı bulacağız

Ben usanmam, ben bıkmam, ben onsuz yaşayamam
Ben her gece gizli gizli ağlamazsam uyuyamam
Ben her gece sessiz sessiz hıçkırmazsam uyuyamam”

En çok etkilendiğimiz kısım ise şarkının sonunda şiir gibi söylediği şu sözlerdi:

“Bırakalım bu mevzuyu, sonu gelmez sözlerin
Bak doluverdi ağlamam diyen gözlerin
Haydi kalk, sigaranı unutma, burası kapanıyor
Bu saatte bulamayız, sigarasız sabah olmuyor”

Ferdi gibi sevenler, sevip sevilmeyenler

Ferdi Tayfur rüzgârı 1985’lere kadar devam etti. Sonrasında eskisi kadar albüm yapmadı, film çevirmedi. Çoğu filminde birlikte oynadığı imam nikâhlı eşi Necla Nazır, kızı Tuğçe dünyaya geldikten sonra 1990 yılında kapanmıştı. Sinema dâhil her şeyden elini ayağını çeken Necla Nazır, Menzil tarikatına ait Semerkand TV’de “Hanımlar Buyurun” programı yapıyordu. Dine yönelişi, genç yaşta vefat eden amcasını rüyasında görmesiyle olmuştu.

Necla Nazır’ın tesettüre girmesine Ferdi Tayfur saygı duydu. Necla Nazır, “Ben örtününce çok şaşırdı, herhâlde benden biraz soğumuş olabilir ama saygı gösterdi” diyecekti.

Ferdi Tayfur eskisi kadar gündemde değildi artık, onun yerini Ümit Besen, İbrahim Tatlıses almış gibiydi. Üstelik arabeskin bittiği söyleniyordu. Ferdi Tayfur 1992’de Prangalar albümünü çıkarınca yeniden gündem oldu. Bu son albümde Emmioğlu, Geçen Yıl, Sabahçı Kahvesi gibi şarkılar herkesin dilindeydi. Kendi firması Ferdifon’dan çıkan albüm 5 milyon satışla rekor kırdı.

Gülhane Parkı konserine davet edildiğinde eskisi kadar hayranı kalmadığını düşünüyor, fazla kalabalık olmayacağını sanıyordu. Uzun zamandır yeni şarkı yapmamış, konser vermemişti. Ancak Gülhane Parkı’nda yaklaşık 200 bin kişi onu bekliyordu. Bu başka bir rekordu. Seyircilerin en sevdiği ve katılım gösterdiği şarkı “Benim gibi sevenler, sevip sevilmeyenler”di. Ferdi Tayfur susmuş, seyirciler söylemişti.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

Ferdi gibi sevenler, sevip sevilmeyenler hâlâ pek çoktu.

Gülhane Parkı konserinden sonra Ferdi Tayfur en çok Kanal 7’de olmak üzere zaman zaman televizyon kanallarına konuk oluyordu. Sonra kendisi Kanal 7’de program yapmaya başlamıştı. O yıllarda onun yazdığı Şekerci Çırağı kitabı, başka bir yayınevinden bana okuyup değerlendirmem için gönderilmişti. Kitabı heyecanla okudum ama Ferdi Tayfur filmlerindeki ve şarkılarındaki o hava yoktu. Onun takipçilerine ağır gelebilir, yine de bir kitlesi olabilir görüşümü belirttim. Kitap bana gelen yerden değil, başka bir yayınevinden çıktı. Edirnekapı surları yanındaki billboardlarda kitabın tanıtımını gördüm.

Bir vesileyle Ferdi Tayfur ile telefon görüşmesi yaptığımızda, kitap konusunda umduğu kadar sonuç alamadığından bahsetmişti. “Sizin hayran kitleniz, kapakta sizin resimlerinizin olduğu, şarkılarınızdaki duyguları hissettirecek çalışmalara ilgi gösterebilir” demiştim. “Meselâ Yuvasız Kuşlar’ın, Benim Gibi Sevenler’in, Derbeder’in senaryolarını romanlaştırmış olsanız daha çok ilgi görürdü.”

“Onlar o yıllarda kaldı, şimdi insanlar başka şeyler dinliyor” dedi.

“Ferdi Tayfur hayranları her zaman olacaktır; sizi unutsalardı 200 bin kişi Gülhane’ye gelir miydi? Şimdi siz de yeni çalışmalar olmadığı için etkileşim yok ama insanlar sizi hâlâ seviyor.”

Şarkılarına yer verdiğim Kapanmayan Yara romanımı yeğeni vasıtasıyla kendisine göndermiştim. Filmlerini roman olarak yazma fikri ortaya çıktı. Ben Yuvasız Kuşlar, Derbeder, Son Sabah, Batan Güneş gibi filmlerinin romanını Ferdi Tayfur ismiyle yazacaktım. Kendisi benimsemiş, bir televizyon programında bu projeden bahsetmişti. Ancak sağlık sorunları, şeker hastalığı hayatını olumsuz etkiliyordu. O senaryo için yapımcılarla da anlaşamamıştı. Kendisine ait birkaç senaryo vardı sadece. Yine o günlerde Necla Nazır’la sorunları arttı, ondan ayrıldı. Ayrıca yeğenleriyle anlaşmazlık yaşıyordu.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

Filmlerdeki pantolon gömlekli, yakışıklı hâlini, savrulan saçlarını özlüyordu.

Bungun, sıkıntılı zamanlarında eski günlerine özlem duyuyor, kendi şarkılarını dinleyerek, filmlerini seyrederek o günlerin hayalini yaşıyordu. Artık her şey geride kalmış hüznü içindeydi. Şarkıları en çok dinlenen, en büyük hayran kitlesine sahip, filmleri en çok izlenen ve en çok para kazanan sanatçıydı ama kendini yalnız ve unutulmuş hissediyordu. Yaşlılık hâline üzülüyordu; o filmlerdeki pantolon gömlekli yakışıklı hâlini, savrulan saçlarını özlüyordu.

2011’de yüz felci olunca âdeta hayata küstü. Gözden uzak kalmayı tercih etti, sağlık sorunlarıyla uğraştı. Diyaliz tedavisi görüyordu, 2020’de böbrek nakli oldu. Marmaris’i seviyordu; WhatsApp profilinde bile kendi resmi değil Marmaris vardı. Ölünceye kadar da orada yaşadı.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

2 Ocak 2025 günü Ferdi Tayfur’un ölüm haberi televizyon kanallarında altyazı olarak geçince milyonlarca insan derin bir üzüntüye kapıldı. Saatler ilerledikçe ülkemizde nasıl bir Ferdi Tayfur sevgisi olduğu anlaşılınca buna hayret edenler, şaşıranlar oldu. Sadece dinleyicileri değil, başka sanatçılar ve siyasetçiler de övgü dolu sözlerle birlikte derin üzüntülerini belirttiler. Cenazesi, soğuk olmasına rağmen çok kalabalıktı.

Medyada bu aşırı sevginin sosyolojik analizini yapmaya, “Ferdi Tayfur neden bu kadar seviliyor?” sorusuna cevap bulmaya çalışanlar vardı.

Ferdi Tayfur’un sosyolojik analizi, yazının başından beri anlattıklarımdır.

Ama en vecizini bir kamyon arkası yazısında gördüm:

“Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdimiz.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.