Ruşen Çakır’ın “Sürgündeki Kürt siyasetçiler çözüm sürecine nasıl bakıyor” adlı video sersinin bu bölümünde Kürt siyasetçi eski HDP Milletvekili Musa Farisoğulları konuk oldu. Çakır, Farisoğulları ile çözüm sürecinin geldiği aşamayı, Suriye-Rojava hattındaki gelişmeleri ve Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının etkilerini değerlendirdi.
Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlayan eski HDP milletvekili Musa Farisoğulları, yaklaşık üç yıldır sürgünde yaşadığını belirterek hem Türkiye’de yürütülen çözüm sürecine hem de Suriye ve Rojava’daki gelişmelerin bu süreci nasıl etkilediğini yorumladı.
Musa Farisoğulları, sürecin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlamasının Kürt siyaseti açısından önemli bir kırılma yarattığını söyledi. Bahçeli’nin bu çıkışını geçmişte yürütülen Kürt meselesinde bir “paradigma değişikliği” olarak değerlendirdiğini belirtti. Farisoğulları, Abdullah Öcalan’ın sürece dair yaptığı açıklamaların bu çerçeveyi güçlendirdiğini söyledi:
“Bahçeli’nin açıklamalarıyla birlikte başlayan süreç, bir paradigma değişikliği olarak ele alındı. Daha önce Kürtlere dönük red ve inkâr vardı, güvenlikçi bir siyaset izleniyordu. Bahçeli’nin Kürt-Türk kardeşliğine tarihsel arka planıyla vurgu yapması önemliydi. Ardından Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak sürece dair yaptığı değerlendirmeler geldi. Bu bir al-ver meselesi değil, bir tespitti.”
“PKK somut adımlar attı”
Musa Farisoğulları, Kürt tarafının sürece başından beri açık destek verdiğini ve bu desteğin yalnızca söylemle sınırlı kalmadığını vurguladı. PKK’nın kongresini toplaması, silahlı mücadelenin sona erdirildiğinin ilan edilmesi ve güçlerin geri çekilmesinin bu sürecin en somut adımları olduğunu hatırlatan Farisoğulları, “Kürt tarafı bu noktada bütünlüklü bir destek sundu. PKK, Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine kongresini yaptı. Silahlı mücadele sona erdirildi. Silahlar teslim edilmedi, yakıldı. Bu bir kararlılık ifadesidir. Riskli bölgelerdeki bütün güçler geri çekildi. Provokasyonlara yol açmamak için kamuoyuna açık açıklamalar yapıldı” dedi.
Türkiye’nin sürece yaklaşımı ne anlama geliyor?
Suriye ve Rojava’daki gelişmelerin Türkiye’deki süreci doğrudan etkilediğini belirten Farisoğulları, Ankara’nın bu alandaki yaklaşımını “kaygı verici” olarak niteledi. Musa Farisoğulları, Rojava yönetiminin demokratik entegrasyon temelinde samimi adımlar attığını savunarak, Türkiye’nin açıklamalarının bu tabloyla örtüşmediğini söyledi:
“Bir tarafta Türkiye’de barış ve demokratik çözüm süreci yürürlükte deniliyor, diğer tarafta Rojava’ya ve Suriye’ye yaklaşım son derece kaygı verici. Milli Savunma Bakanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları kabul edilebilir değil. Kürtleri yok sayan, hedef alan bir dil sürece katkı sunmaz.”
Deşifre: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Bir ara vermiştik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sürgündeki Kürt siyasetçiler çözüm sürecine nasıl bakıyorlar? Şimdi HDP’nin eski bir milletvekiliyle, Musa Farisoğulları’yla birlikteyiz. Onunla konuşuyoruz. Musa Bey merhaba.
Musa Farisoğulları: Merhabalar. İyi yayınlar Ruşen Bey.
Ruşen Çakır: Sağ olun. Kaç yıldır dışarıdasınız?
Musa Farisoğulları: Yani ben 2022’nin sonlarından itibaren buralardayım. Sürgündeyim yani.
Ruşen Çakır: Beş yıl olmuş, beş yılı geçmiş diyelim.
Musa Farisoğulları: Yok hayır, beş yıl değil yani üç yılı aştım.
Ruşen Çakır: Tamam. Şimdi herkese soruyorum. Abdullah Öcalan’ın bir çağrısı var, sürgündekiler geri gelsinler diye. Diasporadakiler, özellikle siyasetçilere yönelik. Siz gelmeyi düşünüyor musunuz? Hazırlıklarınız var mı? Tabii yasal koşulların sağlanması halinde?
Musa Farisoğulları: Evet Ruşen Bey, öncelikle sizleri ve izleyen herkesi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Doğrusu sizi de kutlamak istiyorum. Bu aylardır, uzun bir süredir yaptığınız çalışmalar çok değerli. Onu belirtmek istiyorum. Hem sürecin başından bugüne kadar birçok çevreyle, birçok kesimle bu konuda yaptığınız, yürüttüğünüz çalışmaları çok değerli bulduğumu ifade etmek istiyorum ve bu temelde de başarılar diliyorum.
Doğrusu yani süreç açıklamalarıyla başladıktan sonra özellikle Sayın Bahçeli’nin açıklamalarıyla birlikte başlayan bir süreç ve akabinde de bu Bahçeli’nin açıklamaları bir paradigma değişikliği noktasında ele alındı, değerlendirildi. Biliyorsunuz daha önce Kürtlere dönük ret ve inkar veyahut bütünlüklü ele alırsak güvenlikçi bir siyaset izleniyordu. Fakat Bahçeli’nin iç barışı tahkim etmek adına Kürt-Türk kardeşliğini tarihsel arka planıyla birlikte; bu çok önemliydi. Arkasında da Sayın Öcalan’ın, Kürt halkının kendisi için baş müzakereci olarak tanımladığı, ifade ettiği Sayın Öcalan’ın bu açıklamadan sonra bunun bir paradigma değişikliği olduğu noktasında birtakım görüşmeler ve arkasından da 27 Şubat açıklaması kamuoyunda yer aldı. Çok önemliydi. Bu noktada bir karşılıklı alver meselesinden çok bir tespitti. Yani tarihte Kürt-Türk ilişkisine vurgu yapan ve bu noktada da artık 50 yıllık bir mücadelenin açığa çıkan çatışmaların, can kayıplarının artık sonlandırmak gerektiğini ve bu çerçevede bir süreç başlatıldı.
Bizler de Avrupa’da yaşayan siyasetçiler, Kürt siyasetçileri olarak veyahut zorunlu ve sürgüne tabii tutulduğumuzu öncelikle ifade etmek istiyorum. Bu noktada bu gelişmeleri hem takip ediyor hem de desteklediğimizi birçok yayın organlarıyla yaptığımız açıklamalarda ifade ettik. Tabii geri dönüşle alakalı siz de belirttiniz. Yani hem hukuki hem siyasi koşullar el verdiğince oluşturulduğunda kuşkusuz. Yani burada buraya kalmaya gelmedik. Bir zorunluluktu buraya gelişimiz. O açıdan biz her zaman hem sürece katkı sunmak adına hem diğer taraftan da kendi topraklarımıza, ülkemize dönüp demokratik siyaset zemininde hem sürece katkı sunma hem bu temelde de geriye dönüşü sabırsızlıkla beklediğimizi de ifade etmek istiyorum.
Ruşen Çakır: Şimdi biz bu kaydı yaparken gözler Halep’te; biliyorsunuz çatışmalar var. Orada SDG ile Suriye ordusuna bağlı güçler arasında ve bir anlamda Türkiye’nin de gözü orada. Çünkü Türkiye’deki süreç büyük ölçüde Suriye’ye endekslenmiş durumda. Bu aşılabilir mi sizce?
Musa Farisoğulları: Sayın Çakır, tabii siz de yakından izleyen bir gazeteci olarak biz de izliyoruz, takip ediyoruz. Gerçekten Suriye’deki gelişmeler kaygı verici. Onu başta belirtmek istiyoruz. Daha önce bir yılı aşkın bir süre önce Şam geçici hükümetiyle SDG yönetimi arasında imzalanan bir mutabakat söz konusuydu. Yani 10 Mart 2024, özür diliyorum. Bu noktada yani karşılıklı birtakım görüşmelerin de sağlandığı biliniyor. Yine uluslararası kimi gözlemci devletlerin de içinde yer aldığı ve bu mutabakata bağlı olarak bazı adımların somut olarak atılması yönünde yine hem bölgeden hem basın yayın organlarında izlediğimiz kadarıyla bu konuda Rojava yönetiminin, yani özerk yönetiminin samimi yaklaştığını, demokratik entegrasyon çerçevesinde bir uzlaşının ortak bir mutabakatla somut ifadelerle pratikleşmesi yönünde kimi adımlar atıldı.
Fakat dikkat edilirse uluslararası güçlerin de aslında kendi çıkarlarını esas alan kimi yaklaşımlar olduğu da biliniyor. Özellikle geçen hafta yapılan görüşmede yani hem Paris’te hem daha önce Amerika’ya çağrılan Colani’nin veyahut Ahmed eş-Şara’nın o konuda birtakım yani gizli planların devreye sokulduğu da anlaşılıyor. Özellikle Türkiye’nin bu noktada daha kolaycı bir yaklaşım göstermesi gerekirken maalesef açıklamaları dinliyoruz. Hem Milli Savunma Bakanı hem Dışişleri Bakanı hem diğer devlet yetkililerinin, hükümet yetkililerinin daha doğrusu açıklamaları da çok kabul edilecek açıklamalar değil. Bir taraftan yani Türkiye’de oluşturulan bir iklim var. Yani barış ve demokratik çözüm süreci yürürlükte devam ederken diğer taraftan aslında Rojava’ya veyahut Suriye’ye yaklaşım çok kaygı verici bir noktadır. Onu belirtmek istiyoruz.
Yine bu son dönemde yine basın yayın alanından edindiğimiz bilgilere bakılırsa İsrail-Türkiye arasında özellikle son Paris toplantısında birtakım anlaşmaların olduğu noktasına basın yayın kuruluşlarına yansıdığını siz de yakından takip ediyorsunuz. Bu açıdan biz buradan baktığımızda ciddi kaygılar duyduğumuzu ve Türkiye’nin daha barışçıl, daha kapsayıcı, sadece Kürtleri hedef alan, Kürtlerin oradaki hukukunu yok sayan tutum ve yaklaşımın kabul edilemeyeceği görülmelidir. Bu açıdan yani üç gündür aslında altı aydır o iki mahallenin abluka altında olduğunu siz belki takip etmişsinizdir. Bu konuda hem gıdanın hem kış koşullarında yakıt ve ısıtıcı kimi maddelerin mahallelere sokulmaması noktasında ciddi bir abluka olduğu biliniyor. Daha önce bir saldırı söz konusu olmuştu. Taraflar bir araya gelerek bir ateşkes ama Suriye’nin geneli için uygulanan bir ateşkes gerçekleşti. Fakat maalesef bu son gelişmeler oldukça tehlikeli. Öyle giderse Suriye’nin geneline, Orta Doğu’nun geneline yayılacak ve istikrarı bozacak bir yöne gideceği de gösteriyor.
Ruşen Çakır: Peki Musa Bey şunu sormak istiyorum. Suriye meselesi evet, çok kritik ve bekliyoruz gelişmeleri. Sorunun çözülmesi için çalışanlar da muhakkak vardır ama gerginlik sürüyor. Şunu sormak istiyorum. Türkiye’deki sürecin önünde Suriye çok öne çıktı şu anda ama onun dışında sizce ne gibi engeller var, riskler var? Şu ana kadar yaşanan yani bir yılı çoktan geçtik, 15 ay falan oldu neredeyse. Türkiye’nin içine baktığınız zaman sizi tedirgin eden hususlar neler?
Musa Farisoğulları: Yani kuşkusuz Ruşen Bey, bizi yakından ilgilendiren gelişmelere bakıldığında yani bir bütün olarak 15 ayı aşkın sizin de belirttiğiniz gibi bir süreç söz konusu. Yani Kürt tarafı bu noktada Kürt Demokratik Hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi; Kürtlerin bütünlüklü olarak sürece desteğini takip ediyorsunuz. Bu noktada birçok adımlar atıldı. Özellikle PKK’nin, Sayın Öcalan’ın çağrısı üzerine 12. kongresini gerçekleştirmesiyle ve yine silahlı savaşın sona erdirilmesi noktasından tutalım silah yakımı ve son olarak da riskli bölgelerde bütün güçlerini çektiğini, bu konuda herhangi bir provokatif gelişmelere neden olunmaması açısından güçlerini Türkiye sınırına yakın, Türkiye sınırı içerisindeki bütün güçlerini biliyorsunuz geri çektiği ve bu konuda da dünya ve Türkiye kamuoyuna kimi açıklamalar da yapıldı.
Şimdi Türkiye mevcut iktidar ve devlet öyle anlaşılıyor ki Sayın Öcalan’la devlet heyeti arasında bir mutabakat, bir tartışma, sorunun çözümü ile alakalı, Kürt sorunu bütünlüklü olarak çözümüne dönük tartışmalar yürütülüyor, görüşmeler yürütülüyor. Fakat buna mukabil denk düşen sürecin daha toplumsallaşması ve bütün Kürt ve Türk halklarının, diğer bütün kesimlerin inandırıcı adımların atılması noktasında, güven verici adımların atılması noktasında bir beklenti söz konusu. Bu da neydi? Yani bütün bu Kürt tarafının attığı adımlara denk düşen herhangi somut bir adım atılmadığı için maalesef bu konuda birtakım tereddütleri de toplum olarak yani Kürt halkı için özellikle ifade etmek istiyorum ciddi kaygılara neden oluyor. Yani bu atılan adımlara karşın hukuki ve siyasi düzenlemenin; yani diyelim ki demokratik entegrasyon, yani barış ve özgürlük yasalarının mutlaka çıkarılması gerektiği noktasında kimi beklentiler var. Tabii hiçbir gelişme olmadığı manasını ifade etmek istemiyoruz. Kuşkusuz her adım çok değerlidir. Bu sürece bir katkıdır. Bu sorunun kökten çözümüne dair önemlidir.
Fakat yani bir hukuki düzenleme dahi henüz gerçekleşmiş değil. Meclis komisyonu biliyorsunuz önemli bir adımdı, oluştu ve bu meclis komisyonu yürüttüğü çalışmaları da küçümsememek gerekir. Değerli ve anlamlıdır. Ancak bu meclis komisyonu sonunda ortak bir raporu sunması gerekirken onu da iki ay birtakım nedenlerden ötürü uzatıldı. Fakat hâlâ ciddi bir adım atılmadığı görülüyor. Bu açıdan bizim sürece sunduğumuz katkı kuşkusuz devam ediyor. Bu temelde herhangi bir ikili pozisyona girmiyoruz ama kaygı verici gelişmeler olduğunu da belirtmek istiyoruz.
Ruşen Çakır: Peki şunu sorabilir miyim Musa Bey? Şimdi sürecin tek tarafı yok. Örgüt silah bırakma kararı aldı, silah yaktı vesaire. Ama bir de bu olayın kamuoyu boyutu var. Yani Kürtler var. Kürt olmayan kesimler var; Türkler başta olmak üzere. Kürtler şu ana kadar diğer kesimlerin birtakım kaygılarını giderecek adımları yeterince atabildiler mi? Yani kendinize baktığınız zaman nasıl bir muhasebe yapıyorsunuz? Yani çok sorunlu alan olduğunu ben görüyorum şahsen. Birçok yayında da dile getiriyorum. Çünkü yılların meselesi var ve karşılıklı olarak tarafların birbirlerini anlaması ve birbirlerine doğru yanaşması gerekiyor. O konuda Kürtler, Kürt hareketi üstüne düşeni tam olarak yapıyor mu? Ne dersiniz?
Musa Farisoğulları: Şimdi Sayın Çakır yani bu noktada en iyi izleyenlerden birisiniz. Takip ediyorsunuz hem süreci hem gelişmeleri yakından; kimi analizler, kimi değerlendirmeler de yapıyorsunuz. Bu noktada görüştüğünüz farklı çevrelerle bu tartışmaları yürütüyorsunuz. Dediğim gibi çok değerli. Şimdi dikkat edin. Peki Kürt tarafı bütün bu adımlara rağmen, atılan adımlara rağmen başka ne yapması gerekiyor? Yani fesih gerçekleşti. Silahlı mücadele yöntemi devre dışı bırakıldı ve bunu güçlendirmek adına kamuoyunun, toplumun güvenini geliştirmek adına silahları gömmediler. Dikkat ettiyseniz teslim edilmedi. Silahlar yakıldı. Bu bir kararlılık ifadesidir. Diğer taraftan Kürtlerin yani işte o provokatif zeminlerin oluşmaması noktasında riskli bölgelerde bütün güçlerini çektiği de kamuoyuna deklare edildi. Kürtler peki başka ne istiyor? Yani Kürtler ne yapsın? Bu noktada istenilen ama tek taraflı bir dayatma, bir baskı oluşturarak gelişen bir süreç değil. Kürtler kendi istekleriyle bu adımları attı ve hatta bazı açıklamaları da duyuyoruz son dönemlerde. Yani KCK yetkililerinin açıklamaları da oluyor. Bu adımlara rağmen hâlâ bizden istenen nedir? Eğer gerçekten bu temelde doğru bir çözümün gelişmesi için hâlâ yani bizden istenen bir şey varsa buna da hazır olduğunu da ifade ediliyor.
Fakat diğer taraftan hiçbir adım atılmıyor. Sayın Çakır yani dikkat edin; hem zindanlarda bulunan o siyasi davaların hâlâ yürütüldüğü, cezaevinde cezasını tamamlayan tutsakların şu ve bu gerekçelerle zindan koşullarını uzatan yaklaşımlar olduğunu hâlâ siz de kamuoyu da bunu biliyor. Bu temelde Kürtlerin artık atması gereken ne olmalı? Yani siz belirttiniz; 200 yıllık bir meseledir bu. Sadece son 50 yılla sınırlı bir mesele değil. Bu işin çıkışı bir sonuçtur yani bir neden değil. O açıdan bu konuda Kürtler bütün taahhütlerini yerine getirdiler. Tek taraflı olarak güven verici, güçlü adımlar atıldı. Fakat karşı tarafta en basit bir adım hâlâ atılmış değil. Bu noktada gerçekten biraz oturup sorgulamak gerekir. Niyet nedir? Yaklaşım nedir? Yani eğer Türkiye’de böyle bir süreç yürütülüyorsa o zaman Kürtlere bütünlüklü olarak Orta Doğu sahasında bulunan bütün Kürtlere yaklaşımı da bu temelde gelişmelidir.
Son dönemde işte Suriye’de olup bitenler Türkiye önemli bir rol üstlenebilirdi. Hem buradaki gelişmeleri hem çözümü kolaylaştırıcı adımlar atmalıydı. Sadece yani HTŞ veyahut geçici Suriye hükümetiyle yani kol kola girip diğer tarafta bütün kesimleri tu kaka etme, düşman ilan etme bu sürece uygun mudur sizce? Doğru bir yaklaşım değil. Bu kaygı verici yaklaşımların bir an önce giderilmesi gerekir. Orada bir halk bakın, son dönemde yapılan açıklamaları siz de takip ediyorsunuz. Gerek Savunma Bakanlığı gerek Dışişleri Bakanı… Bu eski Savunma Bakanının bugün açıklaması çok ilginçtir, çok kaygı verici. Oradaki bütün grupların yok edilmesi gerektiğini ifade ediyor. O grup dediği oradaki yani o mahallede bulunan Kürt halkının kendisidir. Yani Suriye İç Savaşı’ndan önce orada yaşayan Kürt halkıdır yani o mahallelerde. Dolayısıyla böyle bir yaklaşım sürece nasıl katkı sunar? Nasıl bir gelişme yaratabilir? O açıdan biz kaygıyla izliyoruz ama bütün bunlara rağmen hâlâ ısrar edilen noktadayız. Biz de burada siyasetçiler olarak, Kürt siyasetçileri olarak, sürgünde yaşayan bizler de sürecin sağlıklı yürütülmesi noktasında hâlâ umudumuz söz konusu. Fakat bizi kaygılandıran gelişmeleri de yakından takip ettiğimizi de ifade etmek istiyorum.
Ruşen Çakır: Çok sağ olun Musa Bey. İyi toparladınız sonunda. Her şeye rağmen sürece devam diyorsunuz, değil mi?
Musa Farisoğulları: Yani bu konuda umutlu olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Umarım herkes rolünü oynar, doğru temelde çözüme katkı sunar. Sizlere de büyük görevler düştüğünü belirtmek istiyorum. Zaten başından beri bu konudaki çabalarınız çok değerli. Onu ifade edeyim. Sizin gibi aydın ve gerçekten sorunların kökten çözümüne dönük sunulan katkıları biz çok değerli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Ruşen Çakır: Çok sağ olun. Evet, çok teşekkürler. Sürgündeki Kürt siyasetçiler çözüm sürecine nasıl bakıyor? Yayınlarımızın sonuncusunu eski HDP milletvekili Musa Farisoğulları’yla yaptık. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.








