Mümtaz’er Türköne yazdı: İç cephenin, Suriye’nin kuzey doğusundaki mevzileri

Şayet bu “iç cephe” edebiyatına inanıyorsanız, uzun, çok uzun bir cephe hattımız var.

Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölge, bizim iç cephemizin çok kritik mevzilerinden birini teşkil ediyor. O bölgeyi iç cephe mantığıyla Diyarbakır’dan, Van’dan ayrı tutamazsınız. Suriye Kürtlerinin yer almayacağı bir iç cephe olamayacağına göre, herkesin olup bitene çok dikkatle ve itidalle yaklaşması lâzım.

Madem “cephe” gibi, askerliğe ve savaşa dair bir kavramı merkeze alarak siyaseti toparlamaya çalışıyoruz; o zaman Suriye’deki gelişmelere de “cephe gerisi” ya da siyasetin gündelik dile soktuğu şekliyle iç cephe olarak bakmak zorundayız. Açıkça belli ki Türkiye’deki çözüm süreci, iç cephesinde yer alan Suriye’nin kuzeydoğusu üzerinden nihaî sonucuna bağlanacak. Ayrıca Türkiye’nin bölgede aldığı inisiyatif ve baş başa kaldığı İsrail ile kuracağı denge, Suriye’deki sarsıntılar arasında meyvelerini verecek.

Halep’te Şam güçleri ile SDG arasındaki çatışma, silahlardan çok hassas diplomatik pozisyonların gölgesinde sürdü. Zemin kırılgan. Tarafların parmağı tetikte. ABD, Kürtlerden desteğini çekmiş durumda. İsrail, zevahiri kurtaracak kadar sürece sözle dâhil oluyor; fiilî bir pozisyon almıyor, bir yandan da Şam ile arasındaki problemleri çözüyor. Bizim devlet görevlilerimiz ısrarla aksini iddia etse de İsrail Kürtlere dönüp bakmıyor; çıkarlarını Şam ile iyi ilişkiler geliştirerek, alacaklarını oradan tahsil ederek koruyor. İsrail’in “Kürt kartı”, ne olduğu ve ne işe yaradığı kimsenin tam kavrayamadığı bir propaganda malzemesinden ibaret. İsrail’in derdi, Suriye’nin güneyine Şam’ın askerî tahkimat yapmamasını temin etmek ve Golan Tepeleri’ni toprak kazancı olarak tescil ettirmek.

Suriye merkezî yönetimi ile SDG arasında 10 Mart Mutabakatı’na dayanan pazarlık devam ediyor. Pazarlıkta tarafların kazanımları ve kayıpları ile Türkiye’nin çözmeye çalıştığı Kürt sorununu birbirinden ayırmamız lâzım. SDG elinden geldiği kadar aşağıdan alıyor, diplomasiye müracaat ediyor, gerçekçi davranıyor; kendince silahtan ziyade diplomatik çözüm peşinde koşuyor.

Herkes gönlünü ferah tutsun. Şark usulü yürütülen pazarlığın gerilimini yaşıyoruz. Bilhassa Kürtlerin olup bitenlere aşırı anlamlar yüklememesi lâzım. Orası bizim iç cephemiz. Kimse gemileri yakamaz.

İran’daki karışıklıklar başka bir konu; şimdilik sadece belirsizliği ve istikrarsızlığı artırıyor.

Bölgesel gelişmeler ve oluşan yeni dengeler Türkiye’nin önünü açtı; oyun kurucu ve karar verici olarak öne çıkıyor. SDG ile Şam arasındaki pazarlıklar Türkiye’nin müdahaleleriyle sürüyor.

Asıl soru şu: Türkiye eline geçirdiği kartları doğru oynuyor mu?

Mümtaz'er Türköne yazdı: İç cephenin, Suriye'nin kuzey doğusundaki mevzileri
Mümtaz’er Türköne yazdı: İç cephenin, Suriye’nin kuzey doğusundaki mevzileri

Türkiye’nin tahkimatı

ABD ve İngiltere, daha önce Irak’ta iki defa yaptıkları gibi Kürtleri Suriye’de yarı yolda bıraktı. Büyük güçler, gerektiğinde masaya sürecekleri koz olarak kullanmak üzere yerel gruplara bu tür destekler verirler. Kürtler, sütten ağızları yandığı için temkinliler. Destek sona erdi ve ABD pasif arabulucu rolünde sadece gelişmeleri izliyor. İran devre dışı kaldığı ve şu anda iç ayaklanmayı bastırmakla meşgul olduğu için Türkiye’nin önü sonuna kadar açık. Resmî olarak kara propagandası yapılan İsrail tehdidi, ABD ile iş tutulduğuna göre çok ciddi değil.

“Üniter devlet” ısrarı ile Türkiye, elindeki araçları kullanarak Suriye’de kendi çıkarlarına uygun bir etnik-siyasal düzen oluşturmaya çalışıyor. Türkiye’nin öne sürdüğü “tek devlet, tek ordu” sloganı yakında “millet, bayrak” diye devam edebilir. Türkiye’nin gücü ve denklemdeki yeri, Suriye’de düzen kurmak için yeterli. Şimdilik ayaklarına serilen kırmızı halı üzerinde yol alıyor. Mesele, attığı adımların kalıcı çıkarlarına ve güvenlik ihtiyaçlarına ne kadar uygun olduğu.

Gelişmeler, gücü elinde bulunduran Şara yönetiminin kalıcı çıkarlarına aykırı. İktidar, Mursi’nin Mısır’ına karşı yaptığı hatayı tekrarlıyor. Sorunlar farklı; ancak her ikisinde de ülkelerin hassas dengelerini ve dış ilişkilerini dikkate almayan bir at gözlüğü görüş açısını kısıtlıyor. Böyle giderse Şara yönetimi de kalıcı olmayacak.

Türkiye’nin elindeki güç konjonktüre bağlı. Her şey değişebilir; elindeki güç bir anda yok olabilir. Geçmişin alışkanlıklarından sıyrılması ve Suriye’nin gerçekleriyle barışık bir yolda ilerlemesi lâzım. Kilit unsur Kürtler. Suriye’nin bütünü ve diğer etnik grupları ayrı bir yere koyabilirsiniz; ancak Suriye Kürtlerine Türkiye’nin bir parçası olarak bakan, onların güvenlik ve refahını kendi vatandaşlarından ayırmayan bir politika izlemek zorundasınız. Bu bir tercih değil, bir mecburiyet. Kürtleri dışlayarak, kolunu kanadını budayarak Türkiye kendi çıkarlarını koruyamaz.

Türkiye’nin iç cephesi, Suriye’nin kuzeydoğusu ile geri kalanı arasında Fırat Nehri boyunca tahkim edilecek. Kuzeydoğu Suriye’ye Türkiye’nin her açıdan doğal uzantısı olarak bakmak ve halkını da kendi halkımız gibi görmek zorundayız. Sınırları değiştirmek, toprak kazancı peşinde koşmak akıllıca değil. Fiilî durum önemli. Fırat’ın doğusu, bilhassa kuzey bölgesi, fiilen Türkiye’nin organik bir parçası olacak.

Halep’ten yükselen silah sesleri ve Türkiye’den gelen sert açıklamalar, asıl hesabı gölgede bırakmamalı.

Baksanıza, Nusaybin sınır kapısı açılıyor.

Mümtaz'er Türköne yazdı: İç cephenin, Suriye'nin kuzey doğusundaki mevzileri
Mümtaz’er Türköne yazdı: İç cephenin, Suriye’nin kuzey doğusundaki mevzileri

Üniter Suriye mi?

Kavramların karşılıkları ve anlamları yerli yerinde durmuyor. Üniter yapı, federalizm ya da adem-i merkeziyetçilik gibi hazır reçetelerin izini sürerek Suriye’de kalıcı bir istikrar oluşturmak mümkün değil. Toplumsal dengeleri ve ilişkileri gözeten, esnek politikalar üretebilen Osmanlı tarzı zengin bir vizyona ihtiyaç var. Türkiye’nin istihbarat örgütleri bu konuda birikimli. Dürzilerin üçte ikisi Türkiye’nin, geri kalanı İsrail’in safında; Canpolat’ın önemini kavramalıyız. Güney’de incelikli düzenlemelere ihtiyaç var. Arap aşiretleri ile şehirli Araplar arasında, dili ve dini ayrı etnik gruplardan daha fazla mesafe bulunuyor. Nusayrilerle ilişkiler, Şam’daki yönetimin çözümünü çok iyi bildiği bir sorun alanı.

SDG’de Kürtler azınlıkta; sağladıkları fiilî güvenlik çok kritik olduğu için teyakkuz hâlindeler. Herkesin ortak ihtiyacı güvenlik. Can güvenliğini garanti etmeden kimseyi herhangi bir konuda ikna edemezsiniz. Ayrıca Kürtler PYD’den ibaret değiller.

Fay hatları son derece hassas. İç savaşın yok ettiği karşılıklı güven ve istikrarın kısa sürede sağlanamayacağı ortada. Ortamın kırılgan psikolojisi ile oyun kurucuların stratejik ve taktik hamlelerini birbirine karıştırmamak lâzım. Her çatışma haberini “öldük bittik” diye karşılamak da, aşırı iyimser olmak da yanlış.

Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’nin Kürtlere karşı düşmanca bir tutumu yok. Türkiye, evin mefruşatıyla değil; ana taşıyıcı kolonları ve altyapısıyla ilgileniyor. Temel sorun anayasal düzen değil, petrol ve su.

Resmî düzeyde, devletin güvenlik birimlerinde bir Suriye planı ve bu planın aşamalarına dair hazırlıklar olduğu anlaşılıyor. PYD, Kürtlerin nüfusuna göre çok büyük kaynakları kontrol altında tutuyor. Üniter yapı üzerindeki ısrarla Türkiye, Suriye’nin ekonomik kaynaklarının merkezi yönetimin kontrolüne verilmesini istemiş oluyor: Petrol, gümrükler ve su. Pazarlıklar bu üç başlık etrafında dönüyor.

Sorun ekonomik paylaşım olunca silah anlamını yitiriyor. SDG, besleyemeyeceği bir orduya neden sahip olsun? Hele ABD’nin lojistik desteği kalktıktan sonra.

Mümtaz'er Türköne yazdı: İç cephenin, Suriye'nin kuzey doğusundaki mevzileri
Mümtaz’er Türköne yazdı: İç cephenin, Suriye’nin kuzey doğusundaki mevzileri

Son derece doğal bir şekilde Suriye’de fiilen özyönetime dayanan bir idarî yapı ortaya çıkacak. Altını çizelim: Siyasî değil, idarî. Bu yapının temel prensibi, herkesin canından ve malından emin yaşaması olacak. Yerel asayiş birimleri ve yetkileri genişletilmiş yerel yönetimlerle bir güven ortamının oluşması gerekecek. Suriye’de taraflar, güvenliğe katkıları nispetinde sınavdan geçiyor.

PKK’nın Irak’taki Kandil gibi Suriye’de örgütsel varlığını devam ettirecek bir düzen peşinde koştuğu yargısı gözden geçirilmeli. Terör sona erdi, PKK kendini tasfiye etti. Herkes değişmek zorunda. Sivil siyasetin bütün imkânları silah bırakmanın karşılığı olarak önlerinde seriliyken, neden terör tahkimatı yapsınlar? Türkiye ile bütünleşme kapısı aralanmışken neden düşmanlıkta ısrar etsinler?

Şam yönetiminin muhatabı ve hamisi çok; Türkiye’nin ise Suriye’de yaşayan Kürtlerin hamisi olduğunu açıkça ilan etmesi ve mesele güvenlikleri olunca aslan kesilmesi lâzım. Olanlar ayrı olsa bile, Halep’teki çatışmalara karşı Türkiye’nin resmî sözcülerinin kullandığı tehdit dili doğru değildi. Bu dil, Kürtlerle PYD’yi bile ayıramıyor. Kürt bölgesi bizim iç cephemize dâhil; Kürtler doğal müttefikimiz. Yapıcı, onarıcı ve kucaklayıcı bir dile ihtiyaç var.

Kardeşlik projesi Suriye Kürtlerini yok sayamaz, dışarıda bırakamaz. Aksi bir hesap süreci kör topal yürütebilir; ancak Türkiye’yi topyekûn zaafa uğratır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.