Diyanet İşleri Başkanlığı Ali Erbaş döneminden itibaren usulsüzlük ve yolsuzluklarla anıldı. Başkanlık aynı zamanda iktidarın hem propaganda aygıtı hem de teo-politik inşa sürecinin baş aktörü işlevini üstlendi. Ve bu görevini dinî sosyal mühendislik aygıtına dönüştürerek gerçekleştirmekten hiç kaçınmadı. İktidarın istediği toplum yapısını destekleyecek din yorumları geliştirdi. En çok da kadınlar üzerine artan baskının en koyu tonu Diyanet’in söylem, eylem, vaaz ve hutbelerinde görüldü. Safi Arpaguş döneminde ise henüz önceki iki dönemde verilen hasarın tespiti ve daha önemlisi tamiri yönünde adım atılmadı. Tersine eski usulün devam ettirileceğine dair çok alametler belirdi.
Birkaç yıl önce Meclis’ten geçen Diyanet Akademisi Kanunu ile ülkedeki bilimsel İslami araştırmaların köküne kibrit suyu dökme niyeti anlaşılmıştı. Çünkü “İlahiyat dışı kaynaklardan” da “akademik(!) kadro” oluşturulabileceğini içeren madde yazılmıştı. AKP iktidarının yürüttüğü teo-politik inşa süreci, hemen her konuda olduğu gibi, adına akademi diyerek tam tersine bilim dışı yaklaşımla yetiştirilecek Diyanet personeli ile gerçekleştirilebilirdi. Nitekim 23 Ocak Cuma Hutbesi’nde bilinen bir hadis rahatlıkla ters-yüz edilebildi. Peygamberin “ey insanlar canınız, malınız, ırzınız mukaddestir” hadisi kullanıldı. Ki yıllardır kendimce, temel haklar hadisi olarak anarım bu sözü. Çünkü can, mal ve kişilik hakları için güvence olacak dokunulmazlık ilkesi ile insanlığa seslenilmiştir. Ancak bugün müminler olarak değiştirildi o ey insanlar hitabı. Müslümanın, Müslümana davranışı olarak daraltıldı. Oysa bu söz yönetenden, yönetilene yönelik bir yönetim ilkesi olarak kabul edilmeli. Bu tek örnek bile dini kolaylıkla çarpıtmak için Diyanet akademisi kurulduğunu ve İlahiyat dışı kaynaklardan eleman devşirme yetkisiyle dini anlayışı çarpıtmanın kolaylaştığını gösterir.
Tarikatlar Ankara İlahiyat’ı ele geçirmek üzere mi?
İlahiyat Fakülteleri çok uzun zamandır tarikatların göz diktiği kurumlardı. Birer ikişer çöktüler küçük illerdeki İlahiyatlara. Harem-selam eğitim sistemine geçirdiler pak çoğunu. Ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde karma eğitim kalktıktan sonra kadın İlahiyat öğrenciler ve hatta akademisyen kadınlar, tacize uğrama ve ahlaksız tekliflerle karşılaşma gibi şikayetler iletmeye başladı, dindar kadın örgütlerine. Tarık Çelenk’in üzerine kitap yazdığı Kimlik Kapanı metaforu yazık ki kadınların hak arama yollarını alabildiğine daraltıyor. Dindar örgütlerden aldıkları cevaplar da “erkeğin itibarı, kadının kadro ve okuma şansını kaybetme tehlikesi” etrafında dönüyor hâlâ.
Bırakın yasal şikayet hakkını, kendi isimlerini gizleyerek sosyal medya ifşasını bile engelliyor, danıştıkları kadınların çoğu. Bin yıl önceki sözlerle susturuluyor kadınlar, yine kadınlar tarafından. Din malum ataerkil yorumların alanı. Bu alanda çalışanlar ataerkil zihniyetteki erkeklerin sadece erkeklerden çekindiğini bilirler. Karma eğitim karşıtlığı kadın ve kız çocuklarına yönelik cinsel saldırıyı kolaylaştıracağı için isteniyor. Selefi görüşlerin hakim olduğu tarikat kökenli erkekler, ilahiyat öğrencisi ve akademisyeni olan kadınları, tesettürlü olsalar bile, cariye hükmünde görüyor. Çünkü okuyorlar, çalışıyorlar, hadlerini bilmeden kamusal alanda erkeklerle yarışıyorlar. Maalesef bu ortam bile isteye yaratıldı. Çare aradıklarında ise başvurdukları örgütler ataerkil zihniyetini işini kolaylaştıran öğütler vermeyi sürdürüyor.
Ankara İlahiyat Fakültesi ise bir Cumhuriyet kurumu olarak kurulduğu günden bu güne kadar tarikat yapılarının hedefiydi. Din dışı bir eğitim kurumu olarak görülürdü. AKP’li yıllarda artan saldırılarla ele geçirilmeye çalışıldı. Rektör atamaları yoluyla büyük ölçüde tarikat bağlantılı hocalar paraşütle kadrolara indirildi. Zamanın modası adrese teslim ilanlar Ankara İlahiyatta da görülmeye başlandı. Artık dogmatizmi sorgulayan akademisyenler, kadrolarını kaybetme riskiyle yüz yüze. Sadece kadrolarına değil itibarlarına ve kişilik haklarına da yalan ve iftira ile saldırılanlar var. Diyanet’e uzman yetiştirmek üzere hurafe ve batıl itikatlarla mücadele etmek için din alanında bilimsel çalışmalara imkan sağlamak için açılmış olan Cumhuriyetin ilk İlahiyat fakültesi olması itibariyle tarikatlar tarafından “fethedilecek son kale” hükmünde.
Şimdi bu aşamaya eriştiklerini düşünüyor olmalılar ki Fakülte yönetiminin akademik etik dışına çıktığı görülüyor. İlahiyatçı Prof. Dr. İbrahim Maraş sosyal medya hesabından adrese teslim kadro ilanlarını eleştirdi. Ankara İlahiyat’ın geleneğinde böyle atamaların olmadığını belirtti. Mehmet Azimli Hoca ise bu mesajı destekleyip “Maşallah Ankara İlahiyat detaylı (!) ilanlarla ilerliyor” diyerek gülücüklü paylaşım yapmış. Ankara İlahiyat’ta genç akademisyenler endişeli. Hem kendi kadrolarından hem de dini çalışmaların akademik etik dışına çıkacağı ve Diyanet’te olduğu gibi dogmatizmin egemenliğine girmesi ihtimaliyle rahatsızlar.
Bana gelen bilgiler de bu paylaşımları desteklemekle birlikte konunun vahametini ve endişelerimi arttırdı. “Nereden başlasam” diyor haber kaynağım ve ekliyor: “Rektörden mi, Dekandan mı, kliklerden mi?” Öğrenci kalitesi, kontenjan ve müfredata dair endişeler de çok yaygın. Rektörün bir tarikat veya cemaat yapılanmasına yakın olduğu bilinen kişileri üniversite bünyesine yerleştirdiğine dair tanıklıklar var. Rektörün bir atama tasarrufuna fakülte öğretim üyelerinin itirazı nedeniyle yaşanan gecikme ise eski Diyanet başkanının rektörle bizzat görüşmesi sayesinde aşılmış örneğin. Açık müdahaleden hiç kaçınmadan Ankara İlahiyat kadrolarının yeniden şekillendirildiği anlaşılıyor bu örneklerden. Semerkant TV yayınında “tövbe ile bir büyüğe bağlanmak, itirazı bırakıp tövbeye devam” edilmesini önemseyen hocanın Ankara İlahiyat’ta kadro bulması ürkütücü. Özellikle Menzil şeyhlerince İzmir’de düzenlenen kitlesel tövbe seansı görüntülerinin canlı örnek olduğu hurafe ve şirk günahını destekleyenler Ankara İlahiyat’ta öğrenci yetiştiriyorken rahatsız olmamak mümkün değil.
Çocukların başına neler geldi, neler…
Holding tarikatların Allah’a şirk koşmak yoluyla Kur’an’da belirtilen en büyük günahı işlemesine rağmen iktidardan ve halktan rağbet görmesi, hadi kendi günahları diyelim. Onların yediği erik bizim dişimizi kamaştırmaz. Üç kardeşi alenen birbirine düşüren o devasa mirasa söyleyecek bir çift sözümüz olmalı. Sıradan insanın saf inancıyla yaptığı bağışlardın ve iktidarın tüm halka ait olan kamu kaynaklarıyla beslemesi sayesinde oluştu. O dergahlarda çalıştırılan insanların emeği sömürüldü. Çocukların başına neler geldi, neler…
Güçlerini yalandan, haramdan, günahtan devşirenler şimdi Ankara İlahiyatta haramı, helali, günahı, sevabı mı öğretecek? Yok artık buna itiraz etmeden durmanın, susmanın veya sadece kapalı kapılar ardında ikili-üçlü konuşmalarla eleştirmenin vebalini düşünerek tavır alınmalı. Bakın Boğaziçi eylemi 5. Yılını doldurdu. Hadi Ankara İlahiyat 28 Şubattaki eylemselliğini görelim. Babası eski AKP vekili olduğu için adrese teslim ilanla fakülteye alınan kadın araştırma görevlisi, sorunların belki de en küçüğü ne yazık ki. Başörtülü kadınların hakları için ayağa kalkıldığı gibi bu defa dogmatizme karşı ayağa kalkan, öğrencisi ve hocasıyla fakülte direnişi gerçekleştiren İlahiyatçılar görelim.














