İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

Kenan Evren 12 Eylül darbesinden sonra Van’da yaptığı ilk mitingde beklemediği kadar büyük bir kalabalık görünce şaşırmış, artık her şehirde miting yapmaya başlamıştı. Evren konuşmalarında dinden, İslam’dan, Kur’an’dan, kendisinin de hoca çocuğu olduğundan bahsediyor, ayetler, hadisler okuyordu. Bu da bazı tarikat ve cemaatler başta olmak üzere, muhafazakâr kesimin çoğunu memnun etmişti.

Cemaat ve tarikatlarda 12 Eylül’e darbe olduğu için karşı olanlar vardı, ama çoğunluk zamanla “korkulacak bir darbe değilmiş” anlayışına gelmişti. Dönemin en büyük Nurcu grubu Yeni Asya cemaati de bu konuda ikiye bölünmüş gibiydi.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

Gerçi Erbakan’ın parti kurması nedeniyle gazetenin Demirel’i savunup Erbakan’ı sürekli eleştirmesi, Kutlular’ın Demirel’in adamı gibi hareket etmesi, Anadolu’daki Nurcu tabanın bir kısmını bazı ağabeyler önderliğinde bu yapıdan ayrı hizmet anlayışını tercih etmesine yol açmış, cemaatte ayrılıklar oluşmaya başlamıştı.

1977 seçimlerinde bazı Nurcuların Demirel’in mitinglerine katılarak “Nurlu Demirel” pankartları taşıması rahatsızlık veriyordu ve Said Nursi’nin has talebeleri saff-ı evveller, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayram, Abdülkadir Badıllı, Hüsrev Altınbaşak, Mehmet Feyzioğlu, Said Özdemir gibi önemli isimler Yeni Asya gazetesinden ve o cemaatten uzak duruyorlardı.

Kutlular ekibi, bu tarzın Zübeyri tavır olduğunu söylerken, ağabeyler “Bizim işimiz Risale okutmak, tanıtmak, siyaset çığırtkanlığı yapmak değil” diyorlardı. Erzurumlu Mehmet Kırkıncı Hoca ve o dönemde sadece Fethullah Hoca diye anılan Fethullah Gülen grupları da aynı düşüncelere sahip olmaya başlamıştı.

Yeni Asya Üç Mehmetlerin (M. Kutlular, M. Fırıncı, M. Birinci) kontrolündeyken, diğerleri dershane açmak, mahallelerinde dershane yurt inşa etmeyi tercih ediyordu.

Bu gelişmeler Yeni Asya ekibi için kaygı vericiydi. Çünkü bütün cemaat yardımlarının, maddiyatın, desteğin merkeze yapılması gerekirken, herkes kendi bölgesinde imkânlarını kullanıyor, merkeze yardım etmek bir yana, gazeteyle, İstanbul’la, merkezle bağı zayıflıyor, gazete ve yayınevi güç durumda kalıyordu.

Kutlular, bu işe ön ayak olan iş adamı Orhan İnanöz’e karşı çıkınca, meydana gelen gerilim iki tarafın gruplaşmasına yol açtı. Bahçelievler grubu da denilen Orhan İnanöz ekibine, Abdülvahid Mutkan, Ahmet Şahin, Osman Demirci ve bazı Nur müdebbirleri de dâhil olunca, Yeni Asya’dan bir kopma daha meydana gelmişti.

Mehmet Kırkıncı, hepsiyle irtibatı olan ve sözü geçen isimdi. Kırkıncı Hoca ve hep yanında olan eski AP milletvekili Osman Demirci sakallı olan nadir Nurculardandı. Nurcular genelde sakalsız olmayı tercih ederken Mehmet Kırkıncı o koca sakalıyla, her mecliste itibar gören ve etkili olan bir isimdi. Fethullah Gülen’i cemaate o kazandırmıştı. Demirel ile çok yakın görüştüğü ve Demirel’in de ona hürmet gösterdiği biriyken, son zamanlarda Demirel’i samimi bulmamaya başlamıştı. Onun bu tavrına ve Bahçelievler ekibine yakın duruşundan rahatsız olan ve yayımlanması için gönderdiği yeni kitaplarını basmama kararı alan Yeni Asya’ya karşı da artık mesafeliydi.

Kırkıncı Hoca: “12 Eylül tarlamızdaki taşları temizledi”

Erzurum’da eşkıya tipli insanların, Samandağ Alevilerinin ve Suriye Nusayrilerinin ortalıkta göründüğü, Kırkıncı Hoca cemaatinin ileri gelenlerini öldürecekleri söyleniyor, bir tedirginlik yaşanıyordu. Gerçekten de takip edenler olduğu anlaşılınca garnizon komutanından yardım istenmesi gündeme geldi. Daha önce polis ve jandarmadan muzdarip olan Erzurum cemaati, şimdi askerden yardım isteyecekti. Nurcular tarihinde bir ilkti bu.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

Mehmet Kırkıncı Hoca’nın kardeşi Musa Kırkıncı ile Ahmet Polat garnizona gidip komutana durumu anlattılar. Garnizon komutanı Nurcu bir cemaatin kendilerine gelmesine şaşırsa da, onları çok iyi karşılamış, yer göstermiş ve onlara koruma tahsis etmişti.

Bu gelişmelerden kısa bir süre sonra 12 Eylül darbesi gerçekleşti.

İstanbul merkezli Yeni Asya 12 Eylül’ü öfkeyle karşılarken, Erzurum grubu sevinçle karşıladı. Selimiye yurdunda anarşistlerin takipleri ve tacizleri yüzünden huzursuz gece geçiren Kırkıncı Hoca, sabah namazına hazırlanırken aldı darbe haberini. Vahdet, “Müjde Hocam ihtilal oldu” diye verdi haberi.

Osman Demirci Hoca:

“Nasıl bir ihtilal?” diye sordu.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

“Nasıl olursa olsun. En kötü ihtilal şartları bile bu hâlden iyidir” diye karşılık verdi Kırkıncı Hoca.

Radyodan “Arş ileri!” marşını duyunca, çalan marştan “Güzel bir ihtilal” olduğu kanaatine vardılar. Konuşmaya başlayan Evren’in sözlerinden, darbenin sola ve anarşiye yönelik olduğu hükmü verdiklerinde iyice rahatladılar.

Yeni Asya grubu darbeye karşı tavır alırken, diğer Nurcular Kırkıncı Hoca’nın önderliğinde karşı tarafta yer almıştı. Daha önceden gelen kırgınlıklar, artık ayrı saflarda yer almaya yönelik bir ayrışmaya dönüşmüştü.

Kırkıncı Hoca ortaya koyduğu tavrı anlatabilmek için geziye çıkmaya karar verdi ve yanına birkaç talebesini alarak yola koyuldu. Kars, Ardahan, Ağrı, Iğdır Kırkıncı Hoca’nın yanında bir tavır sergiliyordu. Bayburt, Gümüşhane ve çevresindeki iller de benzer tavır içindeydi. O yüzden Rize’ye yöneldi.

“İhtilal memleketin hayrına olmuştur,” dedi Risale dersinden sonra. “Bu ihtilal yapılışıyla değilse de, netice itibarıyla faydalı olacaktır. Daha önce bir sel gelmiş tarlamızı taşlarla doldurmuştu. Şimdi bir sel daha geldi, o taşları sürükleyip götürdü. Yani tarlamız temizlendi. Açıkça desteklemeseniz bile, aleyhinde bulunmayın. Bu hizmetimizi onların hışmından kurtaracak.”

Trabzon’a geçtiğinde, ihtilalcilerin Bediüzzaman’ın müjdelediği ordu olduğunu söyledi. Giresun, Ordu, Samsun, Ankara, Bolu, Düzce, İzmit gezilerinden sonra İstanbul’a geldi.

Mustafa Sungur: “Yeni Asya ihtilali destekleyen manşet atmalıydı!”

Ali Demirel’in evinde yapılacak hususi bir istişarede müzakere edileceğini duyunca o toplantıya katıldı. Bahçelievler ekibi diye anılan Orhan İnanöz, Osman Demirci, Abdülvahid Mutkan, Ahmet Şahin Hoca gibi Kırkıncı’yı destekleyen ekip de vardı. İstanbul ekibinin yanı sıra, Sungur, Hüsnü ve Bayram gibi görüşlerini açıklamayan isimler de yer alıyordu. Herkes kılıcını kuşanmış gelmiş gibiydi.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

Kırkıncı Hoca yaptığı gezileri ve izlenimlerini anlattıktan sonra ihtilalin tarlayı temizlediğini söyledi. Mehmet Kutlular bu sözlere itiraz etti. İhtilalin zararlarından, Demirel’in içeriye alınışından bahsetti. İhtilalcilerin Kemalizmi ikame edeceklerini, her tarafa büst, heykel diktiklerini söyledi.

“Kenan Evren her konuşmasında dinî mesajlar veriyor. Kim bilir belki Kemalizmi değil, dini ikame ederler” dedi Kırkıncı Hoca.

Kutlular sert konuştukça ortam iyice gerildi, iş bağırmaya çağırmaya dönüştü. O güne kadar bu konudaki tavrını koymayan Mustafa Sungur söz alınca herkes gözlerini çevirdi. Bediüzzaman’ın eserlerinde adından en çok söz ettiği has isimlerinden olan Mustafa Sungur, Mehmet Kutlular’a hitaben kendinden beklenmeyecek sertlikte konuşmaya başladı.

“Sizin ihtilal sabahı gazeteye ‘Şu kopan fırtına’ diye manşet atarak destek olmanızı isterdim.”

Bu şok edici sözlerden sonra devam etti:

“Bu ihtilal kahraman ordunun dizginini o malum şahsın elinden kurtarmasına vesile olacaktır.”

Mustafa Sungur, tavrını Mehmet Kırkıncı’dan yana koymuştu. Yeni Asya’ya karşı açıktan net bir tavır almış oluyordu böylece. Toplantıya katılanların çoğu gazetenin ihtilale karşı tavrının sert olduğunu, yumuşatılması gerektiğini söylerken, Kutlular “Demokrasi mücadelesi” verdiklerini söyledi.

“Siz demokrasi mücadelesi değil, Demirel mücadelesi veriyorsunuz” diye karşılık verildi.

Kutlular, Demirel’in yakında Hamzaköy’den evine gönderileceğini, ziyaretine gidip bu hususları bir de onunla konuşacağını söyledi. Toplantı bitti ama ayrılıklar netleşmişti.

Kırkıncı Hoca’dan Demirel’in yüzüne: “Yüz Süleyman Bey olsa anarşiyi önleyemezdi”

Demirel Ankara’ya geldikten sonra, Kırkıncı Hoca, Osman Demirci ile birlikte ziyaretine gitti. Demirel Kırkıncı Hoca’yı yanına oturttu. Ziyarete yeni gelenler darbeciler aleyhinde konuşmalar yaparken, rahatsız olan Kırkıncı Hoca:

“Ordu geldi, anarşiyi durdurdu. Yüz Süleyman Bey olsa bunu yapamazdı” dedi.

Bu çıkışa Demirel de, ziyaretçiler de şaşkınlıkla karşıladılar. Demirel cevap vermedi. Uğurlarken, “Daha sonra arkadaşlarla birlikte gelin, bu konuyu ayrıca konuşalım” dedi.

1981 Nisan ayında Ankara’da bir hususi istişare toplantısı yapıldı. Bu toplantıda, İstanbul toplantısı gibi oldu. Sungur, Hüsnü, Bayram gibi ağabeyler, Kırkıncı Hoca’nın yanında yer almaya devam ettiler. Fakat toplantıda heyet hâlinde Demirel’e ziyaret edilmesi kararı alındı.

Sungur, Kutlular, Birinci, Demirci, Yavuz Bahadıroğlu ve Kırkıncı Hoca’nın da bulunduğu 18 kişi Güniz Sokak’taki eve geldiğinde, başka ziyaretçi alınmadı. Demirel o toplantıyı Nurculara ayırmıştı. Kendine muhalif olmasına rağmen en çok iltifat ettiği Kırkıncı Hoca’yı yine yanına oturttu.

“Pencereden nasıl görünüyor Hocam?” diye sordu.

“İyi gidiyorlar Beyefendi.”

“Ben birkaç gün önce Isparta’yı dolaştım. Halk iyi görünmüyor. Esnafa elli bin lira ceza kesmişler. Bunlar nasıl savunulur?”

“Sizin zamanınızda günde elli kişi ölüyordu Beyefendi.”

Kırkıncı Hoca’nın bu sözleri ve Demirel’den gördüğü yakınlık Kutlular’ı rahatsız etti.

“Biz Hocam gibi düşünmüyoruz Beyefendi” dedi. Yeni Asya’nın demokrasiden yana olduğunu, Demirel’i demokrasi mücadelesinde desteklediğini tekrarladı.

Rüyada Anayasa teklifi hazırlaması söylenince

Kırkıncı Hoca’nın aklında Anayasa taslağı hazırlamak, anayasaya Din Dersi mecburiyeti koydurmak vardı.

Çünkü o sıralarda arkadaşı Hacı İshak Efendi: “Hocam, rüyamda Üstad Bediüzzaman Hazretleri’ni ve Abdülkadir Geylanî Hazretleri’ni ayrı ayrı gördüm. Her ikisi de size bir anayasa teklifi hazırlamanızı söylemem için beni vazifelendirdiler.” demişti.

Bu konu üzerinde düşünürken, kendisi de bir rüya gördü. Uyandıktan sonra Şener Dilek’in kaldığı apartmana gitti. “Ben bir şeyler söyleyeceğim. Sen benim söylediklerimi yaz.” dedi.

Şener Bey ile birlikte “Nasıl Bir Anayasa” adını verdikleri anayasa taslağının ilk müsveddesini yazdılar. Daha sonra Alaaddin Başar ile birlikte düzenleme yaptılar. Bu nüshaları dört paşaya gönderdiler.

Fakat Kırkıncı Hoca rahat edemedi. Meclisteki anayasa çalışmalarını takip etmek ve mümkün olursa anayasayı hazırlayan komisyona okumak için Ankara’ya gittiler. Ankara’da Feyzi Allahverdi’ye misafir oldular.

Hukukçu dostlarının ifadelerine göre; yeni hazırlanan anayasanın 24. maddesi her türlü İslâmî faaliyeti yasaklıyordu. Hatta bu madde ile dükkânına besmele levhası asan bir bakkalı bile mahkûm edilebilirdi.

Feyzi Allahverdi’ye: “Feyzi” dedi, “Bu önemli bir mesele. İstanbul’a bir telefon aç da Sungur Ağabey ile Osman Demirci Hoca’yı da çağıralım. Meseleyi birlikte müşavere edelim.”

Ertesi sabah Sungur Ağabey ile Osman Demirci Hoca geldiler. Durumu kendilerine anlattı ve bu maddenin çıkmaması için çalışmaları gerektiğini söyledi. Sonra Antep’ten Nazım Gökçek, Malatya’dan Mehmed Ali Bağlıtaş ve daha birçok kişiyi Ankara’ya çağırdı.

Kurucu meclisten tanıdık bir üye bulmayı düşünürlerken Fevzi Allahverdi, Mehmed Pamak’ın kurucu meclis üyesi olduğunu ve tanışmayı arzu ettiğini söyledi. Bunun üzerine Mehmed Pamak’ın bürosuna gittiler. Orada tanıştıkları kurucu meclis üyesi bir hukukçu onları dinledikten sonra:

“Siz” dedi, “Bu işi Mehmed Pamak’tansa hemşehriniz olan ve kurucu meclis üyelerinden Selçuk Kantarcıoğlu ile halletmeye çalışın. O Kenan Paşa’ya daha yakındır.”

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

Selçuk Bey’i telefon ile arayarak, Osman Demirci Hoca ve Ahmet Efendioğlu ile beraber evine gittiler. Yeni anayasanın 24. maddesinin her türlü İslâmî faaliyeti engeller mahiyette olduğunu söylediler.

 “Hocam bu istediğinizin yerine getirilmesi oldukça zor görünüyor. Siz bana üç dört gün müsaade edin. Ben bunları düşüneyim, arkadaşlarımla müşavere edeyim. Sonra size haber veririm.” dedi.

Üç-dört gün sonra gerçekten de aradı ve evine dâvet etti.

“Ben yetmiş kişi ayarladım. Yüz otuz kişi olursa 24. maddede değişiklik yapılması için önerge verebiliriz. Sizin kaç kişiniz var?” diye sordu.

Kırkıncı Hoca, “Sizinle beraber çalışırsak bu sayıya ulaşabiliriz.” dedi.

Kırkıncı Hoca arkadaşlarıyla 24. maddenin değişmesi için Ankara’da on beş gün kaldı. Meclise defalarca gittiler. Ayrıca “Nasıl Bir Anayasa” broşürünü görüştükleri bütün üyelere okudular. Bu çalışmalar sonucunda 24. madde değiştirildi.

Kırkıncı Hoca-Tahsin Şahinkaya görüşmesi

Kırkıncı Hoca’ya göre olan olmuş darbe yapılmıştı. Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş gibi liderler artık yoktu, onların devri bitmişti. Kenan Evren onların bir daha siyasete dönemeyeceğini, onlara siyaset yaptırmayacağını açıklamıştı. Aynı Evren, dinden, İslam’dan bahsediyor, komünizme karşı olduğunu söylüyordu.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

Kurucu Meclis üyelerinden Selçuk Kantarcıoğlu’yla işbirliği yaparak, İslâm’a aykırı yorumlanacak 24. Maddenin değiştirilmesini sağlamıştı. Ama asıl amacı Kenan Evren ile görüşebilmek ve okullara mecburi din dersi koydurmaya çalışmaktı.

Selçuk Kantarcıoğlu, “Ben Kenan Paşa’ya gidemem. Bu iş beni aşar. Siz başka bir kapı arayın.” dedi. Kendisine teşekkür ederek yanından ayrıldılar.

Kenan Paşa’ya ulaşmak için bir yol ararlarken, eski AP milletvekili olan Osman Demirci Hoca konuştu:

“Niğdeli Mustafa Can isminde bir tüccar tanıyorum. Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ile irtibatı var. Size karşı büyük muhabbeti besliyor. Mustafa Bey’e gidelim, o bizim için bir vesile olabilir. Belki bizi Şahinkaya ile görüştürebilir. Onun vasıtasıyla belki Kenan Paşa’yla görüşebiliriz.”

Mustafa Can onları hürmet ve muhabbetle kucakladı.

“Sizden bir ricamız olacak.” dediler ve Şahinkaya ile görüşmek gerektiğini söyleyerek, bu hususta yardımcı olmasını istediler.

Mustafa Can önce teklifi kabule yanaşmadı. Birtakım özürler beyan etti.

Bunun üzerine:

“Mecliste yeni bir anayasa hazırlanıyor. Bu hususta biz de bir çalışma yaptık. İsterseniz bir dinleyin, sizin de fikrinizi alalım.” dediler ve Ahmet Efendioğlu kendisine “Nasıl Bir Anayasa” adlı dosyayı okudu. Efendioğlu henüz iki sayfa okumuştu ki, Mustafa Bey hemen Şahinkaya’nın evine telefon açtı.

Şahinkaya birkaç günlüğüne İstanbul’a gitmişti. Mustafa Can, Şahinkaya’nın hanımına Paşa geldiğinde kendisini araması için not bıraktı.

Kırkıncı Hoca’ya:

“Hocam, siz telefon numaranızı bırakın. Şahinkaya gelince ben ondan randevu alır ve sizi ararım” dedi.

Aradan iki üç gün geçtikten sonra Mustafa Can aradı.

“Yarın akşam saat beşte Paşa bizi bekliyor” dedi.

Ertesi gün Mehmet Kırkıncı Hoca, Osman Demirci Hoca, Ahmet Efendioğlu ve Mustafa Can birlikte Paşa’yı görmeye gittiler.

Tahsin Şahinkaya onları çok nazik bir şekilde karşıladı. Kırkıncı Hoca:

“Efendim, biz buraya, sizin bu müspet icraatınıza karşı teşekkür etmeye geldik” dedi. “Şimdi sizin aklınıza, ‘Niye teşekküre gelmek için sekiz ay beklediniz?’ diye bir soru gelebilir. Çünkü sizin eşikleriniz çok yüksek, ulaşabilmek için çok beklememiz gerekti.”

Tahsin Şahinkaya:

“Aman, öyle söylemeyin” dedi. “Ben Niğdeliyim. Babam binbaşı idi. Ben küçükken babam elimden tutar, beni camilere götürürdü. Cihan Harbi’nde Şahinkaya ismindeki bir taşın dibinde, bir şarapnel parçası babamın ayağını koparmış ve soyadımız bu olay dolayısıyla Şahinkaya olarak konulmuş. Annem her Pazartesi ve Perşembe günleri ve diğer mübarek günlerde oruç tutardı. Gelelim bize, şimdi ne ben babama lâyık bir evlât olabildim, ne de hanımım anneme lâyık bir gelin. İnanıyoruz fakat çok şeyi bilmiyoruz.”

Kırkıncı Hoca ve yanındakiler hayretle ve memnuniyetle dinliyorlardı. Paşa devam etti:

“Biz memleketin durumunu ve içinde bulunduğumuz tehlikeyi ihtilâli yaptıktan sonra çok daha iyi anladık. Komünistler 1981 yılının Nisan ayının ilk Cuma gününde ihtilâl yapacaklarmış. Bütün teçhizatlarını hazırlamışlar. Birçok subay elbisesi almışlar. O gün millet Cuma namazını kılmak için camilere girdiklerinde, birçok camiyi bombalayacaklarmış. Devlet adamlarından 100 kişiyi tespit etmişler. Ayrıca şehirlerde kimlerin vurulacağını da tespit etmişler. Adreslerine, telefon numaralarına kadar her şeylerini öğrenmişler. İhtilâl günü onların hepsine suikast düzenleyip öldüreceklermiş. Kimin kimi, nerede, ne zaman vuracağı ince ince hesaplanmış. Mesele bu kadar tehlikeliymiş. Bunların hepsini ihtilâlden sonra ele geçirdik.”

Kenan Evren: “İlk ve ortaokullarla liselerde mecburi din dersi konacaktır”

Tahsin Şahinkaya bunları anlatırken çaylar geldi. Çay içerlerken Mustafa Can sözü aldı:

“Paşam hocalarımın yeni anayasa için bazı teklifleri var. Müsaade ederseniz onu okusunlar” dedi.

Bunun üzerine Paşa:

“Biz zaten gerekli tedbirleri aldık ve anayasayı hazırlatıyoruz” dedi.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Nurcular 12 Eylül paşalarını nasıl etkiledi?

 “Paşam, bunun çaresi kanun yapmak değil. Kanun yaparak bunların önünü alamazsınız” dedi Kırkıncı Hoca:

Tahsin Şahinkaya merakla baktı.

“Peki, nasıl alacağız?”

 “Sizin söylediğinize göre, bu işi yapanların ileri gelenleri mezhep ayrımcıları imiş. Maalesef Osmanlı Devleti zamanında bunlara dinî yönden gerekli hizmet götürülememiş. İslâmiyet’in hakikati kendilerine tam manasıyla anlatılamamış. Şimdi bunlara İslâmiyet’i anlatırsak kabul ederler; birkaç cahil adamın peşinden gitmezler. Eğer okullara mecburi din dersi koyarsanız, bu cahil halk bilinçlenir. O zaman problem çözülür.”

Kırkıncı Hoca’nın bu sözlerini dinleyen Tahsin Şahinkaya etkilenmişti.

 “Ben bu işle bizzat ilgileneceğim” dedi. “Meclise din derslerinin zorunlu okutulması konusunda teklifte bulunacağız.”

Paşa’nın sözlerinden memnun kalan Kırkıncı Hoca, ondan kendilerini Kenan Paşa’ya götürmesini istedi.

Şahinkaya:

“Hocam, ben yarın akşam kendisiyle görüşeceğim. Bütün bunları kendisine sizin namınıza tek tek nakledeceğim. Sizin görüşmenize gerek kalmaz” dedi.

23 Temmuz 1981’de Kenan Evren Mehmet Kırkıncı Hoca’nın memleketi Erzurum’da konuştu:

“Yeni aldığımız bir kararla ilk ve ortaokullarla liselerde mecburi din dersi konacaktır.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.