Ruşen Çakır, CHP lideri Özgür Özel’in “Hakkımı helal etmiyorum” çıkışının toplumsal, vicdani ve siyasi anlamlarını ele alırken, bu çıkışın özellikle dinî meşruiyete yaslanan bir iktidar karşısında, vicdani bir hesaplaşma ve sivil itaatsizlik eylemi olarak taşıdığı öneme dikkat çekiyor.
Gazeteci Ruşen Çakır, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Hakkımı helal etmiyorum” sözlerini değerlendirdiği programında, bu çıkışın yalnızca siyasi değil, aynı zamanda vicdani ve toplumsal bir anlam taşıdığını söyledi. Çakır, Özel’in sözlerini, dinî meşruiyete yaslanan bir iktidara karşı geliştirilen bir tür sivil itaatsizlik olarak yorumladı.
Çakır, programın başında Suriye ve Kürt meselesini ele almayı planladığını, ancak Özgür Özel’in bu çıkışının gündemi değiştirdiğini belirtti. Özel’in daha önce de hazırlıksız ve çarpıcı çıkışlarıyla dikkat çektiğini ifade eden Çakır, Ferdi Zeyrek’in cenazesindeki görüntüleri örnek gösterdi.
Özgür Özel’in sözlerini, “19 Mart Mağdurları” olarak anılan grubun haftalık toplantısında dile getirdiğini aktaran Çakır, Özel’in burada adalet sistemindeki çifte standarda dikkat çektiğini hatırlattı. Özel’in, CHP’li oldukları için tutuklananlar ile iktidar partisine geçtikten sonra yaşamları değişenler arasındaki farkı vurguladığını belirten Çakır, cezaevindeki genç bir çiftin yaşadıklarının “zulüm” olarak tanımlandığını aktardı. Özel’in, bu uygulamalardan sorumlu olanlara “hakkını helal etmeyeceğini” söyleyerek, hem bu dünyada hem de ahirette hesap sorulacağını ifade ettiğini anımsattı.

“İktidarın dinî referanslarla kurduğu meşruiyet anlayışına doğrudan bir itiraz”
Ruşen Çakır, bu sözlerin iktidarın dinî referanslarla kurduğu meşruiyet anlayışına doğrudan bir itiraz içerdiğini söyledi. “Helal etmeme” ifadesinin aynı zamanda bir hesaplaşma çağrısı olduğunu vurgulayan Çakır, bunu şiddete başvurmadan, söz ve tutum yoluyla yapılan bir direniş biçimi olarak değerlendirdi. Bu yönüyle çıkışın geniş kesimlerde karşılık bulduğunu ve güçlü bir meydan okuma anlamı taşıdığını dile getirdi.
Programda kişisel bir anısını da paylaşan Çakır, 1980 askeri darbesi sonrası kendisine işkence yaptığını belirttiği eski bir emniyet görevlisinin cenazesinde yaşadığı içsel hesaplaşmayı anlattı. O an açıkça bir söz söylemediğini, ancak dua etmeyerek ve hakkını helal etmeyerek kendi vicdanında bir tavır aldığını ifade eden Çakır, bunu “birey olarak dik durmanın” bir örneği olarak tanımladı.
Çakır, herkes için hakkın helal edilebileceği durumlar olduğu gibi, bazı eylemler ve kişiler için bunun mümkün olmadığını söyledi. Özgür Özel’in işaret ettiği meselenin bireysel değil, toplumsal ve kolektif bir insan hakları sorunu olduğunun altını çizen Çakır, bu çıkışın tarihe not düşülmesi gerektiğini ifade etti.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Bu sabah da yine Suriye üzerinden, Kürt sorunu üzerinden, Kürt hareketi, Öcalan bir şeyler konuşmayı düşünüyordum. Çünkü bayağı bir farklı kesimlerden insanlarla sohbet ettim. Çok ilginç, önemli gelişmeler yaşanıyor ve yaşanabilir ama sonra karşıma Özgür Özel’in o sözleri çıktı. “Hakkımı helal etmiyorum.” sözleri. Özgür Özel arada böyle ilginç, çarpıcı çıkışlar yapıyor. Genellikle de çalışılmamış yani kendiliğinden geliştiği anlaşılıyor. Mesela Ferdi Zeyrek’in cenazesi, o görüntüler hâlâ hafızalarda. Buradaki bu çıkışının da aslında çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bunu neden böyle düşündüğümü anlatmadan önce isterseniz bu uzun videoyu bir izleyelim. Özgür Özel neyi nasıl söylemiş bir bakalım.
Özgür Özel: “Bütün vatandaşlara soruyorum. Bir iftiraya muhatap olan CHP’liyse, partisinde kalıyorsa hapse girecek. Evlatları, eşleri bu hâle gelecek. AK Parti’ye geçiyorsa hayat sürecek. Şu çocuğun gözünün içine bakın da ‘bu ülkede adalet var’ deyin bakalım. Bu annenin bakın gözünün içine. Bu eşin gözünün içine bakın, ‘bu ülkede adalet var’ deyin. Bu Filiz Hanım, Buğra’nın eşi. Haziran’da nikâhları vardı. Buğra içeride diye nikâh burada yapıldı. Benim nikâh şahidi. Filiz Hanım’a nikâhının fotoğrafını vermediler ya. Cezaevinde nikâh kıyıldı. Fotoğraf vermiyorlar zulüm olsun diye. Bak, benim olduğumu da verme. 60 poz çektiler orada. Bir tek, bir tek Filiz’le Buğra’nın fotoğrafını vermiyorlar. Şu Filiz Hanım’ın bakın da gözünün içine bakın, bakın, bakın, bakın. Anadolu’daki teyzeme söylüyorum. Bu yeni geline reva mı bu? Bu yeni gelinin gözüne bakın da ‘iyi yapıyor Tayyip Bey’ deyin. Yapmayın arkadaşlar. İnsafı olan, vicdanı olan bu işlerden vazgeçsin artık. Bir yıllık evli. Gel. Bakın onun gözünün içine. Kocasının mühür çıkan kasasına dolar montajlayan TRT; al, ‘ne diyorsun?’ diye sor bakalım. Sor. Onun vergisinden yayın yapıyorsun sen. Bizim vergimizden yayın yapıyorsun. ‘Kasadan mühür çıktı, para çıktı’ yalanı attınız. O gün daha 5 aylık evliydi. Nasıl biliyorsa Allah sizi öyle yapsın. Nasıl biliyorsa Allah sizi öyle yapsın. Bu kadar zulmün, bu kadar zulmün bir bedeli olacak elbet. Bu dünyada olmasa öbür dünyada olacak. İki elimiz yakanızda. Kimse helallik istemesin. Hiç kimseye hakkımızı helal etmeyeceğiz. Hani böyle ‘helal ediyor musun?’ diye soruyorlar ya. Vallahi de billahi de bu zulmü yapanlara hakkımız helal değildir. Helal etmeyeceğiz. Yazıklar olsun. Yazıklar olsun bu düzeni kurana, savunana, sürdürene. Yazıklar olsun hepinize. Bak, bu insanların bir gözünün içine bakın. Aile Dayanışma Ağı. Ne yapıyor bunlar biliyor musunuz? Birbirine tutunuyorlar ki düşmesinler diye. Siz düşeceksiniz, siz. Sizi düşüreceğiz. Siz düşeceksiniz. İktidardan da düşeceksiniz. Haksız yere oturduğunuz o kürsülerden de düşeceksiniz. Hepiniz hesap vereceksiniz. Hepiniz hesap vereceksiniz. Bu yeni gelinin masumiyetinde, bu genç evlinin masumiyetinde, bu annenin gözyaşında boğulacaksınız. Başka bir diyeceğim yoktur.”
Evet, ‘‘Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.’’ dedi. Daha ne desin? ‘‘Başka bir diyeceğim yok.’’ dedi ama çok şey söyledi. İki şey bir arada: bir hakkı helal etmeme meselesi, bir de hesap sorulacağı meselesi. Zaten hesap sorma siyasetçilerin en büyük iddiasıdır. Ama burada Özgür Özel tabii farklı bir şey yapıyor. Hakkını helal etmemeyi söylüyor ve 19 Mart mağdurlarının ailelerinin neredeyse haftalık düzenli olarak yaptıkları toplantıda bunu yapıyor. Bir şekilde olayı bu dünya ve öbür dünyaya taşıyor. Şimdi birileri diyecektir ki: “Ya böyle siyaset olmaz.” Pekâlâ olur. Özellikle de ülkeyi yönetenlerin en önemli meşruiyeti, kendilerince en önemli meşruiyeti dinden geliyorsa, İslamiyet’ten geliyorsa. Sonuçta Özgür Özel’in o söyledikleri bence bir yerlere karşılık buluyor. Onur, vicdan muhasebesi yapıyor. Bu aslında bir tür sivil itaatsizlik. Sivil itaatsizlik meselesini insanlar çok fazla bilmiyorlar. Dünyada çok çarpıcı örnekleri var. Ama sivil itaatsizlik aslında çok basite indirgeyecek olursak hiçbir şekilde şiddete başvurmadan sözle, eylemle, bir şeyler yaparak ya da yapmayarak zulme karşı direnmektir. Bu olayı yani hakkını helal etmeme olayını ben bu açıdan çok önemsiyorum. Birçok yere bu sözler gitmiştir. Birçok insana gitmiştir. Bu onunla yüzleşir yüzleşmez, o onların kendi meseleleri. Fakat ben bile durduğum yerde bunu görünce etkileniyorsam gerçekten ‘‘helallik’’ diye bir perspektifi olan, hayata böyle bakan, ‘‘öbür dünya’’ diye bir perspektifi olan insanlar için bu çok önemli bir meydan okuyuş.
Şimdi çok da sözü uzatmak istemiyorum. Bu olay Özgür Özel’i dinler dinlemez aklıma kendi yaşadığım bir olayı getirdi. Gerçekten çok acayip bir rastlantıydı. Öyle söyleyeyim. Bir cenaze namazında, bir arkadaşımın annesinin cenaze namazına gittik ve o sırada bir polis bandosuyla bir cenaze geldi. Bayağı da kerli ferli şeyler vardı, cenazenin cemaati vardı ve baktım ismine. İsmi bir yerden sanki biliyorum ama emin olamadım. Ama tabii biliyorsunuz artık her şey çok kolay. Cep telefonundan bir aradım. Baktım ki benim de işkence gördüğüm 1980 12 Eylül sonrasında İstanbul siyasi şubenin müdürüymüş. Benim işkence görmem tek başına bu bile önemli ama orada yüzlerce binlerce kişi işkence gördü, çok kişi sakat kaldı, hayatını kaybetti ve bu kişi emekli olmuş ve sonra işte hayatını kaybetmiş. Nasıl kaybetti bilmiyorum ama bayağı bir yaşı vardı herhalde. Orada cenazede tabii yan yana olunca sırayla kılınıyor namazlar. Ben de cenaze namazını kılıyorum ve hak helal meselesinde tabii ki öyle bir ortamda “Helal etmiyorum.” demek diye bir şey olamaz ama içimden dua etmedim. Yani arkadaşımın annesine ettiğim duaları ona etmedim ve onunla bir tür hesaplaştım.
Sonuçta böyle oluyor. Çok güçlü oluyorsunuz. Ben o sırada 19 yaşında bir öğrenciydim. Kendisi yapmamıştır tabii ki en azından bana, öyle söyleyeyim ama çok kişi üzerinde ahı olan birisiydi. Bu neye yaradı bilmiyorum ama ben en azından, Allah’ın işi, rastlantı; ben en azından gecikmiş de olsa bir hesaplaşmayı orada yaptığımı düşünüyorum. Kimileri buna gülüp geçebilir. Ben gülüp geçmiyorum. Önemsiyorum. O dönemi beraber yaşadığım arkadaşlara anlattığımda onlar da önemsediler. Ben önemsiyorum ve umarım benim o tanıklığım, yani şehâdetim diyelim, oradaki tanıklığım bir işe yaramıştır. Bu bile bazen insanları, toplumları rahatlatabilir. Evet, helallik… Herkesin gönül rahatlığıyla hakkını helal edeceği insanlar var ve asla etmeyeceği insanlar var. Ama burada Özgür Özel’in dikkat çektiği olay daha toplumsal, daha ulusal bir meseleden bahsediyor. Çok ciddi bir insan hakları ihlalinden bahsediyor. Daha kolektif bir olaydan bahsediyor. Onun için bunu tarihe düşmek lazım. Ve diyeceğim şu: Kime helal? Bazı insanlara karşı içimiz dolu olabilir ama yine de son anda hakkınızı helal edersiniz. Bu anlaşılır bir şey. Ama kendi örneğimde verdiğim gibi bazı olaylarda da helal etmemek en azından birey olarak dik durmanın bence bir göstergesidir diyeyim. Çok da uzatmayayım.
Bugünün ithafı bir büyük oyuncu, Charlotte Rampling. 1946 doğumlu olduğuna göre şu anda 80 yaşında. Maşallah. Ben onu ‘‘Gece Bekçisi’’ filminde tanıdım. Birçok kişi belki de öyle tanımıştır. Dünya çapında çok sayıda filmde oynamış bir İngiliz oyuncu ama İtalyan, Fransız yönetmenlerin, özellikle daha entelektüel yönetmenlerin diyelim çok tercih ettiği bir oyuncu Charlotte Rampling ve onun ‘‘Gece Bekçisi’’ filmi, evet, burada ‘‘Gece Bekçisi’’ni görüyorsunuz. Dirk Bogarde, o da çok bambaşka bir oyuncudur. Ona da inşallah sıra gelecek. Ama Charlotte Rampling o filmde ve hâlâ bir yerlerde illaki karşınıza çıkıyordur. Dizilerde de oynuyor, filmlerde de oynuyor. Oyunculuk yapmadan önce modellik yapmış Charlotte Rampling ve hâlâ dimdik ayakta ve sürdürüyor. Evet, bu da ‘‘Gece Bekçisi’’nden. ‘‘Gece Bekçisi’’ni izlemediyseniz ne yapıp ne edip izleyin derim. Sinema tarihinin herhalde en tartışmalı filmlerinden birisidir. Çok olağanüstü. İtalyan yönetmen Liliana Cavani’nin filmi. Bir kadın yönetmenin filmi. Çok tartışmalı bir film. Naziliğe gönderme, toplama kamplarına gönderme ama aynı zamanda sadomazoşist ilişkiler var ve çok etkileyici bir film. Zor bir film ama unutulmayacak bir film. Onu özellikle söylemek lazım. Ve Charlotte Rampling bence sadece bu filmde oynamış olsaydı bile sinema tarihine geçmeye aday birisiydi. Kendisini hayranlıkla selamlıyorum. Evet söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








