Ruşen Çakır, Prof. Mehmet Gürses ile Suriye’de Rojava sürecini ve Kürtlerin Fırat’ın doğusu-batısındaki stratejik konumunu, Mazlum Abdi ve SDG’nin rolünü, Barzani’nin tutumunu ve Öcalan çizgisini değerlendiriyor. Söyleşide SDG’nin kaybı, Kürtlerin kazanımları, Rojava efsanesinin sona erip ermediği, Türkiye-Kürt ilişkileri ve bölgedeki jeopolitik dengeler detaylı şekilde analiz ediliyor.
Profesör Mehmet Gürses ile gazeteci Ruşen Çakır, Suriye’deki son mutabakattan yola çıkarak “Rojava efsanesi bitti mi?” tartışmasını, Kürt kimliği ve bölgesel dengeler üzerinden ele aldı; Türkiye’de ise Kürt kamuoyunda artan kırgınlık ve öfkeye dikkat çekti.
Gürses, son mutabakatın özünde 10 Mart’taki çerçeveden çok farklı olmadığını belirterek, Kürt güçlerinin Fırat’ın batısından çekilmesinin beklendiği gibi gerçekleştiğini söyledi. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çatışmaya girmeden Rakka ve Deyrizor gibi Arap yoğunluklu bölgelerden Haseke ve kuzeyine yöneldiğini aktaran Gürses, sürecin daha az kayıpla tamamlanabileceğini savundu. Mutabakatın ayrıntıları netleşmemiş olsa da, Kürt varlığını kabul eden bir “ara formül”ün şekillendiği görüşünü dile getirdi.
“Rojava efsanesi bitti” değil, “yeni başlıyor”
Çakır’ın kamuoyunda dillendirilen “Rojava efsanesi sona erdi” tezini hatırlatması üzerine Gürses, tersini savundu. Rojava’nın nüfus ve coğrafya açısından en küçük Kürt bölgesi olduğunu kabul eden Gürses, buna rağmen sahadaki gelişmelerle birlikte “topraksal karşılığı olan bir Kürt gerçekliğinin” ortaya çıktığını ve bunun tarihsel bir eşik olduğunu söyledi.
Gürses’e göre, çok uluslu bir yapı olarak tasarlanan SDG zayıflasa da, “Kürtler ve Kürtlük Suriye’de kaybetmedi.”

Barzani etkisi ve “partiler üstü Kürtlük bilinci”
Programda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi liderliğinin tutumu da gündeme geldi. Çakır, Barzani’nin Suriye’de Kürtlere yönelik olası saldırılara karşı net bir duruş sergilemesini “şaşırtıcı ve belirleyici” olarak nitelendirdi. Gürses ise bu tavrın “Kürtlük adına” sergilendiğini, son dönemde ortaya çıkan “Kürt sokağı” ve “Kürt kamuoyu” kavramlarının parti kimliklerini aşan bir dayanışma yarattığını söyledi.
IŞİD yanlısı küçük gruplar dışında Kürtlerin ortak bir refleks geliştirdiğini belirten Gürses, bu süreçte Barzani’nin güç kazandığını ifade etti.
Türkiye’de kırgınlık ve güvensizlik artıyor
Çakır, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’deki Kürtlerde “satıldıkları” hissi yarattığını, bunun da siyasal bir kırgınlığa dönüştüğünü dile getirdi. Gürses de sahada gözlenen ruh halini “öfke ve hayal kırıklığı” olarak tanımladı.
Kürtlerin taleplerine sınırlı ve sembolik adımlarla karşılık verilmesini eleştiren Gürses, “kardeşlik” söyleminin somut haklarla desteklenmediği sürece karşılık bulmadığını savundu. Türkiye’de “temkinli iyimserlikten nitelikli karamsarlığa” geçildiğini belirterek, bu kopuşu engelleyebilecek tek aktörün yine Türkiye olduğunu söyledi.
ABD ve İsrail’e güven azaldı
Tartışmada Batı’nın rolü de masadaydı. Kürt milliyetçi çevrelerin ABD ve İsrail’den beklediği desteğin gelmediğini belirten Gürses, ilişkilerin zaten “taktiksel” olduğunu, ancak Washington’un “şimdilik” Kürtlerden uzak durduğunu, İsrail’in de sessiz kaldığını ifade etti. Orta Doğu’daki dengelerin hızla değiştiğini ve Suriye’nin “yamalı bohça” haline geldiğini söyleyen Gürses, mevcut durumun “ilk raund” olabileceğini dile getirdi.
“Devlet kaybedebilir, kimlik kalır”
Gürses, değerlendirmesini çarpıcı bir cümleyle özetledi: “Hükümetler kazanabilir ama devlet kaybedebilir; örgütler kaybedebilir ama kimlik kalır.”
Türkiye’nin “millet” anlayışını yeniden tanımlaması gerektiğini savunan Gürses, egemenliğin paylaşıldıkça güçleneceğini, aksi halde Kürt toplumundaki öfkenin eski yöntemlerle kontrol edilemeyeceğini söyledi.
Program, bölgedeki asimetrik güç dengeleri içinde belirleyici adımı atacak tarafın Türkiye olduğu vurgusuyla sona erdi.







