Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi

Yazıyı bıraktım.  Ama yazı beni bırakmıyor. Yazıyla olan mücadelem, çikolatayla olan mücadeleme benzedi biraz. Her seferinde “bu son”, yemeyeceğim diyorum. Ama olmuyor. Yazıya da bir süreliğine ara vermek istedim. Ama olmadı. Zira Kürtler çok canımı sıkıyor. Çünkü görüyorum ki Kürtlerin canı çok sıkılıyor. Kürdün canı sıkkınsa Türkün huzur bulduğu nerede görülmüş! Ezen nasıl ki ezme psikopatlığının ruhunda yarattığı tahribattan kurtulmakta zorlanıyorsa, sanırım ezilen de aynı şekilde ezilmenin ruhunda yarattığı “mesleki” dezenformasyondan kurtulamıyor. Bir türküdür Kürtler, tutturmuş gidiyor. Madem onlar türkü söylüyor, ben de onlara dengbej söyleyeceğim. Neden? Altta kalmak olmaz. Malum derdimiz halkların kardeşliği, derdimiz eşitlik. Dertleşelim, eşitlenelim.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi

Günlerdir yas tutuyor Kürtler. Niye? Vay efendim Suriye’de öldük, bittik, kaybettik. Öyle mi gerçekten? Kürtler Suriye’de kaybeden mi yoksa kazanan mı? Düne kadar Şam tarafından bırakın anayasal olarak tanınmayı, inkâr edilirken varlıkları; bugün artık bırakın inkârı, anayasal olarak tanındıkları ikrar ve ilan edilen Kürtler değil mi? Fırat’ın doğusuna mührünü vuran Kürtler değil mi? Kobani direnişiyle adını dünyaya duyuran Kürtler değil mi? Kürt halkının yaşadığı hayal kırıklığının sebebi, meseleyi dramatize ederek ajite edenlerdir. 22 Ekim ve 27 Şubat amacına ulaşmış; Suriye’de TSK ile YPG’yi karşı karşıya getirmek isteyenler avucunu yalamıştır. Daha önce de defaatle ifade ettiğim üzere, ideal olan elbette Ankara’nın Kıbrıs’a sahip çıktığı gibi Rojava’ya da sahip çıkmasıydı. Ama ideal olana uzağız diye, atlatılan tehlikeleri yok saymak veya elde edilen kazanımları göz ardı etmek de kabul edilebilir değil.

Kobani’de kazanan Öcalan, Ankara’da kazanan ise Bahçeli’dir. Bunun aksini iddia etmek için ya art niyetli olmak ya kör olmak ya da anlık duygusal tepkilerle hareket edecek kadar sığ olmak gerekir. Evet, nihai zafer henüz ilan edilememiştir. Zira Terörsüz Türkiye; sadece örgütün değil, devletin de terör yöntemlerini bırakması demektir. Ve bu anlamda daha kat edecek yolumuz çoktur. Hayat devam ediyor; hayat devam ettiği sürece de mücadele devam edecektir. İdeal olana ulaşmak hiçbir zaman mümkün değildir, mühim de değildir. Mümkün ve mühim olan her daim onun peşinden koşmaktır. İlerleme; gelişmeler ve sıçramalar anlamında ancak böyle mümkündür. Statükoyu aşmak ancak böyle mümkündür.

Kürtlerin tuttuğu yasın kaynağı bardağın boş kısmı. Lakin susuzluğuna kâfi geliyorken yarım bardak su, ne diye dert edersin bardak ağzına kadar dolmadı diye su? Yani bardağın boş kısmına bakarak yas tutmak boşuna. Ama bu hakikat hali elbette majör bazı hataları görmeye de engel değil. Siz; sizi 100 yıldır ısıranlara, ısırdıklarını bile bile bu kadar kati bir güven duygusu ile yaklaşırsanız; siz, Şara’ya Şam yolunu açanlarla size Kobani yolunu açanların aynı kişiler olduğunu görmezden gelirseniz; siz, emperyalizm şöyledir böyledir dedikten sonra dönüp de emperyalistlerden medet umarsanız, olmaz. Halkın beklentilerini gereksiz ve yersiz yere arşa çıkarırsanız, olmaz. Siyaset ve iletişim kanallarını bu kadar kötü kullanırsanız, olmaz. Nitekim olmadı. Ama bu yenildiğiniz, yenildiğimiz anlamına gelmez. Biz diyorum. Zira ayrımız gayrımız yok bizim.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi

Deniz dalgalandı, durulacak. Fırtına dinmek üzere, güneş açacak. Sabır ve sebat gerek. İnsan ömrü, halkların ömrü yanında nedir ki? Devede kulak. Dünyanın en zor coğrafyasında, yerel çatışmalar ve vekalet savaşlarının ortasında dört parçada bir bölge Kürdistan. Elbette kolay olmayacak. Rojava özelinde enseyi karartacak, hayatı karamsarlaştıracak bir şey yok. Lakin devam edebilmek için bardağın dolu kısmını görmek ne kadar elzemse, bir daha düşmemek için de bardağın boş kısmını görmek bir o kadar elzem. Bir büyüktür sıfırdan demek ve neden birde kaldık da beşe varamadık diye düşünmek gerek. Biz Türklerin çok sık kullandığı bir taktik vardır; daha çok ilerlemek adına zaman zaman geri çekilmek. Tuğrul ve Çağrı Beylere bakmak gerek. SDG’nin Suriye’deki en büyük taktiksel hatası işte budur. Sahada veya masada değil, mental alanda yenildiler. Yani psikolojik üstünlüğü kaybettiler. Yaşamadıkları hezimetin mahcubiyetini yaşamaları bundan. 10 Mart mutabakatına bile gerek kalmadan, çekilseydi Fırat’ın batısından SDG, üst konumundan hiçbir şey kaybetmeden varabilirdi istediği neticeye ve hatta belki de çok daha ilerisine.

Gelelim PKK veya SDG Kürtleri temsil edemez lafazanlığına. Eder kardeşim. Esas onlar temsil eder. Zira bir halk adına savaşan kimlerse, o halkın asabiyesi de onlardadır. Nasıl ki 1920’de Türklüğü padişah değil Mustafa Kemal, payitaht değil Ankara temsil ediyorsa; işte bugün de Kürtlüğü Barzani değil Öcalan, Erbil değil Kandil temsil ediyor. Lakin her temsil, temsil vazifesinin hakkıyla ve gereği gibi yapıldığı anlamına gelmez. Nur içinde yatsın, Mustafa Kemal’in Lozan’ından dersler çıkarmak gerek; tıpkı sonrasındaki Hatay hamlesinden dersler çıkarmak gerektiği gibi. Zira savaşmayı bilenler barışmayı bilmezlerse eğer, işte savaşı esas o gün kaybederler. İtiraz ve isyan; nihayetinde uzlaşıya yanaşmamakla neticelenirse, yitip giden canlar ve beyhude çabalar olarak kalıverirler. Artık siyaseti silahla değil kelamla, savaşarak değil barışarak yapma vakti.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi

Kürt meselesi Türkiye’nin en temel sorunu değil, en temel sorunun en büyük yansımasıdır. Kürtlerin artık bunu kabul etmesi gerek. Hukuk devleti değil Türkiye, toplumsal sözleşmesi yok; temel sorunumuz budur. Türk de olsanız Sünni de olsanız; rejimin hukuku aykırı olarak, hukuku yok sayarak çizdiği sınırların dışına çıktığınız an da “kelleniz” gider. Hakikat budur. Kürtlerin ehemmiyeti de burada ortaya çıkmaktadır. Ulus devlet olmadan gerçekleştirdikleri modernizasyonları ile hem ülkeye hem de bölgeye umut ışığı oluyorlar ve hem ülkeyi hem de bölgeyi değiştirecek bir potansiyel arz ediyorlar. Ama bunun için Kürtlüklerini bırakmadan Kürtlerin ötesine geçmeleri ve kendi acılarının da ötesini görmeleri gerekiyor. Zira Kürt meselesi, Türkiye’nin temel sorununun çözümü adına en büyük maniveladır. Kürt meselesi, Türkiye için bir varlık sorunu değil, bilakis varlığının güçlenebilmesi adına en büyük katalizörüdür. Kürt meselesi, devleti ve milletiyle Türkiye’yi zayıflatan değil bilakis güçlendiren bir unsurdur.

Algıların olguları yerle yeksan etmemesi için algılamak değil anlamak gerek. Duyumlar için duyguları gözetmek, kavramak için kavramsallaştırmak gerek. İlerleyebilmek içinse duyumlar ile kavramlar arasındaki çelişki, çekişme ve çatışma halinin devamı gerek. Tek yol devrim değil artık, tek yol üçüncü yol. Eski ölüyor, yeni doğmuyor, doğmadığı için de buhranlar bitmiyor; yeninin doğumu için üçüncü yol gerek. Öcalan’ın üçüncü yolu, artık onu da aşan bir yol. Öcalan’ın paradigması artık devletin paradigması. Devlet bunu kabul ediyor ama örgüt buna direniyor. Ülkücüler bunu anlamasa da kabulleniyor ama devrimciler bunu anlasa da kabullenmekte diretiyor. Dünün dili ile veya dünün mücadele yöntemleri ile bugün söz söyleyemez, yarını inşa edemezsiniz. DEM Parti devletleşmemeli ama DEM Parti Türkiyelileşmeli. Olmuyorsa eğer, belki de yeni bir parti ile yola devam etmeli. Kürtçe anadilde eğitim, hukuk devletinin gerekçesi değil, neticesidir. Hukuk devleti olmak içinse üçüncü yolun yolcusu, üçüncü yolun partisi olmak gerekir. Aksi hal havanda su dövmektir. Tez zamanda silkinip, kaldığımız yerden devam etmek gerek.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Öcalan ve Bahçeli kazandı, Kürtler kaybetmedi

Suriye’de kimin kazandığı henüz belli değil. Ama Kürtlerin kaybetmediği belli. İsrail mi Türkiye mi; BOP mu Türkiye yüzyılı mı? Bu soruların cevabı Suriye ve İran’da kimin kazanacağı ile alakalı. Tahterevalli dengede. Dengenin hangi tarafa kayacağında esas belirleyici olan ise dış dengeler değil iç faktörler. Mahşerin üç atlısı; Öcalan, Bahçeli, Erdoğan. Ya beraber hareket ederek gemiyi limana yanaştıracaklar ya da kendileriyle beraber geminin batmasına sebep olacaklar. Meselelere, onları kişiselleştirmeden bakmak ve her nereye bakarsak bakalım, her baktığımız yerde Türkiye’yi görmek gerek. Dengbej bitti. Ama Türklerle Kürtlerin 1000 yılı aşkın yoldaşlığı, ülküdaşlığı bitmez. Çikolataya hazdan düşüyorum, yazıya dertten. Derdime derman arıyorum, yüz yıllık kederden…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.