Ruşen Çakır yorumladı | Yeniden: Mazlum Abdi realitesi

Ruşen Çakır, “Yeniden: Mazlum Abdi realitesi” başlıklı yayında Mazlum Abdi’nin Suriye’deki etkisini ve Kürt realitesini yorumluyor. SDG, Ankara ve uluslararası aktörler arasındaki dengeyi, bölgedeki gerçekler ışığında değerlendiriyor. Ayrıca Türkiye’nin yaklaşımı, bölgedeki kazanımlar ve siyasi süreçler hakkında değerlendirmeler yapıyor.

Ruşen Çakır, daha önceden yaptığı “Ankara Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak?” başlıklı yayına değindi. Çakır son gelişmelerden sonra bu yayınının “kendisiyle dalga geçilmek için kullanıldığını” dile getirdi.

Çakır, yaşanan gelişmelere rağmen realitеnin değişmediğini vurguladı ve “Sonuç ne olursa olsun, sahada sonuç ne olursa olsun, bir yenilgi de olsa SDG için, o realite orada duruyor” dedi. Çakır, “Siz onu Amerika’nın, İsrail’in, Ankara’nın, şunun bunun desteğiyle etkisiz kılabilirsiniz ama o realiteyi kaldıramıyorsunız” dedi.

Çakır, Mazlum Abdi’nin bizzat katıldığı görüşmelerde yeni bir mutabakatın çıktığını hatırlattı. Bu mutabakatın SDG’yi çok rahatsız edecek ya da Ankara’yı çok memnun edecek bir mutabakat olmadığını söyleyen Çakır, “Bir şekilde sonuçta Şam ile Kürtler, SDG artık pek söylenmiyor ama YPG diyelim ya da PYD partileri birlikte yaşamak zorunda olduklarını yani birbirlerinin realitesini tanımak durumundalar” dedi.

“Sisteme entegre olabilirler”

Çakır, Suriye’nin Kürtlerin nüfusunun en az olduğu ülke olmasına rağmen en etkili göründükleri yer olduğunu belirtti. “Rojava efsanesi vardı ve bu birilerini nasıl mutlu ediyorsa birilerini de çok rahatsız ediyordu” diyen Çakır, bu efsaneyi yıkmanın birileri için çok önemli bir hedef olduğunu ve başardıklarını düşündüklerini söyledi.

Çakır, “Mazlum Abdi realitesi var, Mazlum Abdi Ahmed eş-Şara ile görüşerek anlaşmalar yapıyor” dedi. Ahmed eş-Şara El-Kaide geçmişine rağmen takım elbise kravat giyip uluslararası sisteme entegre olabiliyorsa, aynı şekilde Mazlum Abdi’nin ve arkadaşlarının da bu sisteme entegre olabileceğini vurguladı.

Ruşen Çakır yorumladı | Yeniden: Mazlum Abdi realitesi
Ruşen Çakır yorumladı | Yeniden: Mazlum Abdi realitesi

“Kürtler her dönem varlıklarını sürdürdü”

Çakır, sevinen kesimlerle ilgili “Tabii ki korktukları başlarına gelmedi ama umduklarını tam olarak aldıklarına emin değilim” dedi. Mutabakatla Suriye’de Kürtlerin korudukları kazanımların bu süreçte yaşadıkları yıkımın etkisini kolay kolay silmeyeceğini belirtti.

Çakır, Suriye’de, Irak’ta, İran’da ve Türkiye’de Kürtlerin değişik dönemlerde farklı sorunlar yaşadıklarını ancak hep bir şekilde varlıklarını sürdürdüklerini hatırlattı. “Bu noktada Ankara’nın bu realiteyi bir an önce kabul etmesinde, tanımasında yarar var” diyen Çakır, Mazlum Abdi’nin bir an önce Ankara’da resmen ağırlanmasında yarar olduğunu söyledi.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Geçen Kasım ayının başlarında biliyorsunuz bizi gözaltına aldılar. 3-4 saat süren bir gözaltıydı ve daha sonra gazetecileri, daha sonra bizi İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesine dahil ettiler. 9 Mart’ta başlayacak olan duruşmanın sanıklarından birisi de benim. Orada bir gizli tanık ifadesi vardı. Neyse. Bir de halkı yanıltıcı bilgi şu bu diyerek benim 19 Mart süreci sonrasında yaptığım iki yayını suç olarak göstermişlerdi. Birisinin başlığı ‘‘Ekrem İmamoğlu mucizesi’’ydi. Belli ki savcılar beğenmemiş ve ben de gözaltı olayının bittiği ertesi günkü yayınımın başlığını 9 Kasım’da ‘‘Yeniden: Ekrem İmamoğlu mucizesi’’ diye vermiştim ve, nasıl söyleyeyim, ‘‘Siz dava açıyorsanız ben de inat ediyorum’’ demiştim.

Şimdi başka bir yeniden de sıra. O da ‘‘Mazlum Abdi realitesi.’’ Olay ne? Olay şu: Mazlum Abdi Kasım ayında — evet, 20 Kasım diye görüyorum ya da ben tweet‘i o zaman atmışım — Irak’ta Kürdistan bölgesinde Duhok’ta bir uluslararası konferansa katıldı, İlham Ahmed’le birlikte. Takım elbise kravatla ve ayakta alkışlandı. ‘‘Hollywood yıldızı gibi’’ diyenler oldu. Şu oldu, bu oldu ve orada bir Mazlum Abdi realitesi çıkmıştı. Ve ben de o tarihte şöyle demişim: ‘‘Bakalım Ankara Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak? Ne kadar erken olursa herkes için o kadar iyi olur’’ demişim ve arada kaynamış gitmiş.

Sonra ne oldu? Malum önce Halep’te sonra Fırat’ın batısında yaşanan olaylar ve SDG’nin geri çekilmesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin SDG’den desteğini çekmesi, Türkiye’nin bastırması, İsrail’in göz yumması vesaire diyerek SDG bulunduğu birçok yeri terk etmek zorunda kaldı ve Türkiye’de belli kesimlerde bir bayram havası, bir sevinç yani ‘‘gördüler gününü’’ dediler ve birileri benim bu tweet’imi bulup dolaşıma soktular. Yeniden ortaya attılar ve rekorlar kırdı. O gün de 12 Ocak. Evet, Kasım ayında attığım bu tweet 12 Ocak günü karşıma çıkartıldı. Tabii benimle kafa bulmaları, beni kriminalize etmeleri, benim söylediklerimin çıkmadığının kanıtlanması falanın ötesinde bu, zafer çığlıklarının bir aşaması. Yani şampanya patlattılar diyelim. X‘te 1 milyonun üzerinde etkileşim aldı o eski tweet ve bu mutluluk hâlâ sürüyor herhalde. Ben de o andan itibaren bu yayını kafamda kurdum. Çünkü sonuç ne olursa olsun, sahada sonuç ne olursa olsun bir yenilgi de olsa SDG için, o realite orada duruyor. Siz onu Amerika’nın, İsrail’in, Ankara’nın, şunun bunun desteğiyle etkisiz kılabilirsiniz ama o realiteyi kaldıramıyorsunuz.

Nitekim dün Mazlum Abdi’nin bizzat katıldığı görüşmelerde yeni bir mutabakat çıktı ve bu mutabakat aslında SDG’yi çok da rahatsız edecek bir mutabakat değil. Ankara’yı çok da memnun edecek bir mutabakat da değil ama bir şekilde sonuçta Şam ile Kürtler, SDG artık pek söylenmiyor ama YPG diyelim ya da PYD partileri birlikte yaşamak zorunda olduklarını anladılar, yani birbirlerinin realitesini tanımak durumundalar. Bunda birtakım Batı’da Amerikan senatosundan birileri, Avrupa ülkelerindeki bazı siyasetçilerin birtakım girişimleri de etkili olmuş olabilir. Ama sonuçta bir realite var. O realite, Mazlum Abdi realitesi derken oradaki kasıt esas olarak Suriye’deki Kürt realitesi, aslında bölgedeki Kürt realitesi. Neden? Çünkü Suriye olayı gündeme geldiği andan itibaren Türkiye tabii ki çok hassastı ama Irak Kürtleri, bizzat Mesud Barzani çok aktif bir şekilde sürece dahil oldu. Barzani’den böyle konularda beklenenin ötesinde netlikte, açıklıkta ve sertlikte çıkışlar gördük. Bu aynı realitenin bir devamıydı. Şimdi bir mutabakata varılmış gözüküyor. Bu mutabakat olur mu olmaz mı, gevşer mi ya da ihlal edilir mi, bunları zamana bırakacağız. Her an her şey olabiliyor çünkü Suriye’de. Ama şunu görüyoruz ki bir realite var ve bu realiteyi en azından Şam ve ona destek verenler görmüş durumdalar.

Şimdi Türkiye’ye gelelim. Bir yayında Hüseyin Çelik Suriye olayları üzerine ne demişti: ‘‘Kürtler anasını görmesin’’ yaklaşımı. Yani Kürtlere su yok, hiçbir şey yok. Olabildiğince etkisiz kılma. Bu, bu realiteyi yok sayma. Türkiye’de de benzer yaklaşım baskın ama Suriye’de çok daha baskındı Suriye’ye yönelik olarak. Çünkü orada ilginç bir olay var. Suriye, Kürtlerin nüfusunun en az olduğu ülke ama Kürtlerin en etkili gözüktüğü bir yerdi. Doğru yanlış, o zaman içerisinde ortaya çıkar. Belli ölçülerde de çıktı ama efsanevi bir yerdi. Rojava efsanesi vardı ve bu birilerini nasıl mutlu ediyorsa birilerini de çok rahatsız ediyordu. Ve o efsaneyi yıkmak birileri için çok önemli bir hedefti ve başardıklarını düşündüler. Ne derece başarılı oldukları tartışmasını size bırakıyorum.

Ama şunu tekrar söylüyorum; Mazlum Abdi realitesi var. Mazlum Abdi Ahmed eş-Şara ile görüşerek anlaşmalar yapıyor. Yarın öbür gün ne olur bilmiyoruz ama Ahmed eş-Şara El-Kaide geçmişinden hareketle, geçmişine rağmen takım elbise kravat giyip birtakım uluslararası sisteme entegre olabiliyorsa aynı şekilde takım elbise kravat giyen Mazlum Abdi de ve arkadaşları da bu sisteme entegre olabilir, olmaları da bir anlamda gerekiyor. Çünkü Suriye onların da ülkesi. Dolayısıyla boşuna sevindi o sevinenler. Yani şöyle; tabii ki çok büyük mutluluk duydular, tabii ki korktukları başlarına gelmedi ama umduklarını tam olarak aldıklarına emin değilim. Fakat şurası doğru; bu olay, şu anda mutabakatla Suriye’de Kürtlerin kazanımları ya da korudukları bazı kazanımlar bu süreçte yaşadıkları büyük yıkımın, kırılmanın etkisini kolay kolay silmez.

Ama şunu biliyoruz ki gerek Suriye’de, gerek Irak’ta, gerek İran’da, gerek Türkiye’de Kürtler değişik dönemlerde değişik sorunlar yaşadılar. Yükselişe geçtiler, inişe geçtiler ama hep bir şekilde varlıklarını sürdürdüler. Bu noktada Ankara’nın bu realiteyi, o tweet‘te söylediğim gibi, bir an önce kabul etmesinde, tanımasında yarar var. Mazlum Abdi’nin de bir an önce Ankara’da resmen ağırlanmasında bence yarar var. Sürekli bunu söyledim. Hatta bir şekilde Mazlum Abdi’nin ve belki yanında İlham Ahmed ve başkalarının da İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmesine izin verilmesinde yarar var, eğer Türkiye’de hâlâ bir süreç iddiası varsa. Suriye defteri bir ölçüde kapanmış gözüküyor. Artık önümüze bakma dönemi ve önümüze bakarken tüm bölgedeki Kürt realitesini ve onların aktörlerini kabul etmemiz elzem. Aksi takdirde kardeşlik deyip düşmanlık tohumları ekmeye devam edersiniz.

Evet, bugünün ithafı geç kalmış bir ithaf. Şöyle söyleyeyim, aslında Fransız sinemasından çok isme ithafta bulundum. Tabii ki ilk Romy Schneider’dı, Catherine Deneuve, Isabelle Adjani diye devam ettik. Başkaları da oldu, Juliette Binoche da oldu mesela. Ama Isabelle Huppert, geç kaldım. Kendisinden özür diliyorum. Onu ilk galiba 1978’de çevirdiği ‘‘Violette Nozière’’ filminde izlemiştim, izlemiştik. Çünkü o tarihlerde hep beraber giderdik arkadaşlarla birlikte. Çok farklı bir oyuncu. Ufak tefek ama çok başarılı. Tiyatrocu aynı zamanda, tiyatroda da çok başarılı performansları var ve auteur sinema dedikleri yaratıcı yönetmenlerin çok sevdiği bir oyuncu. Dünyanın dört bir tarafında filmler çevirmiş. Amerika Birleşik Devletleri, tabii ki öncelikle Fransa, İtalya, İngiltere gibi ve bunların çoğunda usta yönetmenlerle oynamış bir tür efsane diyelim. Fransızların meşhur sinema ödülü César Ödülü’ne 17 kez aday gösterilmiş ve iki kez almış. Onun dışında dünyanın dört bir tarafında ödülleri, adaylıkları var ve tabii ki jüri başkanlığı gibi şeyler yapıyor. Sinemaya kendisini adamış, aynı zamanda tiyatroya kendisini adamış bir örnek ve saygı duyulacak bir isim Isabelle Huppert. Evet, bu sefer yaşını yanlış söylemeyeceğim. Geçen Charlotte Rampling’den sonra başıma çok iş geldi. 73 yaşında. Bu kadar beklemiyordum açıkçası. Sanki benden birkaç yaş büyük diye düşünüyordum ama şimdi ‘‘Violette Nozière’’in 78’de olduğunu görünce tabii ki dedim. Evet, Isabelle Huppert’e buradan bir selam. Bu arada unutmadan, benim yakın dostum Reha Erdem bir ara bir film çevirecekti. O projeyi attı ve Isabelle Huppert’i oynatacaktı. Acayip heyecanlanmıştık. O yüzden de Reha’ya çok kızgınız. Onu da söyleyelim. Isabelle Huppert’le o filmi çekemedi ama biz Isabelle Huppert izlemeye devam ediyoruz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.