Nostalji güçlü bir duygudur. İnsanlar hep geçmişi daha mutlu, daha masum, daha sorunlardan uzak bir zaman dilimi olarak hatırlama eğilimindedir. Geçmiş daha eğlenceli, daha heyecanlı ve daha hatırlanmaya değer sanılır.
“2026 yeni 2016” (2026 is the new 2016) sloganı TikTok, Facebook ve Instagram’da dalga dalga yayılan bir sosyal medya akımının kıvılcımı oldu. Şöhretler, influencer’lar ve milyonlarca sosyal medya kullanıcısı on yıl önce nerede olduklarını, ne giydiklerini, hangi müziği dinlediklerini ve bu yılın onlara ne ifade ettiğini paylaşmaya başladılar. Sosyal medya trendleri bir orman yangını gibidir. Bir kıvılcım yani hayranlık duyduğunuz birinin ilk paylaşımı hızla yayılarak koca bir alev topuna dönüşüverir. Örneğin, TikTok’ta #2016 etiketi yaklaşık iki milyon gönderide kullanılmış, platform genelinde iki yüz milyonun üzerinde video 2016 filtresiyle (pembemsi Rio de Janeiro filtresi) paylaşılmış. Spotify müzik listelerinde 2016 şarkılarının aranması yüzde 71 oranında artmış.

Peki neden 2016? On yıl önceye bu kadar özlem duymamızın psikolojik ve sosyolojik nedenleri ne mesela? Bir kere daha COVID yaşanmamış, sanal alem bu kadar zehirli hale gelmemiş, yalan haber hayatımızın normu olmamış ve tabii yapay zekâ denilen şey burnunu her alana daha sokmamış on yıl önce. “Doomscrolling” (felaket kaydırması) denilen kavram henüz hayatımıza girmemiş örneğin. O dönemde sosyal medya üzerinde haldır haldır en sinir bozucu, en kışkırtıcı ve en karanlık haberleri bulana kadar kaydırmıyorduk henüz. Görece olarak akıl sağlığımızı korumamızın daha kolay olduğu zamanlarmış anlayacağınız. Ama daha ilginç bir ayrıntı da Z Kuşağı denilen yani 1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında doğan neslin hatırladığı bir dönem bu. 2016 senesinin kendi kültürel ikonlarını, müzik akımlarını, görsel dilini hatırlamak kolektif bir iyi hissetme hali yarattı anlaşılan. O yıl Justin Bieber ve Drake şarkıları her yerdeydi. Pek çok insan Pokémon Go üzerinden Pikachu avlama peşindeydi. Küresel bir kültür ve sanat dünyasının parçası olanlar o sene kaybettiğimiz Prince, Leonard Cohen, George Michael, Zsa Zsa Gabor ve Alan Rickman için gözyaşı döküyordu.
Neler yaşandı, neler?
Ülkemiz için ise 2016 kâbus gibi yıldı. Kanımca on yıl önceyi sosyal medya üzerinde romantize etmeden önce kendi durumumuza dönüp bakmak ve bazı şeyleri perspektife oturtmak gerekiyor. Daha 2016’ya yeni girmişken ve geleceğe ilişkin umutlarımız tazeyken Sultanahmet Meydanı’nda turist kafilesine yönelik intihar saldırısı düzenlendi. IŞİD terörü on üç kişiyi yaşamından kopardı.
Daha sonraki aylarda ne trajediler yaşandı, neler? Siirt’te maden kazası, Aladağ’da yangın faciası derken, 2016’ya damgasına vuran darbe girişiminde 251 kişi yaşamını yitirdi. OHAL geldi ve sosyal medya bizim için kısıtlı ve kontrollü bir alana dönüştü. 2016 Türkiye için başladığı gibi kanlı bitti. Aralık’ta bu kez Beşiktaş stadının çevresinde çifte terör saldırısı oldu. 44 kişi öldü. Daha travmamız geçmeden Kayseri’de bombalı araçla 14 asker daha yaşamını yitirdi. 2016 artık bitsin derken Rusya’nın Türkiye Büyükelçi Andrey Karlov’u katıldığı bir sergi açılışında öldürdüler. 2016 ülkemiz için işte böyle bir yıldı. Ardı arkası kesilmeyen terör saldırılarının ve siyasal çalkantıların lanetli ve uğursuz zamanlarıydı. Sanat ve kültür dünyamızda ise Tarık Akan’ı, Erdal Tosun’u, Oya Aydoğan’ı, Atilla Özdemiroğlu ve Ergüder Yoldaş’ı yitirdiğimiz bir seneydi. Hala 2016’yı özlemle anmak istediğinize emin misiniz bilemiyorum.
Nostalji güçlü bir duygudur. İnsanlar hep geçmişi daha mutlu, daha masum, daha sorunlardan uzak bir zaman dilimi olarak hatırlama eğilimindedir. Geçmiş daha eğlenceli, daha heyecanlı ve daha hatırlanmaya değer sanılır. Belki kişisel tarihiniz için bu geçerli olabilir ancak eminim hiçbirimiz bireysel mutluluğumuzu yaşadığımız topraklardan bağımsız kuramıyoruz. Kişisel huzurumuzu çevremizdeki sorunlardan yalıtarak var edemiyoruz. En azından bu satırları okuyanlar için böyle olduğuna eminim. Sosyal medya coşkusu ne olursa olsun 2016’yı iyi hatırlamıyoruz.














