Yaklaşık iki yıllık bir aranın ardından Netflix’in 19. yüzyılda geçen görkemli dizisi Bridgerton dördüncü sezonunun ilk kısmı ile 29 Ocak’ta geri döndü, ikinci kısım 26 Şubat’ta. Bu kez hikâyenin merkezinde, uzun süredir “özgür ruh” etiketiyle kenarda köşede dolaşan ikinci oğul Benedict Bridgerton (Luke Thompson) var. Dizi, bu sezon açıkça Cinderella anlatısına yaslanıyor: maskeli balo, gece yarısı kaybolan gizemli kadın ve sınıf farkını aşmaya çalışan bir aşk. Tanıdık mı? Evet. Ama bu tanıdıklık her zaman da bir sorun getirecek değil.

(Buradan sonrası spoiler içerir.)
Sezon, her zamanki gibi bir maskeli baloyla açılıyor. Lady Violet Bridgerton (Ruth Gemmell), evin içinde süzülerek hizmetçileri denetliyor, İskoçya’dan dönecek kızları Francesca (Hannah Dodd) ve Eloise’i (Claudia Jessie) bekliyor. Bridgerton kardeşlerin çoğu hayatlarını bir şekilde yoluna koymuşken, Benedict kendi deyimiyle “özgür ruh” olmaya devam ediyor. Ağabeyi Anthony’nin (Jonathan Bailey) yokluğunda vikontluk görevlerini devralmış olsa da, evlenip yerleşmek onun için hâlâ uzak bir ihtimal.
Annesinin zoruyla katıldığı bu baloda Benedict, “Gümüşler İçindeki Kadın”la karşılaşıyor. Bu kadın öylesine özel geliyor ki Benedict’e; çünkü kendisini göstermeye çalışmıyor, dans etmeyi bile tam olarak bilmiyor, hatta kendisini tanımıyor. Saat gece yarısını vurduğunda ise ortadan kayboluyor. Benedict’in takıntılı arayışı böyle başlıyor. Kaçan kadını bulmak için Eloise ve üçüncü sezonda Lady Whistledown olduğu anlaşılan Penelope Bridgerton (Nicola Coughlan) devreye giriyor.
Benedict’in bilmediği şey, aradığı kadının Lady Penwood olarak da bilinen Araminta Gun’ın (Katie Leung) evinde çalışan bir hizmetçi olan Sophie Baek (Yerin Ha) olduğu. Sophie bu sezonun en güçlü karakteri ve cast olarak da çok doğru bir seçim. Sophie’nin babası Lord Penwood soylu birisi olmasına rağmen, gayrimeşru bir çocuk olarak dünyaya gelmesi nedeniyle Bridgerton dünyasının gerçek bir parçası değil. Zaten babası öldüğünde de her şeyini kaybediyor, üvey annesi Araminta her ne kadar ona bakacağını, göz kulak olacağını söylese de hayatını zindana çeviriyor. Sophie evin gerçek sahibi olabilecekken Araminta yüzünden sadece bir hizmetçi olabiliyor. Bu süre zarfında da iki üvey kardeşin – zalim ve kendine hayran Rosamund Li (Michelle Mao) ile iyi niyetli ama saf Posy Li’nin (Isabella Wei) – gölgesinde, baskıcı bir hayat sürüyor.

Bu noktada dizi belirgin biçimde güçleniyor. Sophie, pasif bir masal figürü değil. Maskeli baloda kendini “sunmuyor”, tanınmamanın kırgınlığını ve sınıfsal farkın bilincini aynı anda taşıyor. Hayatta kalma refleksi romantizmin önüne geçiyor. Bu da onu zayıf değil, aksine gerçek kılıyor.
Penwood evi de sezonun en etkileyici alanlarından biri. “Harry Potter” evreninden Cho Chang olarak tanıdığımız, Harry’nin ilk aşkı & Hogwarts mezunu Katie Leung, iki kez dul kalmış Araminta Gun’ı neredeyse rahatsız edici bir sertlikle oynuyor.
Benedict sorunu
Tam bu noktada dizinin temel problemini konuşabiliriz artık.
Benedict Bridgerton, merkez karakter olmayı hâlâ tam olarak beceremiyor. Anthony’nin kibri ve saf özgüveninden, Penelope’nin zekâsı ve cesaretinden, Eloise’in alaycı keskinliğinden, hatta Violet’ın mevcut düzene olan sarsılmaz inancından bile yoksun.

Üç sezon boyunca cemiyet düzenini eleştiren, reddeden, oradan oraya savrulan bir karakter izledik. Karakterin queer olarak ilerlemesi gerektiğini düşünen hayranların sayısı da az değil. Buna rağmen Benedict’in bu sezon yaşadığı büyük çelişki — eleştirdiği sistemin tam merkezine düşmesi — seyirciye yeterince geçirilemiyor. Sorun, çelişkinin varlığı değil; bu çelişkinin dramatik olarak yeterince çalışılmaması.
Bu durum en net biçimde, Benedict’in gerçeği öğrendiği anda ortaya çıkıyor. Gümüşler İçindeki Kadın’ı her yerde arayan, portrelerini çizen Benedict, Sophie’nin kimliğini öğrendiğinde ona “metresi” olmayı teklif ediyor. Bu an, Sophie için büyük bir kırılma. Aynı zamanda Benedict’in, yıllardır eleştirdiği cemiyet reflekslerini ne kadar kolay içselleştirebildiğini de gösteriyor. Dizinin ikinci kısmında bu hatanın bir bedeli olup olmayacağını görmek belirleyici olacak.
Eski karakterler nerede?
Dördüncü sezon, Bridgerton formatının kronik bir sorununu da yeniden hatırlatıyor: En ilginç karakterler mutlu sona ulaştıkça Mayfair’de kalmak için nedenlerini yitiriyor. Anthony ve Kate (Simone Ashley) sezon boyunca “Hindistan’da”. Daphne (Phoebe Dynevor) ikinci sezondan beri yok. Daphne’nin eşi Simon nerede, Allah bilir. Colin (Luke Newton) ise kısa uğramalarla yetiniyor. “Eski karakterler nerede?” sorusu bu sezon daha yüksek sesle soruluyor.

Buna rağmen yan hikâyeler bu sezon bir yük oluşturmuyor, aksine, diziyi taşıyan unsurlardan biri hâline geliyor. Lady Violet ile Lord Marcus Anderson (Daniel Francis) arasında filizlenen aşk, sezonun en sahici romantik damarlarından biri. Bu ilişki tek başına ayrı bir yapımı bile kaldırabilecek güçte.
Dizi ayrıca hizmetkârların dünyasına daha fazla alan açıyor. Mutfaklar, çamaşırhaneler, küçük iktidar savaşları ve dayanışma anları, Bridgerton evrenini genişletiyor. Kraliçe Charlotte (Golda Rosheuvel) ile Lady Danbury (Adjoa Andoh) arasındaki uzun soluklu bağ, Eloise ile evlilik piyasasına girmek için sabırsızlanan Hyacinth’in (Florence Hunt) gelişen kardeşliği, sezonun sessiz ama anlamlı temaları arasında.

Peki masal bozuldu mu?
Evet, Sophie ile Benedict arasındaki ilişki şu ana kadar dizinin önceki ana çiftlerinde gördüğümüz yüksek erotik gerilimi yakalamıyor. Ama bu eksiklik, hikâyeyi zayıflatmaktan çok ikinci kısım için alan açıyor. Üstelik bu sezon, romantizmi hızla tüketmek yerine geri çekilmeyi tercih ediyor. Bu da Bridgerton’ı şaşırtıcı biçimde daha gerçek bir yere taşıyor.
Sonuç olarak dördüncü sezon bir düşüşten çok bir geçişe işaret ediyor. Cinderella masalı tanıdık olabilir ama bu hikâye için gerekli. Sınıf meselesinin daha ciddi ele alınması, masalı bozmak yerine diziyi gerçek dünyaya yaklaştırıyor. Belki de sorun Bridgerton’ın büyüsünü kaybetmesi değil; bizim artık o masalı eskisi kadar saf bir yerden izlemiyor olmamız.
Sezonun ikinci kısmından umutluyum, umarım yanılmam. Şubat sonu görüşürüz.














