Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi

Jeffrey Epstein vakası, modern tarihin salt bir asayiş vakası ya da magazinel bir yozlaşma hikâyesi değildir. Aksine bu dosya, münferit bir cinsel suç dosyası olmanın ötesinde, neoliberal düzenin en mahrem yerlerinde filizlenen kurumsal çürümenin, sınıfsal dokunulmazlığın ve güç dinamiklerinin somut bir anatomisidir. Epstein’ın sıradan bir öğretmenden küresel elitlerin vazgeçilmez bir bir “fixer”ı (kolaylaştırıcı) olmaya dönüşümü, tesadüfi bir başarı hikâyesi olmanın ötesindedir. Amerikan yerleşik düzeninin (establishment) işleyiş mekanizmalarının, “iş bitiriciler” ve “nüfuz simsarları” üzerinden nasıl ayakta kaldığının bir kanıtıdır. Bu süreç, sermaye birikiminin karanlık dehlizlerinde şekillenen ve devlet aygıtıyla iç içe geçmiş bir suç şebekesinin, sistemin kendisini nasıl bir kalkan olarak kullandığını ifşa etmektedir.

Epstein dosyası, modern devletin ve finansal elitlerin kendi aralarında kurdukları dokunulmazlık zırhının anatomisini sunar. Epstein’ın bir matematik öğretmenliğinden küresel bir “sorun çözücü”ye dönüşümü, sistemin zayıf noktalarına yönelik stratejik bir sızma operasyonu ve liyakat maskesi altına gizlenmiş bir suç ekosisteminin inşasıdır.

Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi
Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi

Bir “fixer”ın yükselişi: Stratejik sızma ve sistemik entegrasyon

Jeffrey Epstein’ın kariyer basamakları, tesadüfi bir başarı öyküsü değil, elit çevrelere sızmak için tasarlanmış bir manipülasyon dizisidir. Üniversite mezunu dahi olmamasına rağmen prestijli Dalton Okulu’nda öğretmenlik yapması ve sonrasında Bear Stearns’te “ikinci bir şans” ile ortaklığa yükselmesi, onun teknik bilgisinden ziyade sosyal mühendislik yeteneğinin bir ürünüdür. Epstein, sistemin içerisine sızarken finansal dolandırıcılığı bir sermaye birikim aracı olarak kullanmıştır.

Steven Hoffenberg ile kurduğu ortaklık üzerinden yürütülen 450 milyon dolarlık Towers Financial Ponzi şeması, Epstein’ın servetinin karanlık temellerini oluşturur. Hoffenberg hapse girerken Epstein’ın bu devasa dolandırıcılıktan ceza almadan sıyrılması, kriminolojik bir “erken dokunulmazlık” sinyalidir. Ancak asıl finansal ve sosyal sıçrama, L Brands’in sahibi Leslie Wexner ile kurulan simbiyotik ilişkidir. Wexner’ın Epstein’e sağladığı sınırsız vekaletname ve 77 milyon dolarlık New York malikanesinin bedelsiz devri, Epstein’i sadece bir milyarder yapmamış; onu küresel elitlerin kapılarını açan bir “meşruiyet pasaportu”na sahip kılmıştır. Bu süreç, bireysel bir suçlunun yükselişinden ziyade, kolektif bir elit ağının operasyonel bir parçası haline gelmesinin hikayesidir.

Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi
Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi

“Epstein sınıfı”: Elitlerin ortak “acıya bakmama” süper gücü

“Epstein Sınıfı” (Epstein Class) kavramı, gazeteci ve yazar Anand Giridharadas tarafından popüler hale getirilmiş olup, Jeffrey Epstein’ın etrafında toplanan ve onun suçlarını görmezden gelen, birbirine sıkı sıkıya bağlı küresel elit şebekesini tanımlar.  Bu şebeke, bir zenginler grubu olmanın ötesinde belirli ahlaki kodlara ve “kurumsal bir kast sistemine” sahip bir sosyal ağdır. Epstein Sınıfı kavramı, meselenin sadece tek bir “canavarın” işlediği suçlar olmadığını, bu suçların işlenmesine imkan tanıyan ve failleri koruyan sistemik bir seçkinler dayanışması olduğunu vurgular.

Bu sınıfın en ayırt edici özelliği, Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna’nın da vurguladığı gibi, yerleşik bir hiyerarşi içinde bilgi takası ve karşılıklı iyiliklerle varlığını sürdürmesidir. Bu ağın üyeleri için en hayati beceri, “başkasının acısına bakmama ve kulak tıkama” yeteneğidir.

Bu ahlaki körlük, Epstein vakasından çok önce ekonomik krizlerde ve jeopolitik yalanlarda test edilmiştir. Ekonomiyi çökerten düzenleme karşıtı politikaların mimarı olan eski Hazine Bakanı Larry Summers’ın, 2008 krizi sonrası cezalandırılmak yerine Beyaz Saray’da en üst düzey göreve getirilmesi, bu sınıfın “başarısızlığa rağmen yükselme” karakteristiğinin en somut örneğidir. Summers’ın Epstein’dan “genç bir kadını nasıl etkileyeceğine dair” tavsiye istemesi, bu entelektüel sefaletin ve insani duyarsızlığın sadece bir yansımasıdır. Bu sınıf için Epstein, ahlaki sınırların ötesinde bir konfor alanı ve “bağlantı” sağlayan vazgeçilmez bir dişliydi. Bu sosyal doku, hukuku elitler lehine esneten doğal bir koruma kalkanı işlevi görmüştür.

İki kademeli adalet sistemi: Hukukun üstündekiler ve ezilenler

Modern hukuk sistemi, Epstein vakasında elitler için bir kalkan, yoksullar içinse bir kırbaç olarak işlediğini en çıplak haliyle göstermiştir. 2008 yılında savcı Alexander Acosta tarafından sağlanan tartışmalı savunma anlaşması (plea deal), zengin suçlular için sağlanan imtiyazların zirvesidir. Epstein’a sağlanan “haftada 6 gün ofisine gitme” ayrıcalıklı çalışma izni, sıradan suçluların maruz kaldığı “sıfır tolerans” politikasıyla sarsıcı bir çelişki içindedir.

Bu çelişkiyi somutlaştıran en çarpıcı örnek Wesley Snipes Vakasıdır. Amerikalı siyahi aktör Snipes, vergi suçu nedeniyle anında hapisle cezalandırılıp sistem dışına itilirken, Epstein’ın çocuk istismarı gibi ağır suçlarına rağmen sistemin kalbinde tutulması, adaletin sınıfsal bir imtiyaza dönüştüğünün kanıtıdır. Benzer bir kurumsal cezasızlık kültürü finans dünyasında da karşımıza çıkar. JP Morgan, 1,1 milyar dolarlık işlem hacmine ve Doğu Avrupa ile Rusya’daki kurbanlara yapılan doğrudan transferlerin yarattığı “kırmızı bayraklara” rağmen, Epstein’ı bir “kazanç kapısı” olarak görmeye devam etmiştir. Apollo Global Management’ın eski CEO’su Leon Black’in Epstein’a “vergi danışmanlığı” adı altında ödediği 158 milyon dolarlık astronomik meblağ, basit bir hizmet bedeli değil, vergi avukatlarının dahi hayal edemeyeceği bir rüşvet mekanizmasının kılıfıdır.

Bu hukuk dışı koruma kalkanı, meselenin sadece finansal değil, derin istihbarat ağlarıyla da bağlantılı olduğunu düşündürmektedir.

Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi
Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi

Kompromat ve operasyonel varlık

Epstein dosyasının merkezinde yer alan en kritik unsur, onun kurumsal ve devletlerarası nitelik taşıyan bir “operasyonel varlık” olarak konumlandırılmasıdır. Bu tespitin en açık ifadesi, 2008 yılında yapılan ve kamuoyunda büyük tepki uyandıran Ceza Takibinden Vazgeçme Anlaşması sürecinde dönemin savcısı Alexander Acosta tarafından dile getirilen sözlerde görülmektedir. Acosta, üst düzey devlet yetkilileri tarafından açık biçimde “Epstein’ın istihbarata ait olduğu” ve dosyanın kendi yetki alanının üzerinde bulunduğu yönünde uyarıldığını belirtmişmiştir. Savcı bununla Epstein’in hukuki dokunulmazlığının arkasında istihbari bir koruma mekanizması bulunduğunu ima etmiştir. Bu ifade, Epstein’in aktif veya pasif bir “istihbarat varlığı” olarak değerlendirildiği tezinin resmi nitelik taşıyan en güçlü dayanaklarından biri olarak ele alınmaktadır.

Dosyada yer alan bulgular, Epstein’in şantaj materyali üretme ve saklama pratiğinin rastlantısal değil, profesyonel bir istihbarat operasyonu titizliğiyle yürütüldüğünü göstermektedir. 2019 yılında yapılan FBI baskınında malikanesindeki kilitli kasadan çıkan büyük miktarda nakit para, elmaslar ve üzerinde “Genç [İsim] + [İsim]” benzeri notlar bulunan, elle etiketlenmiş CD’ler, yalnızca maddi bir serveti değil, sistematik biçimde oluşturulmuş bir “kompromat” arşivini işaret etmektedir. New York’taki konutunda ve özel adasında neredeyse tüm odaların gizli kameralarla donatıldığına dair tanıklıklar ve teknik bulgular, bu arşivin güçlü ve nüfuz sahibi isimleri kontrol altında tutmaya yönelik bir şantaj mekanizmasının parçası olduğu iddiasını güçlendirmektedir. Bu yönüyle Epstein’in cinsel suçları, siyasal ve ekonomik elitler üzerinde baskı kurmaya yarayan bir araç olarak kurgulanmış görünmektedir.

İsrail bağlantıları: Ehud Barak ve gözetleme teknolojileri

Eski istihbarat mensuplarının ve araştırmacı gazetecilerin aktardığı bilgiler de bu tabloyu tamamlamaktadır. Ari Ben-Menashe gibi isimlerin ifadeleri, Epstein’in İsrail istihbarat çevreleri için bir tür “kolaylaştırıcı” veya aracı işlev gördüğü yönündeki iddiaları desteklemektedir. Bu ağın önemli bir halkası olarak anılan Robert Maxwell, hem kendi döneminde Mossad’la ilişkilendirilen bir figür olarak hem de kızı Ghislaine Maxwell üzerinden Epstein’e uzanan süreklilik zincirinin sembol ismi olarak dosyada yer almaktadır. Dosyada, Epstein’in “kompromat” üretimi, arşivlenmesi ve gerektiğinde devreye sokulması üzerinden işleyen bir operasyonel sistemin parçası olduğu yönündeki iddiaları destekleyecek çok sayıda materyal bulunmaktadır.

Epstein’in devletler ve istihbarat servisleriyle kurduğu ilişkilerin en somut ve belgelenmiş boyutlarından biri, İsrail siyasal ve güvenlik çevreleriyle olan temaslarıdır. Bu ilişkinin merkezinde, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak yer almaktadır. Sızdırılan e-postalar ve seyahat kayıtları, Barak ile Epstein’in uzun yıllara yayılan, sıradan bir sosyal ilişkiyle açıklanamayacak ölçüde yoğun bir temas içinde olduklarını göstermektedir. Barak’ın Epstein’in New York’taki dairesinde defalarca kaldığı, bu mekânın yalnızca konaklama değil, aynı zamanda gayriresmî görüşmeler ve koordinasyonlar için kullanılan bir merkez işlevi gördüğü anlaşılmaktadır. Epstein’in Barak’a teknoloji, seyahat ve lojistik alanlarında destek sunduğu; buna karşılık Barak’ın da Epstein’i İsrail’in güvenlik ve teknoloji ekosistemiyle buluşturan bir kapı işlevi gördüğü iddia edilmektedir.

Bu ilişkinin en kritik çıktılarından biri, İsrail merkezli gözetleme ve acil durum teknolojileri şirketi Carbyne etrafında şekillenmiştir. Eski adı Reporty olan şirket, 2015–2016 yıllarında Epstein’in, Peter Thiel’in yatırım fonu Valar Ventures üzerinden sağladığı yaklaşık 40 milyon dolarlık finansmanla hızlı biçimde büyümüştür. Şirketin yönetiminde Ehud Barak’ın doğrudan yer alması ve kadrosunda İsrail ordusunun siber istihbarat birimi Unit 8200 geçmişine sahip isimlerin bulunması, Carbyne’yi sıradan bir start-up’ın ötesine taşımaktadır. 

Dosyada yer alan yazışmalar ve tanıklıklar, Epstein’in bu teknoloji ağını yalnızca ticari kazanç için değil, jeopolitik ve istihbari amaçlarla da kullandığını ileri sürmektedir. Fildişi Sahili ve Moğolistan gibi ülkelerle yapılan güvenlik ve gözetleme anlaşmalarında Epstein’in “operasyonel kolaylaştırıcı” rol oynadığı, taraflar arasında teknoloji transferi ve siyasi temasların kurulmasında aracı olduğu belirtilmektedir. Ayrıca Suriye iç savaşı bağlamında Rusya ile İsrail arasında gayriresmî bir iletişim kanalı oluşturma girişimlerinde bulunduğuna dair e-posta trafiği, onun yalnızca özel sektör–devlet sınırında değil, doğrudan jeopolitik süreçlerde de devreye sokulan bir aktör olduğunu düşündürmektedir.

Bu çerçevede Epstein, finansman, gözetleme teknolojisi ve kişisel ilişkileri bir araya getirerek, İsrail merkezli güvenlik çıkarlarıyla küresel elit ağları arasında işleyen çok katmanlı bir bağlantı noktası olarak resmedilmektedir.

Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi

Siyasetin gölgesinde Donald Trump ve koruma kalkanı illüzyonu

Siyasetçilerin Epstein ile olan geçmişleri, bugün bir karşılıklı bağımlılık ve siyasi savunma mekanizmasına dönüşmüştür. Donald Trump’ın Epstein ile olan 15 yıllık geçmişi ve Mar-a-Lago dostluğu, kriminolojik bir dosyanın nasıl siyasi bir silaha dönüştürüldüğünün örneğidir. 2004 yılında Mar-a-Lago’daki bir gayrimenkul ihalesinde yaşanan “hoparlörlü telefon” kavgası ve sonrasında gelişen emlak anlaşmazlığı, bu dostluğun bozulmasının ardındaki gerçek çıkar çatışmasını deşifre etmektedir.

Trump, bu dosyaları rakiplerine karşı “bataklığı kurutma” vaadiyle bir manivela olarak kullanmış; ancak “Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası” sürecinde ucu kendi çevresine dokunmaya başlayınca süreci “hoax” (aldatmaca) olarak niteleme yoluna gitmiştir. Bu refleks, siyasi elitlerin birbirlerine karşı ne kadar sert görünürlerse görünsünler, sistemin kalıcılığını koruma noktasında ortak bir sınıf refleksi sergilediklerini gösterir. Medya ise bu derin siyasi oyunları topluma ancak magazinel bir sosla servis etmektedir.

Epstein belgeleri
Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi

Ana akım medyanın filtresi ve kurumsal ihanet

Ana akım medya, Epstein olayını yapısal bir güç eleştirisinden ziyade, magazinel bir “tabloid skandalı” seviyesine indirgeyerek tarihi bir kurumsal ihanete imza atmıştır. New York Times gibi kuruluşlar, Epstein’ı sadece bir “con-man” (dolandırıcı) olarak resmederek, olayın ardındaki sistemik istihbarat ağlarını ve finansal elitlerin suç ortaklığını bilinçli bir şekilde gölgelemektedir.

Medya, Robert Maxwell’in (Ghislaine Maxwell’in babası) İsrail’deki devlet töreniyle sonuçlanan Mossad bağlantılarını veya Epstein’ın “meritokratik Yahudi establishment” içindeki ideolojik yerini “komplo teorisi” etiketiyle filtrelemiştir. Kendi reklam verenlerini, sahiplerini ve haber kaynaklarını koruma içgüdüsüyle hareket eden medya, gerçeklerin toplumdan gizlenmesine neden olan en büyük barikatlardan biri olmuştur. Bu filtreleme, medyanın “Epstein Sınıfı”nın ideolojik koruma kalkanı olarak işlev gördüğünü tescillemektedir.

Levent Baştürk yazdı | Servet, güç, istihbarat ve dokunulmazlık: Jeffrey Epstein dosyasının anatomisi

Sonuç: Güvenin sonu ve sosyal uyanış

Epstein ifşaatları, kitlelerde küresel sisteme karşı duyulan güvenin son kırıntılarını da yok etmektedir. “Bataklığı kurutma” vaatlerinin her iki partinin de aynı çürümüş havuzda yüzdüğü gerçeğiyle çarpışması, toplumsal bir uyanışın ve sınıfsal bir öfkenin fitilini ateşlemiştir. Halk, kendi çocukları için geçerli olan en katı kuralların elitler için nasıl buharlaştığını gördüğünde, adalet talebi artık mahkeme salonlarının dışına taşmıştır.

Halkın bu derin hayal kırıklığı, artık kimin hangi partiden olduğundan ziyade, “kimin Epstein sınıfından olduğu” sorusuna odaklanmıştır. Bu dosya, sadece münferit bir suç davası ya da bir sapkınlık öyküsü değildir. Epstein dosyası, modern küresel sistemin ahlaki, hukuki ve siyasi meşruiyetine dair yazılmış en sarsıcı otopsi raporudur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.