Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe

Burnumuz Kaf Dağı’nda olmasın, burnumuzun ucunu görmekten aciz olmayalım. Kızıl Elma’yı kaybettik, bulalım; Mor Dağların farkına varıp, dağın ardına bakalım. İçimizdeki cevheri görelim, dışımızdakinin değerini bilelim. Türklüğün kaybettiği asabiye ve gerilim Kürtlükte vücuda gelmiş, Kürtlükte ete kemiğe bürünmüş. Ne mutlu bize ki kaybettiklerimiz hasımda değil, hısımda ortaya çıkmış. Akıp giden zamanın ve yitip giden canların telafisi mümkün değil. Ama anın kurtarılması ve istikbalin inşası mümkün? Bir büyük siyaset yapalım. Üçüncü yol diyelim; tarafları telif, milleti terkip ve hukuku tahkim edelim. Dönülmez akşamın ufkunda değiliz, yeni bir çağın eşiğindeyiz. Bu sefer ıskalamayalım. İmralı-Balgat hattında safları sıklaştırıp, İmralı’nın imkanlarını genişletelim ki Misak-ı Milli’ye her geçen gün biraz daha yaklaşalım.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe

Yüz yıl önce İttihatçılık kaybetmişti. Bugün ise onun yan sanayi ürünü, bir çeşit ikamesi olan Kemalizm kaybetti. Ve böylece; onun etkisi ile yol alan ilkel Türk milliyetçiliği, onunla nefes alan dayatmacı sekter laiklik ve her ne kadar ona bir tepki olarak yükselse de aslında ondan feyz alan İslamcılık kaybetmiş oldu. Zira esasları ayrı olsa da usulleri aynıydı ve üçü de Kemalizm’in paltosundan çıkmıştı. Yüz yıl böyle geçti. Bugün artık Kemalist paradigma tüm cephelerde iflas etti. Peki kim kazandı? Öcalan’ın paradigması kazandı. Birileri için kabullenmesi zor olabilir, olacaktır da ama hakikat budur. Kökü dışarda olan arkasına alsa da devleti, kaybetti; kökü içerde olan karşısına alsa da devleti, kazandı. Ve böylece; demokratik Türk milliyetçiliği, kapsayıcı seküler yaşam ve müstakil Müslümanlık kazandı. Yeni bir yüz yıl, Türkiye yüzyılı bekliyor bizi.

Her doğum sancılı olur. Lakin bu doğum için o kadar uzun zaman bekledik ve doğumun kendisi de o kadar uzun sürdü ki, milletin hem sabrı bilendi hem de direnci arttı. Bu sebeple saldırılar ne kadar ciddi ve çeşitli olursa olsun, korkulduğu gibi olmayacak, zannedilenden çok daha kolay olacak inşallah; bir devrim değil, köklü bir evrim bekliyor Türkiye’yi. İki halktan tek millet olmak istiyorsak, tek devlet çatısı altında hükmetmek istiyorsak eğer, başka da yolumuz yok zaten. Varsın birileri özümüze, tarihimize ve zamanın ruhuna aykırı hareket etmeye devam etsin. Yeter ki biz, biz olmaktan vazgeçmeyelim. Yeter ki biz, kaderimizin bir olduğunu inkâr etmeyelim. Yeter ki biz, hikayemizi hatırlayalım. Zira hatırladıkça biz bizi, Kürtlerin de devleti olacak Türkiye, Kürtçe anadilde eğitim de olacak Türkiye’de.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe

Neydi bizim hikayemiz? Sürekli serhatlara yolculuk ettirilmeseydi Türkler veya Şah ile Sultan’ın kavgası olmasaydı ve Azerbaycan’a çekilmeseydi Türkler ya da geride kalan Türkler Kürtleşmeye razı gelmeseydi eğer; bu denli Kürtleşir miydi Bakur ve Başur? Peki ya destek vermeseydi Malazgirt’te veya Çaldıran’da ya da İstiklal Harbi’nde Türklere Kürtler; bu denli Türkleşir miydi Anadolu ve Balkanlar? Yumurta mı tavuktan çıktı, tavuk mu yumurtadan; bırakalım bu anlamsız sorunun cevabını aramayı artık. Kardeşlikten dem vurup duruyoruz. Kibir ve haset girerse aramıza, arketiplerimiz Habil ile Kabil olur, hikayemizin sonu da maalesef hicran olur. Her şeye Batı aklı ve kavramları üzerinden bakmayı bırakırsak eğer, kendi emsalsiz hikayemizin farkına varacak, değerini bilecek ve hakkını verecek hale geleceğiz. Aksi halde kendimizi tanımak da birbirimizi anlamak da mümkün olmayacak. Bu kıyıcı kör dövüş, bu yakıcı kardeş kavgası bizi günden güne eritip duracak.

Millet-i hâkime Müslümanlık ve Türklük iken düne kadar, yarın artık Kürtlük ve Türklük olacak. Yüz sene evvel bizi bir arada tutan şey sadece Müslümanlıktı anlayışı da yine haksızlık bize, bizlere. Zira Araplar Müslüman değil miydi? Bizimle kalamazlar mıydı? Demek ki sadece Müslümanlık değilmiş, başka şeyler de varmış bizi bir arada tutan, değil mi? Peki buna rağmen bugün birçok yerde Arapça tabela var ama Kürtçe yok; yetmiş iki dilde hutbe var ama Kürtçe yok. Neden? Kendinden olana reva görmek bunu, 1000 yıllık birlikteliğin hangi safhasında, Türk tarihinin hangi sayfasında var? Kürtçe, en az Türkçe kadar kutsal.

Elbette yeni bir anayasa lazım. Elbette 1925’in ruhunu yansıtmayan bir anayasa lazım. Elbette hukuka, yani toplumsal sözleşmeye dayalı bir anayasa lazım. Lakin “Türkiyelilik” tanımı, kavramı ile olmaz bu iş. Dayatırsanız bunu veya takılırsanız buna; dün Osmanlılık ne ise ve sonrasında ne geldiyse başımıza, bugün de Türkiyelilik odur ve sonrasında da yine o gelecektir başımıza der Türk. Ve demekte de haklıdır. Madem vatandaşlık tanımı etnik temelli değil, o vakit Türk vatandaşı olmaktan gocunmamak gerek. Vatandaşlık tanımının, Türklüğün şahsı manevisi olduğunu anlamak ve ona tutunmak gerek. Lakin bir de madalyonun diğer yüzü var. Madem millet-i hâkime Kürtler, Kürtçeyi anayasal olarak tanımak gerek. Madem vatandaşlık tanımı etnik temelli değil, o vakit Kürtçe anadilde eğitimden gocunmamak gerek. Kürtçenin, Kürtlüğün şahsı manevisi olduğunu anlamak ve ona tutunmak gerek. Kibre, korkuya ve komplekse yenilmemeliyiz.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe

Türkiye’de milliyetçilik mevcut hali ile ilkel. Onu hakkıyla temsil eden bir parti dün de yoktu, bugün de yok. Ziya Gökalp’in bahsini ettiği asabiye ve gerilimden bir hayli uzak milliyetçilik. Güçten düşmemiz ve ilerleyişimizin durması hep bundan. İdeal ile aktüel arasındaki makas hep bundan. Daha işin başında, en başta, harsı medeniyete kurban ettiği gün kaybetti milliyetçilik milleti. Bu sebeple de millet için kuvvetli bir söylem oldu belki ama hiçbir zaman hâkim vaziyet alamadı milliyetçilik. Türkü bilmeyenlerin, Türklüğü benimsemeyenlerin Türkçülük yaptığı topraklardı buralar. Suni bir Türk yaratmak istediler, kabul ettiremediler. Milliyetçilik Türklüğü temsil edemiyor. Zira Türküm demek yetmez, Türk olmak gerek.

Türk’ün tabiatında kölelik ve dayatma hiçbir zaman olmamış; vergi almış ama dine veya kimliğe dokunmamış, adalet ve merhamet üzerine hükmetmeye gayret etmiş. Türk, hareket üstünlüğü ile hep bir adım önde olmuş; bu sebeple teoriye değil pratiğe önem ve öncelik vermiş, dogmatik kafa yapısı onda hiçbir zaman olmamış. Türk için töre yani hukuk, her zaman devletin üzerinde olmuş, devletten üstün tutulmuş; zira devlet olma ve düzen kurmanın töre ile mümkün olduğunu erken çağlarda idrak etmiş. Hani bu Türk nerede? Mevcut yapı Türk devleti mi bu haliyle? Türk’ü gören var mı siyasette veya devlette?

Ülkümüzü, Kızıl Elma’yı kaybettik biz. Onu fetihlere sıkıştıran, tahta kılıçları unutturan zihniyet katletti Türk’ü. Kızıl Elma artık ne Roma’dır ne Moskova, ne İran’dır ne Turan bize. Onu sağda solda aramaya gerek yok, o burada, içimizde. Kızıl Elma, Misak-ı Millîdir; Kızıl Elma, hukuk devletidir artık. Roma’yı da Moskova’yı da dize getirecek, İran’ı da Turan’ı da bize getirecek yegâne güç budur. Hukuk devleti toplumsal sözleşme ile, toplumsal sözleşme ise toplumsal mutabakat ile mümkündür. Devlet Türk için; toplumun egemenlik ve bağımsızlık amaçlı, hukuka dayalı örgütlenmesidir. Zira hukuk olmadan egemenlik, egemenlik olmadan bağımsızlık olmaz. Uydu devlet olmaktan çıkıp milli devlet mi olmak istiyoruz? Hukuku kaybettiğimiz yere bakalım. Önce 1921’e, sonra 1925’e bakalım. Ardından da dönüp aradaki farka bakalım. Ama yetmez. Mete Han her şeyini vermişken, vermemişse toprağını dün, Misak-ı Milliden azına biz nasıl razı olduk, dönüp ona bakalım. Ve nasıl geri alırız, oturup bunu düşünelim. Kuru sıkı hamasetle, şovenizmle olmaz bu işler.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe

Devlet-i Aliye değil miydi itiraz etti diye on binlerce Türkün başını kuyulara dolduran? Selçuklu değil miydi isyan etti diye on binlerce Türkü Malya’da Franklere boğduran? Bugünün baltacılarına göre, Türkler de o günün “teröristleri” o zaman. Öyle mi gerçekten? Mor Dağların farkına varalım. Mor Dağlar bizden. Mehmetçik mevcudu korumak adına, gerilla ise mevcudu iyileştirmek adına çarpıştı, kardeş kardeşe kıydı. Her ikisi de bu vatanın evlatlarıydı. Bizden olanların dağa çıktığını, ama bize karşı çıkmadığını görelim. Efeler gibi olduklarını, zulme boyun eğmediklerini, millete değil düzene meydan okuduklarını; savaştıkları devletin Türkün hakimiyetinde değil, emperyalizmin esareti altında olduğunu bilelim. Onlar ipliğini pazara çıkarmasaydı bu rejimin, bu rejimi değiştirme imkânımız olur muydu bugün, düşünelim? Her kesimin zalimi, katili vardır ve olacaktır. Lakin onlara değil, devletin de örgütün de şahsı manevisine bakalım.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Türkiyelilik ve Kürtçe

Varsın birileri milletin derdi ile hemhal olmasın. Varsın birilerinin derdi devlet değil taht olsun. Bize ne! Türklerin Kızıl Elma’sı, Kürtlerin Mor Dağları var. İlki adalet götürmek için, ikincisi adaleti tesis için var. Onlar birbirinin mütemmim cüzü. Onlar bize yeter! Onların asabiyesi ve onların ittifakının yarattığı gerilim bize Türkiye yüzyılını müjdeler. Biz Türklerin ilerleyişi nasıl ki Kızıl Elma üzerine olduysa, Kürtlerin direnişi de Mor Dağlar üzerine oldu. Bir büyük siyaset yapalım. Mor Dağları Türklere, Kızıl Elmayı Kürtlere; Türklüğü Kürtlere, Kürtçeyi Türklere emanet edelim. Türkler, Türklüğünü ellerinden alanlara direnmeli; Kürtler ise yeterince direndi, artık ilerlemeli. Yüz yıllık nakarat, yüz yıllık ayrışma bitti. Birbirimize inanmalı, birbirimize güvenmeliyiz. Kızıl Elmadan Mor Dağlara; artık yeni şeyler söyleme, birliğimizi tahkim etme vakti. Türklük bizim, Kürtçe bizim; Türkiye hepimizin.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.