Pis bir Babıali geleneğidir: Yazdığın fıkrada veya haberde, başka bir gazeteye atıf yapacağın zaman “bir refikimizde…” diye lafı kestirip atman beklenir. Böylelikle okurun o “refikin” kim olduğunu merak etse dahi araştırıp bulmaya üşeneceği, senin yazdığın çizdiğin gazetenin de tiraj kaybetmeyeceği öngörülür.
Gelişmiş olmamakta ısrar eden ülkelerin toplumlarında bu ahlaksızlığa çok sık rastlanılır. Benzer bir örnek, kitap basımında “numeratörü durdurup yeniden başlatarak” yeni çıkanları piyasaya “ikinci baskı” makyajıyla sürmektir… Böylelikle okuyucu o kitabın peynir ekmek misali kapışıldığı hissine kapılıp geri kalmamak adına papelleri bastıracaktır!
Ben bu ahlaksızlığa iştirak etmeyecek ve adlı adınca yazacağım: Geçen ayın son günlerinde, bazı Cumhuriyet gazetesi yazarları “gizli muvafık” oldukları iddiasıyla gündem oldular. Tövbe, Twitter adı verilen zevzeklik platformunda birkaç kişi aleyhlerinde konuştu, böylece de kulaklara kar suyu kaçmış oldu.

Derken… Küt! Bendeniz de aynı günlerde, Sayın Emine Uşaklıgil’in Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan son kitabını okuyordum.
Bildiğiniz (aslında büyük ihtimalle bilmediğiniz) gibi Sayın Uşaklıgil, son derece nazik ve zeki bir insan olması bir yana, gazeteci Yunus Nadi’nin ve yazar Halid Ziya’nın torunu, eski büyükelçi Bülend Uşaklıgil’in kızı, Cumhuriyet gazetesinin de eski yöneticisi ve eski ortağıdır.

Hasan Cemal’in anılarında anlattığı ve o zamanlar epey gürültü koparan “darbe girişimi” sırasında Cemalistlerden yana tavır almış ve İlhan Selçuk’un karşı darbesinden sonra da Okay Gönensin’le birlikte istifayı basıp gazeteden ayrılmıştı…
(Yirminci yüzyıl da biteli yirmi altı sene oluyor…)
Emine Hanım, bu müesseseye ilişkin bir kitap yazmıştı daha önceleri (“Benim Cumhuriyet’im”), iki sene kadar evvel de dedesi Yunus Nadi’nin eşi Nazime Hanım’la mektuplaşmalarını kitaplaştırmıştı, bu da İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.
Tek başına karınca gibi çalışıyor ve konuları, adeta bir kuyumcu titizliğiyle ele alıyor. Yer yer eleştirel bir tutum takınmaktan da kaçınmıyor. Bir okur olarak kendisine müteşekkir olmaktan başka diyeceğimiz olamaz. Hazır fırsat varken söyleyelim: Umarız bu tarz çalışmalar daha çok yapılmaya başlanır ve örneğin Emin Karaca üstadın bir zamanlar yazdıklarına benzer “gazete monografileri” de görürüz.
Efendim, lafa yekun tutup sadede gelelim: Sayın Emine Uşaklıgil’in son kitabının adı, “Cumhuriyet’in Kalemi Yunus Nadi”… Tahmin edeceğiniz üzere kitap, Yunus Nadi Bey’in hayat öyküsünü anlatıyor. Bununla birlikte, kötü yazar ağzı olacak ama neyse, “bir dönemin portresini” de çiziyor bizlere.
Dönemin resmi kaynaklarından kısa bir özeti
Çünkü, bundan yüz sene evvel yaşamış bu insana ilişkin birtakım bilgilerimiz var, evet, ama pek de fazla bir şey yok.
Bu nedenle kitap, yer yer “o dönemin resmi kaynaklardan kısa bir özeti” havasına bürünüyor ama bunun da zararı yok. Yunus Nadi’nin kim olduğunu bilmeyen yurdum insanı, Selanik’i de Bulgaristan’ın başkenti zannediyor olabilir, böylece öğrenmiş olur işte.
Şimdilerde pek kimsenin umurunda değil ama Yunus Nadi Bey için eskiden “Yunus Nazi” denirdi. Çünkü Cumhuriyet gazetesi, ikinci büyük savaş yıllarında Nazi Almanyası’nı desteklemişti. Altmışlı yılların sonunda “solcu gibi” yapar hale geldikleri için bunu itinayla unutturdular.
Örneğin eskiden gazete yayımlanan bir “bir zamanlar bugün Cumhuriyet’te neler yazıldı” köşesi vardı, burada “örnek” olarak verilen haberler ille de gelir gelir otuzlu yılların sonuna varır, sonra gerisin geri gazetenin ilk dönemlerine dönülürdü.
Fakat devrimci unutmaz arkadaş, devrimcinin hafızası sağlam olur. Bakın, Emine Hanım, o dönemi bizlere nasıl nakletmiş: “(Yunus Nadi) Özellikle Mussolini’nin İtalya’ya getirdiği düzenden övgüyle bahsetti.” Geçen sene Buğra Can Bayçifci adında bir araştırmacı, 1932 senesinde Bay Nadi’nin Mussolini İtalyası’ndan elli bin liretlik bir yardım aldığını saptamıştı hani…
Sonra, başkaca neler olmuş? Joseph Goebbels’in “davamız Lehistan, Avusturya, Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye’de muvaffakiyetle ilerlemektedir” sözü sonrası, devrin ilerici gazetesi Tan’ın muharrirlerinden Sabiha Sertel, Cumhuriyet’i tenkit ediyor. Mezkur ceride de, Sertel’i komünizm propagandası yapmakla suçluyor!
Bu arada Yunus Nadi’nin oğullarından Nadir Nadi, 12 Ocak 1940’ta yayımladığı bir yazıda şöyle buyurmuş: “Milletlerin karşısında birinciden hiç de aşağı kalmayan başka bir tehlike duruyor ki iyi görüşlü devlet adamlarını şimdiden derin derin düşündürmektedir: Kommunizma.” Nadi’ye göre “Alman orduları dünya için tehdit değildi”.
(Merhum Nadir Nadi Bey için niye “Goebbels’in avukatı” demişlerdi yahu?)
14 Haziran’da Alman ordusu Paris’e giriyor, Nadir Nadi, “Avrupa’da Alman Birliği’nin kabul edilmesi gereken bir realite olduğunu” yazıyor. O günlerde bu yazı yüzünden kıyamet kopmuş. Nadi, kendini şöyle müdafaa ediyor: “Hükümet yurdumuzu boğuşmaya sürüklemek istemedi ama geçen sonbaharda imzaladığımız yardım antlaşmaları yürürlüğe girmeli değil miydi? Almanya, Rusya’ya saldırarak Stalin’i Müttefikler safına itti. Müttefikler ‘Hadi!’ dediğinde neden kımıldamadık?”
Gene bildiğiniz (aslında bilmediğiniz gibi) Nadir Nadi uzun seneler Cumhuriyet’in başyazarlığını ve yöneticiliğini üstlendi. İlhan Selçuk ve Yaşar Kemal gibi isimlerle birlikte gazeteyi “ortanın solu” zihniyetine yakın tutmaya çalıştı. Kardeşi Doğan Nadi, o pırıl pırıl ve keskin zekâ, tüm bu tutarsızlıkların omuzlarına yüklediği kederden mi soluğu her akşam Park Otel’in barında alıyordu acaba?
İşte “Cumhuriyet” denince bizim aklımıza bunlar geliyor… Umarız, okurun da aklına başka şeyler gelir: Hani bundan bir on sene kadar evvel gene aynı gazetede yaşanan kargaşa ve tasfiyeler… O yüzden, bugünkü karmaşa pek de anlamlı değildir. Tabii “arif olan” için. Ben onlar için yalnızca tek bir şeyi hatırlatıp geçeceğim:
Hani, İlhan Selçuk, 1993’te İSKİ skandalının ortalığı sarstığı günlerde sıkıntıya düşmüş ve bir an için kendini sorgulayıp, “yok yahu, bizimkiler yapmaz öyle hırsızlık falan” diyerek işin içinden sıyrılmıştı ya… Doktor Nurettin’i aramış, sormuş… Daha sonra benzer bir kuşkuya Gürbüz Çapan için düşmüş ve gene “bir anlık sorgulamayla” rahata erişmişti.
Okuyucu sayısı da düşe düşe 150 binden 50 bine düşmüştü abi… Şimdilerde daha da az olsa gerek.
Eh, benim okurum işini bilir.
- Görsel yapay zekâ aracı Gemini ile oluşturulmuştur.














