Burak Karataş yazdı: Yine sana hüsran var

Fransa’da da kutluyorlar. Şaşırdınız mı yoksa?

“Ortodoks komünistler”, Stalinci ihtiyarlar falan ayrı bir yoldan yürüyerek varırlar meydana, “daha bir özgürlükçü kokan” Troçkistler, feministler, çevreciler, vb. ise bambaşka bir güzergâhtan geçerek… Sağcılar ellerinde krallığın simgesi zambak çiçeğini taşırlar, bembeyaz ışığı insanın gözünü alır. Solcular da geleneksel müge çiçeğiyle kutlarlar 1 Mayıs’ı.

Yine sana hüsran var
Burak Karataş yazdı: Yine sana hüsran var

Yaa, orada sağcılar 1 Mayıs’ı kutluyorlar, çünkü onların aralarında da emekçi olanlar var. Bizim gibi “bahar bayramı” lafazanlığının dibine darı ekmiyorlar. Onlarda “darbe günü Intercontinental otelinde saklanan sendika lideri” de bulunmuyor! (Hilton muydu acaba?)

Unutuyordum… Onlarda darbe falan da olmuyor yahu sık sık, olunca halk karşı geliyor, basın da hemen “emirlere alesta” durmuyor.

Bizdeki kutlamaların hikâyesi ilginçtir. Menderes hükümetinin bu konuda verdiği sözü tutmaması sonrasında gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin esaslı bir bahanesi olmuş oldu… İşin üzerine yattılar. Fakat 60′ yıllarda yükselen “dip dalga”, 1 Mayıs’ı “alanlarda” kutlamaya girişince ufak tefek izinler verilir oldu işte.

Rahmi Saltuk çıkar, Zülfü Livaneli de çıkar, falan filan. Kemal Türkler konuşma yapar, Behice Hanım slogan atar, Çetin Altan “bir sözüyle binlerce insanı coşkuyla sıçratır”… Ta ki Milli Şef İnönü, devrin başbakanı Demirel’le anlaşıp TİP’in parlamentoya girişini engelleyene kadar.

Önceleri gruplar arası hırlaşmalar da görülürdü.

Grupların birbirlerinin yolunu kesmesi, vakayı adiyedendi.

Sonraları, daha fena bir aşamaya varıldı. Gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin önünü açmaya çekindiği 1 Mayıs şenlikleri bir siyasal istimna vesilesi kılındı. (Bu, o hükümetlerin vahim hatalarını örtbas etmiyor tabii!)

Burak Karataş yazdı: Yine sana hüsran var

1977’nin meşhur 1 Mayıs’ında vefat edenler de oldu… Ercüment diye bir çocuk vardı, bugün yaşasa 70’e merdiven dayamış kocaman bir adam olacaktı. Olamadı.

Ferhan Şensoy’un Kazancı Yokuşu kitabını okuyun da bu yaranın ne kadar eski ve köklü olduğunu anlayın diye söylüyorum. Her sene belli siyasal gruplar oraya göstermelik birkaç bin insan yığacaklar ve polis de sopa çekecek diye koskoca Emek Bayramı içeriksizleştirildi.

Düzenden nemalanan sendikalar ve dehşetengiz cılızlıktaki işçi sınıfından şeytan görmüşçesine korkan tüm “iş alemi” de bunun üzerine balıklama atladı…

İçinde Frunze ile Voroşilov’un heykelleri var diye Taksim’deki anıta çiçek koymanın solla sosyalizmle ne ilgisi varsa artık… (Sahi yahu, bu iki kişinin kim olduğunu biliyorlar mı dersiniz?)

Sol, öncelikle “yürek soğutmayı” bırakmalıdır. Evet, solun edebiyatı, şiiri, şarkısı elhak çok güzeldir ama bunlarla sosyalizm falan olmaz!

Troçki, “proletarya kültürü diye bir şey yoktur, bizim asıl amacımız işçi sınıfını burjuva kültüründen zevk alır hale getirmektir” demişti… Buna rağmen salim arkadaşlar “alanlarda” halay malay çekecekler. Çünkü köylüdürler. Hiçbir Fransız işçisi, 1 Mayıs şenliklerinde folklorik dans falan etmez, bizimkiler ederler.

Halkın zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri bulunduğunu idrak edemedikleri için de oy pusulasında yer ziyanlığından başka bir halta yaramazlar.

İktidar dağları taşları korumaya meyillidir, bizim salim arkadaşların bu konu dahil herhangi bir konuda ne düşündükleri belirsizdir. Onu bunu bırakın da Türk işçisinin hal-i pür melali hakkında bir şeyler bilirler mi? Bir önerileri var mıdır?

Bu ülkede milyonlarca insan üç otuz paraya çalışıyor, asgari ücret dahi alamayanlar var, kıdem tazminatı gibi haklar en kalantor görünenler için dahi sorun olabiliyor, insanlar güvencesiz ve sigortasız çalışmak zorunda kalıyorlar… Çünkü beride milyonlarca işsiz bekliyor, insanlar utanmasalar “beni sömürün, ben daha güzel sömürülürüm” diye inleyecekler!

İktidarın tercihi bellidir. Onlardan bu alanlarda bir ilerleme sağlamalarını beklemek, saflık olur.

İyi de bizim arkadaşlar ne diyorlar bu konularda? Eleştiriyi geçiniz, onu biz de yapıyoruz! “Olmaz böyle rezillik” tezviratının ötesinde bir planları, projeleri, programları var mı? Çıkmaz ayın son Çarşamba günü iktidara geldiklerinde, milleti kolundan bacağından tutup kolhozlara mı atacaklar, yoksa başka önerileri de var mı?

Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla halen daha Saraçhanebaşı’nda eşek eti kesilen kimi izbelerde saman kâğıda bastırdıkları ilanlarla oy avcılığına girişiyorlar. Bildik terane işte.

Seçimde oy yerine kol saati alınca da bozum olurlar.

Bu kafayla giderlerse gene aynı durağa varacaklar. Çünkü akıllanmıyorlar ve akıllanacak gibi de durmuyorlar. Sözgelimi, bu eleştirileri yapanın “evin içinden” biri olduğunu anlayabilecekler midir? Hiç sanmıyorum.

Zamanında bir Mehmet Ali Aybar başbakan olabilseydi Türkiye daha ileri bir ülke olurdu, bu dediğimi de sakın yabana atmayınız.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.