Uğultulu Tepeler, edebiyat tarihinin en yanlış anlaşılan eserlerinden biri olmaya devam ediyor.
Bu roman gerçekten büyük bir aşk hikâyesi mi, yoksa karanlık bir saplantının anatomisi mi?
Romanın yazarı Emily Brontë, eseri 1847 yılında Viktorya döneminin İngiltere’sinde yazdı. Ancak kitap yayınlandığında fazla ilgi görmedi. Brontë’nin romanında yarattığı dünya, klasik diyebileceğimiz romanlardan duygusal değişiklikler barındırıyordu.

Romantik aşk mı, duygusal yıkım mı?
Çoğumuz kitabı okuduğunda veya filmlerini izlediğinde bir aşk hikayesi olarak tanımlar. İlişkini merkezindeki iki karakter olan Heathcliff ile Catherine Earnshaw arasındaki bağ kimliklerin birbirine dayandığı yıkıcı bir sevgidir.
Yıllarca süren bu aşk (aşk denebilir mi?) sonunda ölüme götürecek bir saplantı haline dönüşecektir.
Sınıf çatışması: Romanın en çarpıcı noktası
Emily Brontë’nin kitabının günümüzde yüz yılı aşan bir süredir okurun ilgisini hala çekme nedenlerinden biri de sınıfsal çatışmadır. Catherine’in Heathcliff’e duyduğu bağ, onu toplumsal sınıf baskısına ve sıkışmasına neden olmuştur. Aşklarının önündeki en büyük engel doğrudan sınıfsal ayrılıklardır.
Kostümler ve gotik dünyanın yaratılışı
Filmin en dikkat çekici ve seyirciyi gotik dünyanın atmosferine sokan görsel dildi. İlk çocukluk yıllarından beri süregelen yağmur, sis, rüzgâr, karanlık iç mekanlar ve tabii ki rüzgâr. Filmde kullanılan kostümler sınıf farklılıkları açıkça ortaya koyarak anlamamızı ve romanın daha da içeri girmemizi sağlar.
‘’Uğultulu Tepeler’’ neden hala romantik bir film olarak algılanıyor?
Bu sorunun cevabı tabii ki Emily Brontë’nin zekâ ve hayal gücüne ait. Kültürel hafızamızın kodları, trajediyi romantizme bağlayarak ondan bir aşk hikayesi çıkartıyor. Filimde ve kitapta prototip genel aşk yerine daha gerçekçi sayılabilecek bazen aşk insanın üzerine yıkım getirebilir. İşte filmin ve romanın baş karekterleri Heathcliff’e ve Catherine Earnshaw yaşıyor. Belki de bu iki insanın birbirini sevmesi değil birbirine kilitlenmesidir.
Romanın diğer kahramanları
Edgar Linton: Zengin, sınıfsal güvenliği olan, soylu biridir. Catherine’ne çok aşıktır. Ancak Catherine’in Edgar’ı seçmesi sınıfsal gerçekliğim kendisidir. Catherine’nin Heathcliff seçmemişin nedeni de Nelly ile konuşurken “Onunla evlenirsem beni küçük düşürür” demesidir. Ve bu konuşmayı duyan Heathcliff o gün evi terk edecek ve kayıplara karışacaktı.
Isabella Linton: Edgar’ın kız kardeşi olan Isabella saplantılı bir şekilde Heathcliff’e aşıktır. Isabella’nın bir aşk evliliği sanması aslında bir intikamdır. Isabella’nın evliliği, romantik fantezinin çöküşüdür.
Nelly Dean: Romanın ve filmin en sessiz, en mutsuz karakteridir Nelly. Nelly, her zaman bir gözlemci gibi gözükse de okura ve filmin seyredicisine karşı bir mercek tutar. Catherine’ye gelen mektupları yakması onun iç dünyasındaki karanlık noktaları bize gösterir.
‘’Uğultulu Tepeler romantik değildir. Romantizmin edebiyattaki en güzel yanlış anlamasıdır.”







