İslam Özkan yazdı: ABD SDG’den neden desteğini çekti?

Suriye’de Halep kentinin Şeyh Maksut ve Eşrefiye yaşanan mahallelerinde SDG ile geçici Şam yönetimine bağlı ordu güçleri arasındaki çatışmalar, sadece SDG güçlerinin Halep’in Kürt mahallelerinden çekilmesiyle sonuçlanmadı. ABD’nin desteğini arkasına alan Ahmed Şara’ya bağlı güçler, uluslararası konjonktürdeki değişimi hızla değerlendirerek Fırat’ın doğrusuna geçti. Deyruz Zor ve Rakka başta olmak üzere Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde hakimiyeti ele geçirerek SDG güçlerini söz konusu bölgelerden uzaklaştırdı.

ABD SDG’den neden desteğini çekti?

Peki neden ABD, Şam yönetiminin böyle bir taarruzda bulunmasına izin verdi ve her şeyden de önemlisi neden SDG’den desteğini çekti, neden yalnız bıraktı?

Aslında ABD’nin SDG için bir koruma kalkanına dönüşen ve ona geniş bir manevra alanı sağlayan tutumu aralık sonu hatta ocak başlarına kadar bir devamlılık arz ediyordu. Örneğin 6 Ekim 2025 gecesi, Halep şehrinin Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde Şam güçleri ile SDG savaşçıları arasında şiddetli çatışmalar başlamasından sadece saatler sonra, hızlı bir Amerikan arabuluculuğu tarafları ateşkese ikna edebilmişti. Ertesi gün Şam’da, SDG liderleri ve hükümet yetkililerinin katıldığı toplantılar yapıldı. Müzakereler, CENTCOM Komutanı General Brad Cooper liderliğinde ve ABD Elçisi Tom Barrack’ın katılımıyla yürütüldü.

Ekim 2025 sonunda Kamışlı kırsalındaki Kerhuk Köyü olaylarının ardından ABD, SDG ile Arap aşiret bileşenleri arasında ittifaka dayalı ilişkinin bozulmasını önlemek için hızla sahaya müdahale etmişti. ABD, aynı tutumu 2025’in son haftasında Halep’te hükümet güçleri ile SDG arasında yeniden patlak veren çatışmalarda da sürdürdü. Ürdün’deki ABD Dışişleri ekibi, her iki tarafla doğrudan temas kurarak çatışmaları durdurdu. Tüm bu olaylarda ABD müdahalesi çok hızlıydı: Amacı, çatışmaların başlamasından birkaç saat sonra mevcut dengeyi olduğu gibi korumaktı.

Washington, aslında olayların başında SDG’nin masada elini güçlendirmeye çalışıyor idiyse de bu geçici bir taktiksel destek miydi yoksa güç dengelerini anlamaya ve Suriye’de birlikte iş yapmaya hangi adayın uygun olduğunu belirlemek için bir nabız yoklamasıydı anlamak güç. Trump yönetimi, Şam’la işbirliği yapmaya istekli olduğunu daha önce dolaylı ve gayrı resmi yollardan beyan etmiş olsa da nihai anlamda ağırlığını hangisinden yana koyacağını henüz belirlememiş gibiydi.

İslam Özkan yazdı: ABD SDG'den neden desteğini çekti?
İslam Özkan yazdı: ABD SDG’den neden desteğini çekti?

ABD’nin güçle olan ilişkisi

Bu arada antiparantez, ABD tarih boyunca hep güçlüden yana tavır koymuştur. Stratejik pragmatizm olarak da etiketlenebilecek bu perspektife göre ABD, retorikte demokrasi ve insan haklarını savunsa da, sahada düzeni sağlayabilecek ve kendi çıkarlarını koruyabilecek en güçlü aktörü tercih eder. Örneğin, Soğuk Savaş döneminde Latin Amerika veya Ortadoğu’daki antidemokratik ama “güçlü” liderlerle kurulan ilişkiler bu yaklaşımın sonucudur. Zira Beyaz Saray’a yakın stratejistler hep “istikrarlı bir otoriterliğin, kaotik bir demokrasiden daha tercih edilebilir” olduğunu savunagelmiştir. Mısır’da Sisi yönetimiyle veya geçmişte bölgedeki güçlü monarşilerle kurduğu ilişkide de görüldüğü gibi bölgedeki Amerikan atraksiyonları, “güçlü olanın statükoyu koruma kapasitesine” verilen önemi göstermiştir.

Bunun nedeni şuna dayanır: Güçlü bir tarafla çalışmak, ABD için daha az kaynak harcayarak sonuç almak demektir. Vietnam veya Afganistan örneklerindeki gibi zayıf bir müttefiki ayakta tutmaya çalışmak, maliyetli ve başarısızlık riski yüksek bir kumardır. Hatta teorik alt yapısını bir şekilde oluşturdukları bu yönelime “stratejik pragmatizm” gibi fiyakalı bir isim vererek güç odaklı bu yönelimi ambalajlama yoluna bile gitmişlerdir. ABD’nin Suriye’deki tutumuna bakıldığında da benzeri tutumun izdüşümlerini görmek mümkündü ve ülkenin bir dönüm noktasında olduğu anlaşılıyordu.

İslam Özkan yazdı: ABD SDG'den neden desteğini çekti?
İslam Özkan yazdı: ABD SDG’den neden desteğini çekti?

ABD’nin tutumunda köklü değişim

5 Ocak 2026 itibarıyla tırmanan saha geriliminde, ABD’nin müdahale karakterinde köklü bir doktriner sapma müşahede edildi. Washington’un operasyonların başladığı beş gün boyunca sergilediği stratejik pragmatizmin yerini stratejik atalete bırakmıştı. Bir başka ifadeyle SDG üzerine yürüyen Şam güçlerine müdahale etmeme politikası, Beyaz Saray’ın müteakip deklarasyonuyla kurumsal bir anlam kazanırken Başkan Donald Trump tarafından ilan edilen Suriye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve bölgesel istikrarı merkezine alan yeni vizyon, ABD’nin SDG’yi koruyan kollayan refleksinin yerinde yeller estiğini haber veriyordu. Bu diplomatik manevra, reelpolitik düzlemde Suriye merkezi hükümetinin meşruiyet sahasını genişletirken, birçokları bunu, haklı olarak SDG ile olan taktiksel ortaklığın terk edilmesi ve Şam’la stratejik ortaklığa dönüşen bir yola girildiğinin göstergesi olarak okudu.

ABD SDG’den neden desteğini çekti?

10 Ocak’ta Tom Barrack’ın Şam’da Devlet Başkanı Ahmed Şara ile gerçekleştirdiği üst düzey temas, sahadaki askeri mobilizasyonun diplomatik bir kılıfa büründürülmesi çabasıydı. Suriye ordusunun Halep’in Eşrefiye ve Beni Zeyd gibi kritik arterlerinde tam kontrolü sağlamasıyla eş zamanlı gerçekleşen bu ziyaret, ABD’nin bölgedeki öncelikleri sıralamasını farklı bir eksende tanımladığını gösterdi. Ürdün ile yayınlanan ortak bildiride geçen “SDG unsurlarının Halep’ten barışçıl tahliyesi” vurgusu, Washington’un müdahale niyetinin artık statükoyu korumak olmadığını gösteriyordu. SDG, bölgeden tamamen tasfiye edilmeyecekti belki ama eski stratejinin de esamisi okunmuyordu artık. Hareketin bağımsız bir varlığa sahip örgütselliği yerine Şam’ın merkeziliğine entegrasyon sürecini yönetmek artık ABD’nin yeni bölgesel siyasetiydi.

Ekim 2025 ile 2026 başı arasında Şam-Washington ilişkilerinde üç kritik gelişme yaşandı:

  • Ahmed Şara’nın, adının BM terör listelerinden çıkarılmasından hemen sonra gerçekleşen ziyareti.
  • IŞİD karşıtı koalisyon: Suriye’nin ABD liderliğindeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona resmen katıldığı duyuruldu.
  • Sezar Yasası’nın iptali: Trump, Sezar yaptırım yasasının iptalini de içeren savunma bütçesini imzaladı.

İsrail-Suriye Anlaşması’nın merkezi rolü

Suriye sahasındaki yeni statükonun temelleri, 30 Aralık 2025’te Trump ve Netanyahu arasında gerçekleşen zirvede atılan stratejik tohumlarla atıldı. Trump’ın İsrail’i Şam ile müzakere masasına dönmeye zorlayan tazyiki, bölgede “jeopolitik bir takas” mevsimini başlattı. İsrail’in güneybatıda “güvenli bölgeler” ve uçuş yasağı gibi maksimalist taleplerine karşılık, 8 Aralık 2024 sonrasında kontrol altına alınan alanlardan çekilme taahhüdü; Washington hamiliğinde üçlü bir “İrtibat Hücresi”nin kurulmasıyla diplomatik bir resmiyete kavuştu. Bu hücre, sadece istihbari bir paylaşım noktası değil, aynı zamanda eski ittifakların tasfiye edildiği yeni bir bölgesel nizamın yönetim merkezi olacaktı.

ABD SDG’den neden desteğini çekti?

21 Ocak tarihli haberler, Paris’teki diplomatik satrancın çekişmeli pazarlıklarla geçtiğini ifşa etmekte. Şam’ın, İsrail’i “SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonunu sabote etmekle” suçlaması ve ardından gelen “sınırlı operasyon” önerisi, sahadaki dengeleri altüst etti. İsrail’in bu operasyona sessiz kalması ve Washington’ın “sivil hakların korunması” şerhiyle verdiği zımni onay, SDG için çanların çaldığının ilk habercisiydi. İsrail’in lojistik kısıtları ve Ankara ile olan hassas dengeleri, SDG’nin dış destek kolonlarını birer birer çürütürken; ABD’nin “ilişkinin geçici ve taktiksel doğası”na yönelik vurgusuyla ve Tom Barrack’ın “koalisyon mazeretinin sonu” beyanı, on yıllık bir ortaklığın ocağına incir ağacı dikti.

ABD desteği ancak küresel çıkarlarla örtüştüğü müddetçe mevcuttu. Washington, Mart 2025 anlaşmasından bu yana SDG’ye bir “müzakere şemsiyesi” sunmuş; ancak bu korumayı, örgütü devlet kurumlarına “onurlu bir entegrasyona” teşvik etmek için bir araç olarak kullanmıştı. SDG’nin verilen zaman içinde karşı tarafla anlaşamaması, Washington’un Şara hükümetine “yeşil ışık” yakmasıyla dönüşümü hızlandırmıştı.

Bu hızlı dönüşüm, Türkiye ile olan NATO müttefikliğinin, Trump yönetimi açısından taktiksel işbirliğine gittiği örgütten çok daha hayati bir jeopolitik önemi haiz olduğunu göstermekteydi. Öte yandan Washington, bölgedeki kaosu yönetmek yerine Irak örneğinde olduğu gibi muhatap alınabilir, egemen ve birleşik bir Şam yönetimini tercih etmiştir. Ayrıca Suriye’nin yeniden imarı sürecinde Amerikan şirketlerinin pay alabilmesi, ancak ülkenin parçalı yapısının sona ermesi ve ekonomik bir muhatabın varlığıyla mümkündü.

Son olarak IŞİD dosyasına ilişkin Şam yönetiminin tutumu da ABD açısından son derece cazip olanaklar sunabilen, en azından denemeye değer bir fırsatlar sepetini önüne koyuyordu. “IŞİD terörizmi” ile mücadelede, aynı gelenekten gelen ama dönüştüğüne inanılan tecrübeli bir devlet mekanizmasıyla çalışmak, Washington için maliyeti ve siyasi riski yüksek vekil güçlerle ortaklıktan çok daha verimli bir seçenek olarak tescil edilmiştir.

ABD SDG’den neden desteğini çekti?

Netice itibarıyla öyle görünüyor ki İsrail’le ilişkilerde sükûnetli bir politikayı tercih etmesi ve IŞİD’le gönüllü savaşma isteği, Ahmed Şara’nın önünü açmış ve onu, SDG ile ilişkilerinde karşısına çıkan ve reddedilmesi imkânsız büyük avantajlar paketiyle karşı karşıya bırakmış görünüyor. Tabii İran’ın ülkedeki etkisini kırma ve Hizbullah’a giden silahların önünü kesme noktasında kristalize olan tutumu da bu pakete eklediğimizde Şara’nın önündeki kapıların tek tek açılmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını görmekteyiz.

Son dönüşümler, bölgedeki “vekil güç” siyasetinin son kullanma tarihinin yavaş yavaş dolduğunu, yerini merkezi güçlerle çalışma stratejisine bıraktığını ve “devletler arası diplomasi” döneminin daha çok önem kazanmaya başladığını belgelemiş görünüyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.