Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

Uzun zamandır “ha başladı, ha başlayacak” diye tüm dünyanın diken üstünde izlediği ABD-İran gerilimi, Cumartesi sabahı Tahran’ın ABD-İsrail ortak operasyonuyla bombalanmaya başlamasıyla sonuçları belirsiz, tehlikeli, uzun erimli ve geniş ölçekli bir savaş potansiyeline dönüştü.

Savaş başladı. Uzun zamandır da beklenen bir gelişmeydi. Yine de belirsizliğin tek belirleyen olduğu tuhaf ve keskin bir ateşin içine hep beraber girmiş durumdayız. Bazılarına göre 3. Dünya Savaşı çoktan başladı; bazılarına göre “İsrail ve ABD’nin hukuksuz, düzensiz, ilkesiz ve şeytani emperyalizmini”, bazı fanatiklere göreyse “klinik titizlikte yapılan” ve “dünyayı daha iyi bir yere götürecek bir temizlik harekâtını” izliyoruz.

Bu yazı, bugüne gelirken olanları ve savaşın ilk günündeki gelişmeleri ele alarak, kabaca bu savaşın geleceğine ve yaratabileceği büyük ölçekli sorunlara dair beş temel soru üzerinden olası senaryolar üzerine kafa yormaya çağıran bir yazı. Cevaplanmaya muhtaç bu beş temel soruyu ve bu soruların bir dizi alt sorusunu, hepimizin önümüzdeki günlerini, haftalarını, belki de aylarını tedirginlikle meşgul edecek bir meselenin boyutlarını düşünmek adına sıralıyorum.

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?
Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

1) Operasyonun süresi ve kapsamı: Bu sınırlı bir operasyon mu, öyleyse sınırı ne?

Savaşın gidişatını belirleyecek ilk soru bu. ABD ve İsrail’in gerçek hedefi ne? Başlatılan askeri operasyonun henüz açıklanmayan kapsamı ve nihai amacı ne kadar geniş?

Şu an için net olan tek şey belirsizlik. Operasyon yalnızca İran’ın nükleer tesislerini ve askeri kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmayı, hatta mümkünse neredeyse sıfırlamayı hedefleyen sınırlı bir saldırı mı? Yoksa rejim düşene kadar sürmesi göze alınmış daha geniş bir stratejinin ilk adımı mı?

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?
Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

ABD Başkanı Donald Trump saldırının hemen ardından yaptığı açıklamada İran rejiminin devrilmesi gerektiğini söyleyerek çıtayı oldukça yukarı koydu. Bu açıklama operasyonun süresi ve kapsamına dair soru işaretlerini daha da büyüttü.

Bazı ABD kaynakları planın 4–5 gün sürecek yoğun bir hava operasyonu olduğunu öne sürüyor. Ancak birkaç gün sürecek saldırılar İran gibi büyük, dağınık ve askerî açıdan karmaşık bir ülkenin kapasitesini gerçekten felç edebilir mi?

Bu noktada operasyonun nereye kadar uzanabileceğine dair bir dizi kritik soru ortaya çıkıyor:

İsrail kendini güvende hissedene kadar saldırıların kapsamı genişleyebilir mi? Uzun süredir İsrail stratejisinin merkezinde yer alan “İran’ın bölgesel ağını zayıflatma” hedefi doğrultusunda Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’deki vekil güçler de hedef haline gelir mi? Hizbullah ya da Yemen’deki Husilerin askeri kapasitesi bu operasyonun bir parçası olarak vurulabilir mi?

Operasyonun nükleer boyutu da en az bu kadar önemli. İran’ın nükleer altyapısının tamamı mı hedef alınıyor, yoksa belirli tesisler mi? Tartışmanın merkezindeki unsurlardan biri de daha önceki saldırılarda zarar görmüş bir tesisin altında bulunduğu söylenen yaklaşık 400 kilogramlık ve %60 oranında zenginleştirilmiş uranyum. Son müzakerelerde bu uranyumun seyreltilerek ülke dışına çıkarılması en kritik maddelerden biriydi. Şimdi bu mesele askeri yöntemlerle mi çözülmeye çalışılıyor? Öyleyse bu durum, ne tip riskler barındırıyor?

Benzer bir soru İran’ın balistik füze programı için de geçerli. Bu program tamamen hedef alınabilir mi, daha da önemlisi gerçekten etkisiz hâle getirilebilir mi?

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

Operasyonun ilk saatlerinden itibaren dikkat çeken bir diğer unsur ise saldırıların yalnızca askeri tesislere değil, rejimin kritik isimlerine ve karar merkezlerine yönelmiş olması. İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney ve Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan dâhil olmak üzere rejimin kilit isimlerinin bulunduğu noktaların hedef alındığına dair bilgiler var. Öyle ki bu yazının yazıldığı sıralarda Hamaney’in öldürüldüğüne dair spekülasyonlar sosyal medyada dolaşmaya başladı bile. Eğer amaç gerçekten rejim değişikliği ise şu soru kaçınılmaz hâle geliyor: Operasyonun nihai hedefi Hamaney dahil olmak üzere rejimin kilit isimlerini yok etmek ya da etkisiz hâle getirmek mi? Ve savaşın süresi ve kapsamı bu hedefe ulaşılıp ulaşılamamasına mı bağlı olacak? Velev ki Hamaney öldürüldü, bu rejimin değişmesi ve İran rejimine dair İsrail güveninin tesis edilmesi için yeterli olacak mı?

Bir başka kritik ihtimal ise kara harekâtı. ABD’nin İran gibi büyük bir ülkeye kara operasyonu düzenlemesi son derece zor ve maliyetli bir senaryo. Ancak hedef gerçekten rejim değişikliği ise yalnızca hava saldırılarıyla bunun başarıya ulaşmasının da oldukça güç olduğunu savunan çok sayıda uzman var.

Dolayısıyla başka bir olasılık daha gündeme geliyor: İran rejimini askeri ve siyasi olarak ciddi biçimde zayıflattıktan sonra daha kırılgan ve şartları kabul etmeye mecbur bırakılmış bir Tahran yönetimiyle yeniden müzakere masasına oturmak.

Ancak bu noktada operasyonun yönünü yalnızca Washington ve Tel Aviv’in planları belirlemeyecek. İran’ın vereceği yanıt da en az bunlar kadar belirleyici olacak. Bu da bizi ikinci soruya götürüyor.

2) İran nasıl karşılık verebilir ve savaş bölgeye yayılır mı?

Bu savaş aynı zamanda İran’ın uzun zamandır tartışılan gerçek askeri kapasitesinin de bir testi olacak.

Tahran yönetimi yıllardır bölgedeki caydırıcılığını büyük ölçüde söylem, füze programı ve vekil güç ağı üzerinden inşa etti. Ancak son yıllarda yaşanan bazı kritik olaylar bu kapasitenin ne kadar gerçek olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Son yıllarda yaşanan bazı krizlerde İran’ın verdiği askeri karşılık oldukça sınırlı kaldı. Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve 12 Gün Savaşı süreçlerinde İran rejiminin en sert intikamın alınacağına dair kesif söylemleri ile sahada verdiği askeri yanıt arasındaki uçurum, İran’ın askeri gücü konusunda soru işaretlerini daha da artırmıştı.

Ancak bu kez durum farklı. İran rejimi her yerden kuşatılmış bir varoluşsal kırılma anında. Böyle bir durumda Tahran’ın elindeki tüm kartları kullanmaya çalışması ve yapabilecekse kullanması şaşırtıcı olmaz. Ama asıl soru şu: Bu kartlar gerçekten İran’ın yıllardır iddia ettiği kadar güçlü mü?

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

Bu savaşta birkaç şey test edilecek: İran’ın füze kapasitesi, hava savunma sistemi, bölgedeki vekil güçleri üzerindeki etkisi, uzun süreli ve geniş ölçekli bir çatışmayı yaratma ve sürdürebilme kapasitesi

Bunun yanında İran içinde de önemli bir belirsizlik var. Ordu ve bürokrasi bu süreçte nasıl bir rol oynayacak? Rejim içindeki aktörler ne kadar ileri gitmeye hazır? Nitekim eğer rejimin artık çıkış yolu olmadığı düşünülürse İran bürokrasisi ve güvenlik aygıtı içinde farklı hesaplar ortaya çıkabilir.

Öte yandan İran’ın savaş alanını genişletme ve bölgeye yayma kapasitesi de kritik. Tahran, en azından kâğıt üzerinde şu seçeneklere sahip: Bölgedeki vekil güçleri devreye sokmak, Körfez’deki ABD üslerini hedef almak, İsrail’e yoğun füze saldırıları düzenlemek ve Hürmüz Boğazı’nı tehdit etmek. Keza bu seçenekler doğrudan ve dolaylı olarak daha geniş bir coğrafyayı ve hatta tüm küresel düzeni etkileyebilecek ekonomik etkileri de içinde barındırıyor. Eğer bunların birkaçı aynı anda gerçekleşirse savaş yalnızca İran ve ABD-İsrail arasında kalmayabilir. Tüm bölgeyi içine çeken çok daha büyük bir çatışmaya dönüşebilir.

3) Trump’ın içeride ve dışarıda yüklendiği maliyetler: Trump Amerika’yı siyasi olarak riskli bir savaşa mı soktu?

Gelelim bu denklemin en tartışmalı aktörüne: Donald Trump.

ABD ve İsrail’in başlattığı askeri operasyonun en tartışmalı tarafı zamanlaması ve hukuki zemini. Saldırı, diplomatik müzakereler sürerken gerçekleşti ve birçok ülke tarafından provokasyonsuz, hukuki dayanağı belirsiz ve hedefleri tam açıklanmamış bir adım olarak değerlendirildi. Bu nedenle Washington’un uluslararası kamuoyunda sert eleştirilerle karşılaşması şaşırtıcı olmadı.

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

Aslında bu operasyon, Trump yönetiminin son dönemde izlediği alışılmadık dış politika çizgisinin yeni bir halkası gibi görünüyor. Venezuela operasyonu, Grönland meselesi ve uluslararası normları zorlayan diğer çıkışların ardından İran savaşı, yönetimin kolayca çıkabileceği “temiz” bir askeri hamleden çok daha maliyetli bir angajmana dönüşebilir.

Birçok ülkeden ABD ve İsrail’i eleştiren açıklamalar geldi. BM ve AB tarafını şu an için belli eden açıklamalar yaptı. Ancak bu tepkilerin belki de en önemlisi, geçtiğimiz hafta Cenevre’de ABD ile İran arasındaki diplomatik müzakerelerde arabulucu olarak rol alan Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi tarafından verildi:

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

“Büyük bir hayal kırıklığı içindeyim. Aktif ve ciddi müzakereler bir kez daha baltalandı. Ne Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarına ne de küresel barışın korunmasına hizmet eden bir durumla karşı karşıyayız. Acı çekecek masum insanlar için dua ediyorum. ABD’yi bu çatışmanın daha da içine çekilmemeye çağırıyorum. Bu sizin savaşınız değil.”

Bu açıklama aslında birçok ülkenin ortak hissiyatını yansıtıyor: Savaş, tüm dünyanın izlediği diplomasi ihtimali henüz tamamen bitmemişken başladı.

ABD içinde de eleştiriler hızla yükseliyor. Özellikle Trump’ın İsrail’in güvenlik önceliklerini ABD çıkarlarının önüne koyduğu yönündeki tartışma haklı olarak, yeniden ve şiddetle alevlendi. Ve bu tartışma daha da büyüyecek. Önümüzdeki hafta ABD siyasetini de sert kavgalara sahne olacağa benziyor.

İran-ABD
Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

Bunun yanında askeri maliyet meselesi de küçümsenecek gibi değil. İran rejimi, Venezuela örneğinde olduğu gibi hızlı, steril ve düşük maliyetli bir operasyonla etkisiz hâle getirilebilecek bir rejim değil. Bölgedeki ABD üsleri zaten hedef hâline gelmiş durumda. Şu ana kadar Bahreyn, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Ürdün’deki ABD varlıklarına füze saldırıları gerçekleştiğini biliyoruz.

Bir diğer önemli tartışma ise askeri operasyon kararının nasıl alındığı. Trump’ın Kongre’ye danışmadan askeri operasyon başlatması Washington’da anayasal bir tartışmayı şimdiden ateşlemiş durumda ve bu tartışma yeni bir azil sürecine kadar gidebilir. Birçok Kongre üyesi savaş yetkisinin başkana değil Kongre’ye ait olduğunu vurguluyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kongre’deki iki partinin üst düzey temsilcilerine kapalı bir brifing vermişti. Belli ki bu brifingin konusu, süresi ve kapsamını hâlâ bilmediğimiz bu askeri operayondu. Brifing sonrası Senato’daki Demokrat lider Chuck Schumer “çok ciddi şeylerden bahsedildiğini” söyleyerek Trump’ın kamuoyuna açıklama yapması gerektiğini endişeli bir ifadeyle dile getirmişti.

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?
Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

Üstelik Trump’ın karşısında sadece Demokrat muhalefet olmayabilir. “America First” söylemi etrafında şekillenen ve ABD’nin Ortadoğu savaşlarından çekilmesini savunan MAGA tabanının bu savaşa ne ölçüde destek vereceği de belirsiz. Eğer bu destek zayıf kalırsa Trump kendisini hem uluslararası arenada hem de kendi siyasi tabanı içinde savunmak zorunda kalabilir. Kısacası bu savaş yalnızca Ortadoğu’da yeni bir cephe açmadı. Aynı zamanda ABD siyasetinin içinde de yeni ve büyük bir çatışmayı başlatacağa benziyor.

4) İran’da ne olacak? Rejim mi çökecek yoksa “bayrak etrafında bütünleşme” mi göreceğiz?

Trump saldırının hemen ardından oldukça sıra dışı bir açıklama yaptı. ABD’nin İran’ı bombalayacağını ve ardından İran halkının özgürlüğünü kazanacağını söyledi. Bu, İran halkına yönelik açık bir rejim değişikliği ve bu rejim değişikliği için aktif rol alması yönünde bir çağrıydı. Benzer açıklamalar İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve sürgündeki muhalif figür Reza Pehlevi tarafından da dile getirildi.

Ancak bu noktada İran halkının, bürokrasisinin ve muhalefetinin nasıl bir tepki vereceği ülkenin geleceği açısından belirleyici olacak.

Tarih bize dış saldırıların her zaman aynı sonucu doğurmadığını gösteriyor. Bazı durumlarda rejimler zayıflar ve çözülür. Ama bazı durumlarda toplum hayati dış tehditler karşısında devletin etrafında kenetlenir; yani klasik bir “bayrak etrafında toplanma” etkisi ortaya çıkar. Dolayısıyla temel soru şu: İran toplumunda hangisi yaşanacak?

İran ve ABD
Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

Bu heterojen halkın özgül ağırlıklı baskın heterojen koalisyonu, rejime karşı mı dönecek, yoksa dış saldırı karşısında devletin arkasında mı duracak? Aynı şekilde İran bürokrasisinin ve güvenlik aygıtının tavrı da kritik. Rejim içindeki aktörlerin nasıl konumlanacağı, çatışmanın gidişatı kadar İran’ın siyasi geleceğini de belirleyebilir.

Bu sorunun özellikle önemli olmasının bir nedeni de İran’ın halihazırdaki gerilimli ve bölünmüş iç dinamikleri: 28 Aralık 2025’te başlayan ve uzun süre devam eden toplumsal protestolar rejim karşıtı bir siyasi harekete dönüşmüş, ardından da oldukça sert ve kanlı bir şekilde bastırılmıştı. Bugün özellikle büyük şehirlerde ve ülkenin batısında yoğunlaşan bu yorgun ve acılı muhalefetin, henüz acısı ve yası çok taze olan bu travmanın ardından savaşa nasıl tepki vereceği belirsiz.

Öte yandan İran’da yalnızca muhalif bir toplum kesimi yok. Sayıca çoğunluk olmasa bile örgütlü ve etkili bir rejim destekçisi taban da bulunuyor. Bu kesimin savaş ortamında nasıl mobilize olacağı da önemli bir soru. Bütün bunlara İran’ın çok katmanlı yapısı da ekleniyor. Etnik, coğrafi ve siyasi açıdan oldukça parçalı bir ülke olan İran’da savaşın dinamikleri bazı bölgelerde farklı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle en kaygı verici senaryolardan biri de çatışmanın zamanla bir iç istikrarsızlığa, hatta iç savaş benzeri bir tabloya evrilmesi. Ve bu senaryodan en fazla endişe duyan ülkelerin başında da Türkiye geliyor.

5) Bu savaş küresel bir krize dönüşür mü? Ya da felaket tellallarının dediği gibi 3. Dünya Savaşı başladı mı?

Bu soru doğrudan ikinci başlıkla bağlantılı. Çünkü İran’ın savaşı ne kadar genişletebildiği küresel etkileri belirleyecek.

Bu sorunun yukarıda bahsettiğimiz şekilde İran’ın bölgesel bir savaşa çevirme kapasitesiyle el ele giden iki ana boyutu var:

İlki enerji meselesi.

İran dünya enerji sisteminin en hassas noktalarından birinde bulunuyor. Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol ve LNG küresel ekonomi için hayati önemde. İran’ın bu hattı tehdit etmesi petrol fiyatlarında ciddi bir sıçramaya yol açabilir. Bu da yalnızca bölgeyi değil Avrupa’dan Asya’ya kadar tüm ekonomileri etkiler.

Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?
Gülener Kırnalı yazdı | Patlayan savaş ve önümüzdeki 5 kritik soru: Bundan sonra ne olabilir?

İkinci boyutsa İran’la aynı kampta olduğu varsayılan Doğu Yarımküre’nin büyük güçlerinin tutumu: Şu ana kadar hem Rusya hem Çin, hem de Hindistan temkinli açıklamalar yaptı ve diplomasi çağrısında bulundu. Ancak savaş uzar ve İran rejimi ciddi şekilde tehdit altına girerse bu ülkelerin pozisyonu daha önemli hale gelebilir. Böyle bir durumda kriz bölgesel bir savaş olmaktan çıkıp büyük güç rekabetinin parçasına dönüşebilir.

Bu yüzden tüm bu soruları birleştirebileceğimiz asıl soru şu:

Orta Doğu’da sınırları, tarafları ve kapsamı belli bir savaş mı yaşanıyor, yoksa dünya ekonomisini ve uluslararası sistemi sarsabilecek daha büyük bir kriz mi başlıyor? Hatta bazılarının iddia ettiği gibi 3. Dünya Savaşı mı başladı?

Not: Bu yazı 28 Şubat 2026 Cumartesi günü saat 19.00’da yazılmış ve o saate kadar yaşanan gelişmeleri gözeterek kaleme alınmıştır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.