Burak Karataş yazdı: Quo vadis?

Bir zamanlar bu soru çok popülerdi: “Quo vadis?”… Devir, Adnan Menderes devri, ellili yıllar… Sonraları İsmet İnönü’nün damadı olacak gazeteci Metin Toker, “idaresindeki” Akis Mecmuası’nda (dikkat isterim, “dergi” değil, “mecmua”…) bu soruyu sıklıkla başlık olarak kullanırdı… Tabii ki “bu gidiş iyiye değil” demek için. 

O sıralar aynı isimde bir film çekilmişti ve oldukça tutmuştu da ondan sanırım… Latince bir sorudur, “nereye gidiyorsun” anlamına geliyor. Bir de “Zincirli Köle” falan olacaktı… Hollywood ilahlarının boy gösterisi yaptıkları, bir kaşı yerde bir kaşı gökte aktörlerin devrin ünlü aktrislerini bir bakışlarıyla ateşe attıkları birbirinden “kitsch” ve birbirinden güzel filmler… (Aklıma hemen Victor Mature geliyor. Bir filmde oynamış, devrin ünlü “komikleri” Marx kardeşlerden Groucho Marx’ın film hakkındaki yorumu enfestir: “Filmde Victor’un göğüsleri, başaktrisin göğüslerinden daha güzeldi, o yüzden dikkatim dağıldı!”…) 

Quo vadis?
Burak Karataş yazdı: Quo vadis?

“Türkiye nasıl kurtulur”

Bu kadar malumatfuruşluk yeter, lafı günümüze getirelim de telifimizi kurtaralım. Geçen yazıda dedik ya, “Türkiye nasıl kurtulur” tartışması bitmek bilmeyen bir tartışmadır, tıpkı Asiye’nin nasıl kurtulacağı sorunsalı gibi… Gayya kuyusundaki taşı ne etsek de çıkartsak, ulan yoksa çıkartmasak da mı saklasak diye kara kara düşünüyoruz. 

Buna bulunan “Batılılaşma” çözümü, en az iki yüz senelik bir espri gibi durabilir ama ondan çok daha fazlasına işaret eder: Türkiye, ancak Batılı bir ülke olursa kurtulabilir zihniyetine… 

Eh, bizim bürokratlar da buna dayanarak irili ufaklı pek çok reform yapmışlardır. Bunlardan bazıları tutmuş (şapka devrimi, alfabe devrimi), bazıları ise tutmamıştır. Örneğin bugün hiçbir cihet-i askeriye mensubuna “General bilmemkim” demiyoruz, “Bilmemkim paşa” demek daha doğru geliyor. Oysa kanuna aykırıdır! 

Bir tarihe kadar, olmayan, kaldırılmış bulunan, kadük kalan halifelik makamına ve o makamda bulunan zata da hakaret yasaktı ülkemizde… Adamın biri bu maddeden ceza aldı, madde eski ya, ceza niyetine birkaç kuruş verip kurtuldu! Çünkü ceza on lira olarak yazılmıştı efendim, eski para

Aslında Türkiye, kendi kendisiyle ve kendi geçmişiyle öylesine mücadele etti ki dünyadan izole olduğunu anlaması altmış sene sürdü… Bugün, iş işten geçtikten sonra o treni yakalamaya çalışıyor ama yaya kaldığının bilincindedir. Gene de kuyruğu dik tutmaya çabalıyor. Kimsecikler tınmasa bile… 

Demin bahsettiğim nafile mücadelelere birkaç örnek verelim: 

İstanbul ile taşra şehirlerinin çatışması… Yıllar boyu sömürülen Anadolu’nun İstanbul’a duyduğu nefret, şehri parça parça kendi bildiği şekilde yeniden üretmesine karşın bitmiş değildir, kolay kolay da biteceğe benzemez. 

Bürokrasi-halk çatışması… Özellikle son yirmi yılda yaşanan sosyal ve siyasi dönüşümün halkın siyaset arenasında daha fazla söz sahibi olduğu kanaatine varmamız için yeterli olmadığını, her bürokratik “açıklama”da veya her seçimde yeniden hatırlamaktayız. 

Doğucu-Batıcı ayrımı… Tanzimat’tan bu yana çeşitli suretlerde beliren batıcı akımın liberal ve milliyetçi fikirler ekseninde tasnif olması karşısında doğucu halk kitlelerinin tepkisinin İslami akımlarla vücut bulması tuhaf değildir. Beklenmedik olan, iki karşıt görünümlü akımın aşırıcı olmayan bir ittifak çerçevesinde ülkeyi yeni baştan inşa etmeleridir. 

Sermaye-emek çatışması… Desem de inanmayın! Sermaye dediğimiz, az sayıdaki düzgün burjuva ile yeni zengin zontalardan müteşekkildir. Buna son zamanlarda “İslami zengin” ile “laik zengin” şeklinde bir ara ton da eklendi. Emek ise o kadar zayıf ki sermaye yeteri kadar sömüremediğinden, hükümetin “kendi dalga boyunda emperyalizm” politikasına destek olmakta. Emek örgütlü değil, politik bir içeriği de bulunmuyor. 

Tüm bunlara dünyanın son durumunun Türkiye ile ilintisini de ekleyiniz. Fark edeceksiniz ki, bizim mücadelemizin sonucu elde edeceğimiz kupa, şampiyon kulüpler kupası falan değil, en dandiğinden bir PAF takımlar kupası olacaktır. Onu da elde edip edemeyeceğimiz muallak

Quo vadis?
Burak Karataş yazdı: Quo vadis?

Peki, son tahlilde ne olacaktır yani? 

Ne bileyim yahu, bilseydim iktidara ben gelirdim… 

Ezcümle: Bunca tantananın ışığı gözlerinizi kamaştırmasın. Siz hayattayken Türkiye bir halt olamadı diye de hayıflanmayın. Vefat ettikten sonra da pek fazla bir şey değişmeyecek. Biz bu gerçeği kavradık da güzel sanatlara öyle sardık! 

Haa, isteyen “enseyi karartmasın” tabii. Saygı duyarız.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.