İBB soruşturması kapsamında 402 sanığın yargılanacağı davanın sanıklarından Ruşen Çakır, kendisinin de gizli tanık ifadeleriyle dosyaya “monte edildiğini” söyleyerek, “Bana bunu yaptılar, kim bilir başkalarına ne yaptılar” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında açılan ve 402 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması bugün Silivri’de başlıyor. Sanıklar arasında gazeteci Ruşen Çakır da bulunuyor.
Duruşma öncesi değerlendirmelerde bulunan Çakır, davada 105 kişinin tutuklu olduğunu ve soruşturmanın yedi dalga operasyonla genişletildiğini belirterek, “19 Mart’ta başlayan süreç neredeyse bir yıl sonra duruşma aşamasına geldi” dedi.
Silivri’de görülecek davada yüzlerce sanığın aynı anda salonda bulunmasının zor olduğunu vurgulayan Çakır, tutuklu sanıkların bir kısmının İstanbul dışındaki cezaevlerinde tutulduğunu söyledi. Bu durumun yargılama sürecini zorlaştıracağını ifade eden Çakır, “İstanbul dışından getirilen tutuklular saatlerce yol yapmak zorunda kalacak” diye konuştu.

“Güç gösterisi yapılacaktır”
Çakır, davanın ilk gününde yoğun güvenlik önlemleri ve bir “güç gösterisi” beklediğini belirtti.
Yeni Adalet Bakanı olan eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek döneminde başlatılan soruşturmayı hatırlatan Çakır, iktidarın mahkeme salonunun muhalefetin bir meydan okuma alanına dönüşmesini engellemeye çalışacağını söyledi.
“Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıkların mahkeme salonunu bir siyasi mesaj alanına çevirmemesi için her türlü tedbiri alacaklarını düşünüyorum” diyen Çakır, davanın canlı yayınlanmasının ise büyük ihtimalle kabul edilmeyeceğini belirtti.
“Kararların önceden alındığını düşünüyoruz”
Sanıklar arasında yer alan Çakır, davanın siyasi niteliği olduğunu savundu.
“Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargının karşısına çıkmıyorlar” diyen Çakır, “Bu siyasi bir dava ve kararların büyük ölçüde önceden alındığını düşünüyoruz” dedi.
Çakır ayrıca kendisinin de dosyaya gizli tanık ifadeleriyle dahil edildiğini belirterek suçlamaları reddetti.
“Ben kendi örneğimi biliyorum, hiçbir alakam yok. Beni buraya monte ettiler. Bana bunu yaptılar, kendimden eminim. Bu yüzden bu davaya inanmam mümkün değil. Kim bilir diğer insanlara ne yapmışlardır” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu vurgusu
Sanıklar arasında yer alan isimlerden birinin de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olduğunu hatırlatan Çakır, mahkemenin yargılama planını nasıl oluşturacağının henüz netleşmediğini, sanıkların duruşmalara sırayla çağrılmasının beklendiğini belirtti.
Ramazan nedeniyle saat sınırlaması
Çakır’a göre duruşmaların Ramazan ayı nedeniyle iftar saatine kadar sürmesi planlanabilir. Bu nedenle mahkemenin akşam saatlerine kadar devam eden uzun duruşmalar yerine daha kısa oturumlar yapması bekleniyor.
“Türkiye bu ayıptan kurtulmalı”
Çakır değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Vatana millete hayırlı olsun denecek bir dava değil. Umarım en kısa zamanda insanların haysiyetine uygun şekilde sonuçlanır ve Türkiye bu siyasi davanın ayıbından kurtulur.”
- Tarihi dava başlıyor: İşte İBB davası hakkında bilmeniz gerekenler
- İBB dosyasında tutukluluk kararlarına itiraza bir ret daha
- Murat Aksoy ile söyleşi: CHP’nin Kürt sorunuyla imtihanı
- Dilek İmamoğlu’nun kardeşi gözaltına alındı
- Binlerce yıl hapis istemi: İşte İmamoğlu’na açılan siyasi davalar ve soruşturmalar
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar. Evet, siz bunu izlerken ben Silivri yolunda olacağım. Çünkü dava başlıyor. Nihayet İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası başlıyor. Kaç kişi yargılanıyor? 402. 105’i tutuklu bunların. 7 dalga operasyon düzenlendi. 19 Mart’ta başladı, neredeyse bir yıl önce ama esas başlama tarihinin Kasım 2024 olduğu söyleniyor. Peki ne bekliyoruz? Öncelikle şunu söylemek lazım; bir kere 402 kişinin hepsinin salonda olması herhalde pek mümkün değil ama diyelim ki hepsi geldi. Özel olarak tabii özellikle tutuklu sanıklar, ki bunların bazıları Silivri’de değil. Mahkeme Silivri’de yapılıyor. Normal şartlarda bu kişilerin, yargılanan tutuklu kişilerin Silivri’de olması gerekir ama bir anlamda eziyet çektirmek için Afyon’a kadar sürülmüş tutuklular var. Vakti zamanında bir toplu davada yargılandım 82’de, 12 Eylül döneminde. O zaman biz Hasdal’da yatıyorduk ve Hasdal’da yatanların hepsini Metris’e götürdüler. Diğer cezaevlerindekileri de götürdüler. Çünkü Metris’te yeni bir salon açılmıştı toplu dava için ve herkes kolay bir şekilde gidip götürülsün diye güvenlik açısından, birçok açıdan. Ama burada bu yapılmadı. İstanbul dışından kişiler gelecekler. Kimileri saatlerce yol yapacak, sonra tekrar gidecekler.
Ama burada şöyle bir sorun var. Bir günlük bir dava değil. Günlerce sürecek bir dava. Ve peki nasıl olacak? Onu bekliyoruz. İlk günden büyük bir karmaşa olacağı kesin ve herhalde yeni Adalet Bakanı, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek bu konuda çok hazırlıklı olsa gerek. Her türlü güç gösterisini devlet orada yapmak isteyecek ve o salonun ilk günden itibaren Ekrem İmamoğlu ve tutuklu sanıkların ve dolayısıyla CHP’nin ve dolayısıyla muhalefetin bir meydan okuduğu yere dönüşmesini engellemeye çalışacaklar. Yapabilecekler mi, sanmıyorum ama deneyecekler. Mahkemenin canlı yayınlanmayacağı da büyük ölçüde anlaşıldı. Her ne kadar CHP salı günü bu konuda Meclis’e bir önerge verecek olsa da iktidarın bunu açıkçası kabul edeceğini sanmıyorum. Tekrar ben geçmişteki olaya gideyim. Bizim toplu dava başladığında gittik ve çok olağanüstü güvenlik önlemleri vardı. Hepimizi çok böyle disiplinli bir şekilde bir yerlere oturttular, ettiler, talimatlar falan. Ama 15 dakika sonra her şey dağıldı. Kimse hiçbir şeyi engelleyememişti. Ve herkes uzun zamandır görmediği arkadaşlarıyla sarmaş dolaş bir şekilde mahkeme salonunda biz sanıklar, ki çoğumuz tutukluyduk, biz egemen olmuştuk. O mahkeme çok gözlerden uzak bir mahkemeydi. Ona rağmen bir şey yapamamışlardı.
Şimdi burada ne olacak? Açıkçası bu büyük davayı, böyle bir davayı açmış olmaktan pişman bile olabilirler. Fakat biliyoruz ki bu siyasi bir dava ve siyasi dava olduğu için de kararların büyük ölçüde önceden alındığı bir dava olduğunu düşünüyoruz ve ona göre gidecek. Yıllar mı sürer yoksa hızlı mı biter bilmiyorum. Değişik rivayetler var. Normal şartlarda yıllarca sürmesi lazım ama bir ihtimal hızlı da bitirebilirler. Burada 19 Mart’tan itibaren hep tartışılan mesele şu: İktidar için, Cumhurbaşkanı Erdoğan için önemli olan bu süreç, bu sürecin yürümesi ve süreç şimdi yürüyor. Birçok yerde bu adımları attığından pişman bile olmuş olabilir ama sonuçta zamana yayarak yaklaşık bir yıl içerisinde ilk baştaki etki ve tepki tabii ki pek yaşanmıyor. Bunu da hesaba katmışlardır. Normal şartlarda davalar, duruşmalar biliyorsunuz saatler sürüyor. Gece geç saatlere kadar sürdüğü oluyor. Ama bu sefer bugünkü davanın Ramazan nedeniyle ve Ramazan boyunca belli bir saatte bitmesi herhalde düşünülüyor. Yani iftar saatini düşünmeleri, insanların iftarını yapmasına imkan sağlamaları gerekiyor. İftar arası vererek olabilecek bir şey değil. Büyük bir ihtimalle belli bir saatte, 17.00 gibi falan duruşma bitecektir. Peki ne olacak? Şu bekleniyor, ki gerçekçi olan da bu; mahkeme herhalde kendince bir yol planı yapmıştır. Bu bütün sanıkların her duruşmaya gelmesi olacak iş değil. Dolayısıyla sırayla belki günlere yayarak sanıkları çağıracaklardır ve bir ihtimal de bunu ilan edeceklerdir diye düşünüyorum. Yani diyecekler ki mesela, ‘‘tutuksuz sanıklarla başlayacağız’’ ya da ‘‘tutuklu sanıklarla başlayacağız sırayla.’’ Yani mesela Ekrem İmamoğlu’yla da başlayabilirler. En sona Ekrem İmamoğlu’nu da koyabilirler. Bunu yapıp herhalde mahkeme dağılacaktır.
Tabii burada beni ilgilendiren en önemli husus, şahsi olarak ilgilendiren; normal şartlarda ben bu davayı gazetecilerin arasında izleyecektim, diğer davaları izlediğim gibi, ama beni buraya monte ettiler. Başka gazeteci arkadaşları da monte ettiler. Kim olduğu tam belli olmayan bir gizli tanık. Hatta birden fazla gizli tanık. Bir önce şu dediler, sonra bu dediler. Hâlâ ne olduğu belli değil. Yargılanıyoruz. Tutuksuz yargılanıyoruz. Yurt dışı yasağı koymuşlardı. Onu da kaldırdılar yakın bir zamanda. Ama şunu söyleyeyim, ben kendi örneğimi biliyorum. Hiçbir alakam yok. Beni buraya monte ettiler ve bu benim bir vatandaş olarak, gazeteciliği bir kenara koyun, bu davaya hiçbir şekilde inanmamı mümkün kılmıyor. Bana bunu yaptılar. Kendimi biliyorum. Kendimden eminim. Kim bilir diğer insanlara ne yapmışlardır. Gizli tanıklar var. Kendi örneğimde gizli tanık olayı çok karman çorman oldu. Önce bilmem ne dediler, meşe dediler. Sonra onun yerine başka birisi geldi. Birisi için bıraktı deniyor falan. Neyse bununla kafanızı şişirmeyeyim. Bu örneği ben yaşadım. Kim bilir ne gizli tanıklar, ne etkin pişmanlıktan yararlananlar var. Onların yalanları, abartıları…
Bir de çok sayıda ‘‘duydum ki, ettim ki’’ diyerek bizzat tanık olunmamış ama akıl yürütmelerle yapılan suçlamalarla insanlar ve bunların önemli bir kısmı halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanları ve onların üst düzey bürokratları bugün yargıç karşısına çıkıyorlar. Türkiye’de olmayan bir bağımsız ve tarafsız yargının karşısına çıkıyorlar. Aslında karşısına çıktıkları şey siyasi iktidarın kendisi. Maalesef ülkemizin realitesi bu. Bakalım ne olacak. Yarın sabah size ilk günde neler yaşadığımızı anlatacağım. Zaten sizler de ilgiliyseniz, ki ilgilisinizdir diye tahmin ediyorum, neler olup bittiğini göreceksiniz gün içerisinde. Ben de merak ediyorum. Ama orada şunu da merak ediyorum tabii, sanıklar arasında olacağım; bir gazeteciye aslında yapılan bir kıyak bu. Ben orada sanıkların arasında olacağım ve ne zamandır görmediğim tutuklu birçok tanıdığım sanık var. Onlarla herhalde konuşma imkanım olacak. Herhalde bunu engellemeye çalışacaklardır ama başarabileceklerini sanmıyorum. Neyse… ‘‘Vatana millete hayırlı olsun’’ denecek bir olay değil. Umarım en kısa zamanda insanların haysiyetine uygun bir şekilde gelişir ve sonuçlanır ve bu siyasi davanın ayıbından Türkiye bir an önce kurtulur. Evet, burada keselim.
Ve bugünün ithafı bir büyük İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci olsun. Birçok İtalyan yönetmenden bahsettik. Antonioni’den, Fellini’den, Pasolini’den bahsettik. Bertolucci’yi atlamak olmaz, ki Bertolucci ilk Pasolini’nin yanında sinemaya başlıyor. Aslında babası şairmiş. Şiir yazarak başlamış ama Pasolini aile dostları ve komşusu aynı zamanda. Onun yanında başlıyor ve sinemada çok önemli işlere imza attı. ‘‘Paris’te Son Tango’’ başlı başına çok büyük bir filmdir. O tek başına zaten yeterli. Ama onun ötesinde kendisinin mesela ‘‘Son İmparator’’ filminde hem en iyi film hem de en iyi yönetmen Oscar’ını almış Bertolucci. ‘‘Son İmparator’’un dışında bir tane ‘‘1900’’ diye bir filmi var. Çok uzun bir film diye hatırlıyorum. Sonuna kadar da izlemiştim. Çok çarpıcı dünya çapında isimler; Gerard Depardieu vardı, Burt Lancaster vardı, başkaları da vardı. Çok çarpıcı ve acayip bir filmdi. ‘‘Çölde Çay’’ı izleyenler bilirler. Bir de tabii ilk filmlerinden ‘‘Konformist’’ diye bir filmi var. Onu hayal meyal hatırlıyorum ama ‘‘Ay’’ filmini çok iyi hatırlıyorum. Bertolucci İtalyan sinemasının 20. yüzyıldaki en önemli isimlerindendi. 21. yüzyılda da kısmen devam etmiş ama bir yerde sağlık nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum olduğunu biliyoruz. Bu durum onu zor durumda bırakmış. Evet, bu ‘‘1900’’ün afişi. Bu ‘‘Konformist’’in afişi ve bu da ‘‘Paris’te Son Tango’’. Marlon Brando, Maria Schneider. Çok çok tartışmalı bir film. Hatta bu film İtalya’da yasaklanmış. Böyle bir ilginçlik var. İtalya’da yasaklanmış. Hatta Bertolucci’nin birtakım haklarına, yurttaşlık haklarına da 5 yıl mı ne el koymuşlar. Çok tartışmalı bir film, özellikle sevişme sahneleriyle. O tarihte, ki biz o zamanlar ortaokuldaydık, İtalya’da yasaklandı ama Türkiye’de oynamıştı. Evet, Bertolucci bir büyük yönetmen. Ona saygılarımızla bu yayını sonlandıralım. Bakalım mahkemede ne olacak. Daha çok sürecek ama yarın sabah söz size ‘‘şu oldu, bu oldu, şu olmadı’’ diye anlatacağım. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








