Ruşen Çakır yorumladı: Düşürülen füzelerin sırrı

Ruşen Çakır, “Düşürülen füzelerin sırrı başlıklı yayınında Türkiye hava sahasında yaşanan füze olaylarının yarattığı belirsizliğe dikkat çekerek, İran-İsrail savaşı karşısında Ankara’nın karşı karşıya olduğu riskleri ve bölgesel dengeleri değerlendirdi.

Videonun özeti

  • Ruşen Çakır, ‘Düşürülen füzelerin sırrı’ videosunda Türkiye’nin hava sahasında meydana gelen füze olaylarını tartışıyor.
  • Mart ayında dört balistik füze vakası yaşandı ve son olay 30 Mart’ta meydana geldi.
  • Çakır, Türkiye’nin İran-İsrail savaşı bağlamında karşılaştığı güvenlik risklerini ve denge siyaseti yürütme çabalarını ele alıyor.
  • Türkiye’nin savaşın dışında kalmaya çalıştığı, ancak provoke edilme ihtimalinin bulunduğu vurgulanıyor.
  • Çakır, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in kriz anlarındaki liderliğinin önemini de belirtiyor.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, İran-İsrail savaşı bağlamında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu güvenlik risklerini ve uluslararası dengeleri değerlendirdiği yayınında, özellikle Türk hava sahasında yaşanan füze olaylarının yarattığı belirsizliğe dikkat çekti.

Çakır, Mart ayı boyunca dört ayrı tarihte Türkiye hava sahasında balistik füze vakaları yaşandığını hatırlatarak, son olayın 30 Mart’ta Doğu Akdeniz üzerinde gerçekleştiğini aktardı. Savunma unsurlarının müdahalesiyle etkisiz hale getirilen füzenin İran kaynaklı olduğunun açıklandığını belirten Çakır, olayların giderek daha ciddi bir güvenlik sorunu haline geldiğini vurguladı.

İlk olayın ardından resmi tepkinin sınırlı kaldığını söyleyen Çakır, ikinci olay sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a dolaylı mesaj verdiğini, üçüncü olayda ise sessizliğin dikkat çektiğini ifade etti. Dördüncü olaydan kısa süre önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın benzer bir durumun yaşanmaması için gerekli adımların atıldığını söylemesine rağmen yeni bir füzenin düşmesi, Çakır’a göre ciddi bir çelişki yarattı.

İran’ın saldırı iddialarını reddettiğini ve ortak inceleme önerdiğini hatırlatan Çakır, buna rağmen Milli Savunma Bakanlığı’nın “İran” vurgusunun dikkat çekici olduğunu belirtti. Olayların “provokasyon” ya da “sahte bayrak” ihtimaliyle de tartışıldığını, ancak bu ihtimallerin resmi açıklamalarla zayıfladığını söyledi.

Ruşen Çakır yorumladı: Düşürülen füzelerin sırrı

“Türkiye savaşa çekilmek isteniyor olabilir”

Türkiye’nin savaşın dışında kalmaya çalıştığını ancak çatışmanın giderek kapıya dayandığını ifade eden Çakır, Ankara’nın zor bir denge siyaseti yürüttüğünü dile getirdi. Türkiye’nin Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile birlikte diplomatik girişimlerini sürdürdüğünü belirten Çakır, Ankara’nın İsrail’i açık şekilde sorumlu tuttuğunu, ABD’ye ise daha temkinli yaklaştığını söyledi.

Çakır, Türkiye’nin doğrudan savaşa çekilmek istenebileceğini ancak bunun nedeninin net olmadığını belirterek, “Eğer saldırıların kaynağı kesinleşirse Ankara’nın bir tepki vermesi kaçınılmaz olabilir” değerlendirmesinde bulundu. Olası bir kara harekâtının bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağı ve Türkiye’yi özellikle yeni göç dalgalarıyla karşı karşıya bırakabileceği uyarısını yaptı.

Zor zamanda doğru yerde durmak

Çakır, yayında ayrıca İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in uluslararası krizlerdeki tutumuna özel bir parantez açtı. Sánchez’in Gazze sürecinde olduğu gibi İran-İsrail geriliminde de açık ve net bir duruş sergilediğini belirten Çakır, bu tavrın dünya çapında dikkat çektiğini söyledi.

Sánchez’in yalnızca sol politikalarıyla değil, kriz anlarında aldığı pozisyonlarla öne çıktığını ifade eden Çakır, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dahi Sánchez’i örnek gösterdiğini hatırlattı. Türkiye’de benzer bir liderlik profilinin henüz ortaya çıkmadığını belirten Çakır, CHP lideri Özgür Özel’in Sánchez’e olumlu atıflar yaptığını, ayrıca Sánchez’in Ekrem İmamoğlu konusunda Batılı liderlerin ötesinde bir tutum aldığını vurguladı.

Çakır, Sánchez’i “liberal bir solcu ama doğru yerde duran bir siyasetçi” olarak tanımlayarak, “Zor zamanlarda net pozisyon almak liderliği belirler” dedi.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. İran savaşı sürüyor. Türkiye bu savaştan uzak durmaya çalışıyor ama bir şekilde savaş hep Türkiye’nin kapısını çalıyor. Bunu Türkiye atlatabilecek mi? Umarım atlatır. Savaşın parçası olmaz. Ama dediğim gibi kapı sürekli çalınıyor. Örneğin ne oldu? Dün 4’üncü kez Türk hava sahasında bir füze imha edildi. Milli Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada bunun İran’dan ateşlendiğinin belirlendiğini söyledi. Türk hava sahasında olduğunu söyledi. Balistik bir mühimmat olduğunu söyledi. Doğu Akdeniz’de konuşlu, NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hâle getirildiğini söyledi. Aynı açıklamayı 4’üncü kez yapıyor Milli Savunma Bakanlığı. İlki 4 Mart’taydı. 28 Şubat’ta savaş başladı. İkincisi 9 Mart’ta. Üçüncüsü 13 Mart’ta ve nihayet 30 Mart’ta, aradan bir 17 gün geçtikten sonra. Şimdi ilk olay olduğunda çok değişik spekülasyonlar yapıldı. Hedefin Türkiye olmadığını, Güney Kıbrıs’taki İngiliz üsleri olduğunu söyleyenler oldu. Kimileri bunun İran’dan kaynaklanmadığını, Türkiye’nin savaşa sokulmak için yapıldığını, ABD ya da İsrail ya da ikisi tarafından yapıldığını söyledi. Olay ilkinde birazcık gürültüye gitti, öyle diyelim ve çok da resmî tepki gelmedi. Ama ikincisinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan adını vermeden İran’a mesajlar yolladı. Kardeşliğimize hâlel gelmesin anlamına gelecek şeyler söyledi. Belli ki bu Türkiye’de iktidarın tahammül sınırlarının zorlandığı anlamına geliyordu. Ve ardından 3’üncü olunca yani 9 Mart’ta Erdoğan’ın o açıklamasından 4 gün sonra olunca açıkçası çok merak ettik. Ben şahsen Erdoğan ne diyecek diye bekledim. Erdoğan bu konuya girmedi. Çünkü bir öncekinde ses tonu yükselince bir sonrakinde daha da yükselmesi gerekiyordu herhalde. Geçiştirildi bu olay. Şimdi 30 Mart’ta tekrar karşımıza çıktı.

Ve burada ilginç bir nokta var. Bunu söylemeden edemeyeceğim. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu olaydan bir iki gün önce A Haber canlı yayınına çıktı ve oradan kendisine şöyle bir soru soruldu: ‘‘Füzelerin Türkiye’de imhasından sonra nasıl bir diplomasi yürütüldü ki benzer bir olay bir daha yaşanmadı?’’ Hakan Fidan bu soruya ne cevap verdi? İzlemişsinizdir çünkü viral oldu. ‘‘Bu soruya cevap vermek zorunda mıyım?’’ dedi gülümseyerek. Yani, ‘‘Bütün gücümüzü kullandık ve artık bu iş kapandı.’’ demeye getirdi ve işin kapanmadığını gördük. Bir iki gün sonra tekrar Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre İran’dan ateşlenen Türk hava sahasındaki bir şey. İlk ilginç olan İran bunu kategorik olarak reddediyor. “Bizimle alakası yok. Biz Türkiye’ye saldırmıyoruz.” diyor. Hatta ortak bir heyet kurulup inceleme yapılmasını söylüyor. Mücteba Hamaney’in mesela bir açıklaması var Ramazan Bayramı mesajında; Türkiye ve Umman’a yapılan füze saldırılarının ülkesi tarafından gerçekleştirilmediğini söylemişti. Yani kendisi söylemiyor ama açıklamada öyle, çünkü Mücteba Hamaney’i görebilmiş değiliz yeni dinî lider seçildikten sonra. Bir diğer husus da tam da 30 Mart günü İran Dışişleri Bakanı Sözcüsü İsmail Bekayi’nin bir açıklaması vardı. Orada çok net bir şekilde “Türkiye’nin ve halkının ülkemize karşı yürütülen savaşa ilişkin ortaya koyduğu tutum takdire şayandır. Türkiye’nin bölge ülkeleri ile birlikte yürüttüğü girişimler bölgesel barış ve güvenliğe yönelik kaygılarını gösteriyor.” diyerek Türkiye’yi övmüştü ve bu da özellikle sosyal medyada bayağı yaygınlaştırıldı çünkü önemliydi ve ardından bu oldu.

Şimdi olay çok esrarengiz. Hâlâ belirsiz, hâlâ bilgiden çok birtakım tahminler yürüyor. Kimileri bütün bu açıklamalardan sonra bunun olmasının bir provokasyon olduğunu, İran’ın bunu yapamayacağını, yapmamış olduğunu söylüyorlar. Ama Savunma Bakanlığı açıklamasında İran net bir şekilde söyleniyor hep olduğu gibi. Ve düşürülen yer Türkiye olduğu söyleniyor. NATO tarafından olduğu söyleniyor. Ve Türkiye’nin şu anda Pakistan’da yürütülmek istenen müzakerelerde aktif rol oynamaya çalıştığını biliyoruz. Türkiye; Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan’la birlikte bu savaşın bir an önce sonlandırılması için çalışıyor ve savaşın sorumlusu olarak İsrail’i gösteriyor. ABD’ye dokunmuyor tabii. O ayrı bir şey. Trump yok işin içinde. İsrail’i gösteriyor. İran’a karşı eleştirileri var, uyarıları var ama pozisyonu çok net. “İsrail” diyor ve dolayısıyla Türkiye’nin bu çabalarının Dışişleri Sözcüsü’nün de söylediği gibi İran’ın hoşuna gitmesi gerekiyor. Ama bir bakıyoruz ki yine Türkiye üzerinde bir balistik füze NATO tarafından düşürülüyor. Savaş çok kötü bir şey. Burada da görüyoruz. Türkiye bir şekilde bu savaşa dâhil edilmek isteniyor. Niçin böyle yapılmak isteniyor anlayabilmiş değilim. Herkesin başka başka beklentileri vardır. Açıkçası, bunu İran yapmamıştır, başkaları yapmıştır, ‘‘false flag’’ diyorlar, ‘‘sahte bayrak’’ şeklindeki açıklamalar Milli Savunma Bakanlığı’nın ısrarla İran vurgusu yapması nedeniyle bana inandırıcı gelmiyor.

Burada İran’ın Türkiye’ye karşı bir niyeti olmadığını açıklamak için, ‘‘aslında hedef başka yerdi ama Türkiye üzerinden geçerken düşürüldü’’ gibi birtakım yan açıklamalar olabilir. Ama yine de şunu özellikle vurgulamak lazım: Üç tane yaşanan olayın ardından 4’üncü bir olayın yaşanmasında İran’ın sorumluluğu olduğu kesin ve Türkiye’nin de bu konuda bir şey yapabileceğini bir yerde herhalde akıllarında tutuyorlardır. Ne yapabilir açıkçası bilmiyorum. Bir misilleme. Nasıl bir misilleme olur? Yapmayacağa benziyor. Yapmasın da. Ama bunun bir yerde noktalanması lazım. Türkiye’nin bu savaşa dâhil olmaması lazım. Ve İran’ın da Türkiye’nin bu iyi niyetini ki Türkiye derken sadece ülke yönetimini kastetmiyorum, Türkiye halkı da büyük ölçüde burada İsrail ve ABD’nin saldırganlığına karşı bir pozisyon sergiliyor. Çok ciddi protesto gösterileri falan yok ama herhalde bir kamuoyu araştırması yapılsa büyük bir çoğunluk böyle diyecektir. Yani burada çok hassas bir yerden geçiyoruz. Savaş sanki rölantiye bırakılmış gibi ama özellikle kara harekâtı olması durumunda, ki böyle bir ihtimal hep dillendiriliyor, çok kızışacağı kesin ve Türkiye’yi bir şekilde doğrudan etkileyeceği, daha fazla doğrudan etkileyeceği kesin. Bunun değişik şeyleri var; mesela bir göç dalgası da olabilir, başka şeyler de olabilir. Dolayısıyla burada sağduyu çağrısı yapacak hâlimiz yok. Kime ne söyleyeceksiniz? Fakat temkinli olmakta yarar var. Dikkatli olmakta yarar var. ‘‘Yapmamıştır İran’’ diyerek geçiştirilecek bir olay değil. ‘‘İran yapıyorsa niçin yapıyor olabilir?’’ sorusu zor bir soru ve tehlikeli bir soru. Eğer İran içerisinde birileri Türkiye’nin de bu savaşa dâhil olmasını istiyorsa herhalde gerçekten kendi ülkelerini ve kendi halklarını sevmiyorlar demektir. Umarım İran bir daha böyle bir şeye girişmez diyorum ama bu dördüncünün ardından Ankara bir şeyler yapmak, bir şeyler söylemek durumunda kalacak gibi gözüküyor.

Neyse, gelelim bugünün ithafına. Savaş döneminde bir kere daha kendini gösteren İspanya Başbakanı Pedro Sánchez. Aynı zamanda Sosyalist Enternasyonal’in başkanı. İspanya’yı Haziran 2018’den beri yönetiyor. Uzun bir süredir Sosyalist Enternasyonal’in de başkanı, aslen bir ekonomi doktoru, ekonomi konusunda doktorası olan birisi ama çekirdekten sosyal demokrat diyelim. Partinin adı Sosyalist İşçi Partisi ama sosyal demokrat olarak bilinen bir parti. Burada belediye meclis üyeliğinden başlayarak milletvekilliği ve sonra parti genel sekreterliği ama bir dönem geliyor istifa ediyor, bırakıyor ve kendi kullandığı arabayla ülkeyi dolaşıp kendini anlatıyor parti teşkilatına ve sonra tekrar geliyor ve 2 Haziran 2018’den beri İspanya’yı yönetiyor. İlk başta daha liberal bir piyasacı sosyal demokrat olarak bilinirken daha sonra daha sola kayıyor. Bunda tabii ki orada bir dönem çok etkili olan sol parti Podemos’la girilen rekabetin de önemi var. Ve iklim değişikliği konusu, LGBTİ hakları konusu gibi toplumsal cinsiyet konularında çok açık sözlü ve duruşu çok net olan birisi ve dünya çapında da kendini göstermesi esas olarak Gazze soykırımıyla çıktı. O süreçte en açık bir şekilde tavır alan Batılı siyasetçi olarak karşımıza çıkmıştı. İran savaşı ile beraber aynı pozisyonunu sürdürüyor. Öyle ki Devlet Bahçeli bile onu tüm dünyaya ve Müslüman ülkelere örnek olarak sundu; en son geçen hafta bugün yaptığı grup toplantısında böyle söylemişti. Bana göre biraz liberal bir solcu ama iyi solcu. Pedro Sánchez, zor zamanda doğru yerde durmanın çok çarpıcı bir örneği olarak kayda geçti ve onu tabii ki dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar çok seviyor ama biliyoruz ki Pedro Sánchez Hristiyan bile değil. Dinle alakası olmayan ve bunu da açık açık söyleyen birisi. Türkiye’de henüz bir Pedro Sánchez çıkmadı. Özgür Özel sık sık ondan olumlu olarak bahsediyor. Ki bu arada Pedro Sánchez’in Ekrem İmamoğlu konusunda da diğer Batılı siyasetçilerin çok ilerisinde pozisyonlar aldığını da bir kere daha hatırlatalım. Evet, İspanya iyi yönetiliyor, öyle söyleyelim. Ve dünyaya örnek bir başbakanları var. Kendilerini kıskanmamak elde değil. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.