Gerçekten öcü gibi korkuyorlar Ali Şeriati’den. Devrimci sanatçı Ozan Rençber’in “Mao Zedong Yoldaşımdan” diye bir eseri vardı. Bu parçadaki, “Öcü gibi korkuyorlar / Mao Zedong yoldaşımdan / Gün geçtikçe ürküyorlar / Mao Zedong yoldaşımdan” dizeleri oldukça dikkat çekicidir. Konuyla doğrudan bir ilgisi yok ama bu şarkı yazının başlığına ilham verdi.
İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı saldırılar bölgesel bir savaşa dönüştü. İran, Orta Doğu’daki bütün ABD üslerini vuruyor. İsrail de Lübnan’a büyük bir saldırı başlattı. İran’da bir kız okuluna gerçekleştirilen saldırıda 160 kız çocuğu öldürüldü. Böyle bir atmosferde Türkiye’deki bazı gelenekselciler Şeriati’ye saldırmayı adeta görev bildi.

Türkiye’de gündem değiştirmek, manipülasyon yapmak bazı insanların profesyonel mesleği. Bu tarz insanlar kendilerini yerli ve milli sayar, diğerlerini ise Batı ya da Doğu tarafından fonlanan dış güçlerin piyonu olarak lanse eder. Bildikleri, anladıkları tek şey para. Dünyada farklı düşünce olabileceğine ihtimal vermiyorlar.
Yoldan çıkma tehlikesi
2012 yılında, sosyoloji eğitimimin ilk yıllarında Ali Rahnema’nın Müslüman Ütopyacı isimli kitabını okuyordum. Kitap Ali Şeriati’yle ilgiliydi. Bir gün muhafazakar bir arkadaşım bu kitabı elimde gördü, sanki bomba görmüş gibiydi. Beni doğru yola döndürmek için hemen harekete geçme ihtiyacı hissetmişti.
Hiç unutmuyorum, bana aynen şöyle dedi, “O adam sapık. Seni dinden çıkarır. Bunu okuyacağına git Tolstoy, Dostoyevski oku. En azından okuduğun yazarın gavur olduğunu bilirsin ve fazla etkilenmesin.” Büyük ihtimal geleneksel birkaç hocadan bu tarz cümleler duymuş ve beni yanlış yola düşmeden kurtarmak istiyordu.
Tehlikeli aile kütüphanesi
Halbuki ben ne sosyoloji eğitimi aldığım için Ali Şeriati okuyordum ne de bu kitap Ali Şeriati ile ilk karşılaşmamdı. Aile kütüphanemde çok sayıda Şeriati kitabı vardı. Bu yetmezmiş gibi Seyyid Kutub, Ebul Ala Mevdudi ve diğer yazarlar da bulunuyordu. Belki yüz binlerce evde bulunan kitaplardan söz ediyoruz, ortada marjinal bir durum yok.
Lise dönemimde Şeriati’nin “Dine Karşı Din”, “İnsanın Dört Zindanı” gibi ince kitaplarını okumuştum. Belki de Şeriati’nin hayatı beni etkiledi ve sosyoloji bölümünü bu yüzden tercih ettim. İlerleyen dönemlerde, “Ebuzer”, “Kendini Devrimci Yetiştirmek” gibi kitaplarını da okumuştum. Korkulanın aksine ne Şii oldum, ne de sapıttım.

İslam’ı sapıklardan korumak
Geleneksel çevrelerin Ali Şeriati’ye saldırma e motivasyonları onu yoldan çıkmış ve sapkın biri olarak kodlamalarından kaynaklanıyor. Bu mantığa göre Şeriati’yi okuyanlar da yoldan çıkma, sapık olma potansiyeli taşıyor. Yani onların gözünde bu, İslam’dan çıkma anlamına geliyor. Kendileri en doğru, en Müslüman olduğu için bu uyarıları yapma ihtiyacı hissediyorlar.
Geleneksel düşünceye göre en iyi Müslümanlık, yerli ve milli olan Müslümanlık. Bu durum Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat kavramıyla da özetleniyor. Sanki diğer Müslüman topluluklar Hz. Muhammed’den nefret ediyormuş gibi bir tablo çiziliyor ve kendilerini dinin koruyucusu gibi görüyorlar. İnandıkları İslam’ı ise hep Müslümanlara karşı koruyorlar.
Yerli ve milli din icadı
Son yıllarda yerli ve milli söyleminin dozunun artmasıyla neye saldıracağını şaşıran bir kitle ortaya çıktı. Bu insanların tek bildiği, kendilerince bir düşman bulup onu linç etmek. Bunun son kurbanı Ali Şeriati oldu. İran’daki devrimden iki sene önce İngiltere’de öldürülmüş olması da bir şey ifade etmiyor. Şu an İran’ı eleştirmek isteyenler Şeriati’ye saldırıyor.
Şeriati’ye karşı birkaç haftadır sistematik bir linç var. Özellikle sosyal medyada yapılan paylaşımlara bakıldığı zaman bunu açıkça görmek mümkün. Eleştiri altında karalama, iftira ve hakaret yapanların profilleri incelendiğinde görülen şey, bu isimlerin sanki bir düğmeye basılmış gibi birden organize hareket etmeleridir.
Mezhebi dinin önüne koyanlar
Bugün hala İran deyince akla Ali Şeriati geliyor. Şeriati öyle bir isim ki, İsrail ve ABD asker ve sivil gözetmeksizin İran’ı bombalarken, gelenekselciler onu linç etmeye çalışıyor. Bütün bu durum Şeriati’nin kim olduğunu zaten açık bir şekilde gösteriyor. Kıskançlık kötü bir şeydir, hele buna bir de mezhep sosu eklenirse gerçekten zararlı olabilir.
Anlaşılan o ki, İran’ın İsrail’i ve ABD üslerini vurması en çok mezhepçileri rahatsız etti. Sünniliğini İslam’ın önüne koyanlar için Şiilere karşı olmanın bir sınırı yok. Bu mezhepçi bakış açısıyla, İsrail ve ABD’nin savaşı kazanması için dua edenler bile olabilir. Mezhepçilik böyle bir şeydir, Müslümanlığın önüne geçtikçe insanı saçmalatır.

Patolojik vakanın tedavisi
Gelenekselcilerin sağlıklı bir argümanı bulunmuyor. Ellerinde gündem yapabilecekleri malzeme yok. İran’daki devrimden iki sene önce ölmüş Ali Şeriati’ye saldırmaları bundan kaynaklanıyor. Saldırganlıkları sınırsız, fakat artık tesirleri yok. Battıkça batıyorlar. Yakınlarında onları uyaracak mantıklı insanlar kalmamış görünüyor.
Çok derinlerde bir kıskançlık krizi de var elbette. Sonuç olarak Türkiye’deki gelenekselcilerin alim ve aydınları yurtdışında bir etki gücüne sahip değil. Türkiye’yi Müslümanların abisi olarak görüyorlar ama bunun altyapısını oluşturacak kanaat önderlerinden yoksun olmanın hıncını taşıyorlar. Gerçekten tedavisi zor patolojik bir vaka gibiler.
Kıssadan hisse
Artık şu konuda oldukça eminiz ki, son saldırılardan sonra Ali Şeriati yeniden insanların gündemine girdi. Bunun kötü bir şey olduğunu söylemek zor. Şeriati zihin açar. Donmuş fikirleri eritir. Alternatif bakış açısı kazandırır. Fakat korkulan da tam olarak bunlar. İstiyorlar ki din, mezhep, kimlik sadece otoriteye itaat için kullanılsın.
Şeriati, eleştirilemez bir konumda değil. Hatta belki onu en çok eleştirenler de İran’daki aşırı Şiilerdir. Nihayetinde kendisi İranlı bir sosyolog. Fikirleri belli şartlarda ortaya çıkmış bir insan. Ancak bu eleştirilerde iftira, yalan, karalama, linç ve sistematiklik varsa, orada başka bir bit yeniği aramak hakkımızdır. Ve kesinlikle bu işte bir bit yeniği var.
Sonuç olarak, Sünniliği, Türklüğü, Türkiye’yi sadece kendi babalarının malı zannedenler var. İstediğiniz kadar yerli ve milli olun yine de bunlara yaranamazsınız. Halbuki Sünnilik de, Türklük de, Türkiye de bu ülkede yaşayan herkesindir. Ali Şeriati’yi çeviren, okuyan ve seven insanlar da bu ülkenin öz evladıdır. Bu çıplak gerçeği herkes kabul etmek zorunda.













