Ruşen Çakır yazdı | Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…

Yıllar önce, ömrü PKK ile mücadeleyle geçmiş bir güvenlik bürokratına, uzun bir sohbetin sonunda “Sizce bağımsız Kürt devleti kurulacak mı?” diye sormuş, kendisinden tek kelimelik “Tabii” cevabını almıştım.

O günden bugüne çok şey değişti ama bağımsız bir Kürt devleti ihtimali hep gündemde.

Geçen hafta yazdığım “Bağımsız Kürdistan kapıda mı?” başlıklı yazıda da anlatmaya çalıştığım gibi, Irak’ta referandumdan bağımsızlığa ezici çoğunlukla evet çıkmasına rağmen Kürtler dış destek olmadığı için bunu hayata geçirmediler. Suriye’de uzun bir süre sahip oldukları de facto özerkliği bile kaybetmek üzereler. İran’da durum belirsiz. Türkiye ise bu tartışmaların şimdilik çok uzağında gözüküyor. Zaten Abdullah Öcalan da 27 Şubat 2025 açıklamasıyla her türlü statü talebini elinin tersiyle iterek “demokratik entegrasyon” olarak tanımladığı mevcut ulus devletler çatısı altında kalma yaklaşımını savundu.

Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…

Paylaşım savaşları

Yine de bağımsız Kürt devleti, devletleri hatta birkaç ülkenin Kürtlerinin birlikte oluşturacağı bir devlet ihtimalini ele alıp bunun varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği konusunu biraz tartışmak istiyorum.

Diyelim ki Kürt devleti kuruldu… Böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi durumunda ilk olarak “paylaşım” tartışmaları gündeme gelecektir. Öncelikle toprak, ardından doğal kaynaklar ve tarih boyunca o ülkede hep birlikte üretilmiş/yaratılmış kazanımlar. Bu tartışmalar, farklı etnik kökenli insanların yoğun olarak birlikte yaşadıkları yerlerde çok daha sert geçecektir.

Tercih tartışmaları

Ölümünden kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Turgut Özal ABD’ye gitmişti ve New York’ta Columbia Üniversitesi’nde bir konuşma yapmıştı. Ben de şans eseri New York’taydım ve kendisini dinlemeye gitmiştim. Orada bir izleyici kendisine “Kürtler ne olacak?” diye sorduğunda Özal “Kürtlerin yarısı zaten ülkenin batısında yaşıyor” cevabını verdi. Bunun üzerine aynı kişi “Peki diğer yarısı ne olacak?” diye üstelediğinde Özal “Onlar da batıya gidecek” deyince tüm salon gülmüştük.

Diyelim ki Kürt devleti

Ama Özal’ın vurguladığı realite öncelikle Türkiye, ardından o kadar olmasa da İran, Irak ve Suriye için de geçerli. Bağımsız devlet ilanı durumunda ülkenin diğer bölgelerindeki Kürtler ne yapacak? Düzenlerini bozmak istemezlerse, muhtemelen yeni devletten rahatsız olan eski komşuları, iş arkadaşları vs. ile sorunlar yaşamayacaklar mı?

Bir diğer kritik husus da karma evlilikler ve bunların sonucu olan çocukların durumu. Çiftler ve/veya çocukları yaşadıkları yerde kalma veya yaşadıkları yeri değiştirme konusunda özgür olacaklar mı? 

Muhtemel gerginlikler

Geçen yazıda “Kürt milliyetçilerinin ihmal ettiği ya da etmek istemediği önemli bir gerçek var: Türkiye, İran gibi köklü devlet geleneğine sahip ülkelerde bölünme endişesi, bu bağlamda Kürtlerin statü kazanma ihtimali anaakım milliyetçiliğin temel dayanaklarından biridir” demiştim.

Bu tespitten hareketle, herhangi bir ülkede ilan edilecek bağımsız bir Kürt devletinin, o ülkenin geri kalan kısmı tarafından birinci derecede düşman olarak görülmesinin çok yüksek bir ihtimal olduğunu söyleyebiliriz. Bunun sivil alanda bir dizi gerginlik ve çatışmayı kışkırtma ihtimalini göz ardı edemeyiz.

Ama daha önemlisi devletler arasındaki gerginlik ve çatışma ihtimali. Herhalde Kürt devleti, kopmuş olduğu devleti kendisi için birinci derecede güvenlik tehditi olarak görecektir. Keza Kürt devletini ortadan kaldırıp eski haritaya dönmek de “eski” devletin önceliklerinden biri olacaktır.

Yeni bir devletin, birçok açıdan, özellikle askeri konularda kopmuş olduğu belli bir tarihi olan devletle yarışması imkansız olduğu için hep dış desteğe ihtiyaç duyacak, bunun sonucunda bir yandan “bağımsızlık” kazanıp diğer yandan askeri, ekonomik vb. birçok alanda “bağımlı” hale gelmiş olacaktır.

Geçen yazıdaki söylediklerimi tekrarlamak isterim: “Kürtler kendilerine ne kadar güvenirlerse güvensinler, dış güçlerin desteği kalktığında intikamdan gözü dönmüş çoğunluğun hışmına uğrarlar: 1946 Mahabad, 2026 Rojava bunun örneği.”

İç iktidar savaşları

Birincil derecede olmasa da göz önüne alınması gereken bir diğer husus Kürtlerin hiç de yekpare bir halk olmadığı. Her ne kadar Türkiye’de ve kısmen Suriye’de Öcalan çizgisi fazlasıyla egemen gözükse de Irak ve İran için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Kürtlerin bağımsızlık uğruna aralarındaki farklılıkları geri plana itebileceklerini varsaysak da devletin sürdürülmesi söz konusu olduğunda bu farklılıkların kritik sonuçlara yol açması kuvvetle muhtemel. Örneğin Irak’ta bölgesel yönetimin kurullarını oluşturma konusunda KDP ve KYB arasındaki anlaşmazlıklar aylardır sürüyor.

Çare demokrasi

Kuşkusuz halklara, örneğimizde Kürtlere nasıl yaşayacaklarını başkalarının dayatması kabul edilemez. Fakat günümüzün altüst olan dünyasında “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”nın ne derece uygulanabilir olduğu da tartışmalı.

Bu bağlamda Öcalan’ın sadece Türkiye değil diğer üç ülke için de ileri sürdüğü “demokratik entegrasyon” perspektifinin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum. Ama burada da karşımıza her dört ülkenin de demokrasinin hayli uzağında olduğu realitesi çıkıyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.