Mümtaz’er Türköne yazdı: İlber Hoca bize ne demiş oldu?

Aramızdan ayrılmasıyla zincirlerinden boşalan, aşağılık kompleksleriyle malul kıskançlık furyasına bakılırsa çok şey söylemiş.

Ağaç taşlamanın bir adabı vardır, çocuklar bilir. Meyve düşürmek için taş atmak marifet ister. Sağlam, kısa bir sopa bu iş için daha uygundur. Yüksek bir çam ağacında uçurmanız veya topunuz takılı kaldığı zaman usul farklıdır. Sonra büyürsünüz, kendi ağacınızı yetiştirirsiniz; emek ister, sabır ister, zaman ister, adamlık ister. Bu işi beceremeyenler yetişkinliklerinde de başka ağaçları taşlamaya devam ederler. Taşladıkları ağaç ne kadar büyükse o kadar büyümüş olduklarını zannederler. Gelin görün hepsini toplayıp yüzle çarpsanız, İlber Hoca’nın serçe parmağından kestiği tırnağın zekâtı etmez.

En çok tekrarlanan suçlama: İlber Hoca, Yahudi hayranı imiş. Yahudilere bir tarihçi olarak sempati duyduğu doğrudur. Birlikte dolaştığımız Gelibolu’da, Türk şehitliğinde yatan çok sayıda Yahudi subayın mezarının önünde bu sempatiye bizzat şahit olmuştum. Sapla samanı birbirine karıştırmayın. Tarihçi, günün değil, bütün zamanların şahididir.

İlber Ortaylı ve Halil İnalcık.

Tarihçinin tercihi

İlber Hoca, büyük tarihçi Halil İnalcık’ın asistanı olarak meslek hayatına başladı. Hoca-talebe ilişkilerinde geleneklere sıkı sıkıya bağlıydı. Ders aldığı hocaların saygı ile ellerini öperdi. Kendisinden on yaş kadar büyük İlhan Tekeli’nin eğilip elini öptüğünü gözlerimle gördüm. Halil İnalcık hocaya çok saygısı vardı, ama arkasından çekiştirirdi. 2005 yılında, İstanbul’da dört büyük tarihçi adına “Türk Tarihçiliğinde Dört Sima: Halil İnalcık, Halil Sahillioğlu, Mehmet Genç, İlber Ortaylı” başlığı ile bir sempozyum düzenlenmişti. O sempozyumda arada, Halil İnalcık’ın İlber Hoca’ya çektiği fırçaya şahit oldum. Televizyonlara çok çıkmamasını, oturup ciddi şeylerle uğraşmasını iğneli bir şekilde ihtar etmişti.

İlber Ortaylı’nın şöhreti bulana kadar yazdıkları ile sonrasındakiler arasında ortaya çıkan dağlar-denizler kadar fark, Halil İnalcık’ı haklı kılıyor. İlber Hoca, 19 yüzyılı derinliğine sentezleyen “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” başlıklı deniz-derya kitaptan sonra, birkaç makale hariç popüler tarihçiliğe kaydı. İnanılmaz ayrıntı bilgisi, tarihi hadiseleri bugünün gazetecilerinin aktüaliteyi anlatması gibi canlı, ayrıntılı ve çok boyutlu ele alması, geniş kitlelerin ilgisini çekmesini sağladı. Bir de renkli kişiliği tabii. Hak edilmiş bir kibri, gizlemeden-saklamadan her fırsatta dışa vurması bile onu fazlasıyla sevimli hale getirdi.

Ayak üstü muhabbet ederken Halil İnalcık’a çalıştığım konu hakkında bir soru sormuştum. Yıllarca uğraşsam bile bulamayacağım bir anahtarı elime tutuşturmuştu. Konu, Tanzimat Fermanı için Avrupa kaynakları idi. Bana, 1831 Belçika Anayasası’na bakmamı tavsiye etti. İlber Hoca ile uzun bir zaman boyunca çok yakın temasım oldu. Makalelerini derledim, baskıya hazırladım ve fırsatlardan istifade çok soru sordum. Bir tekine bile cevap alamadım. 1815 Avrupa Consertinin mimarı Metternich hakkında yazdığı makaleyi (Tanzimat Bürokratları ve Metternich) “Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisadî ve Sosyal Değişim: Makaleler I”e alıp almama konusunda fikrimi sormuştu. Ben şahsen makaleden çok istifade etmiştim. Fırsattan istifade, Metternich’in kameralizmi hakkında ne düşündüğünü sordum. Sonu kahkaha ile biten cevap şöyle geldi: “Sen onu boş ver, biliyor musun Metternich’in karısı onu aldatıyordu.”

İlber Ortaylı, ağırlıklı olarak 19. yüzyıl modernleşme tarihi uzmanıdır. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde benim İdare Tarihi hocamdı. Hocaların öğle yemeğinden sonra sosyalleştiği Seha L. Meray salonunda, herkesi kızdırmak için “Sultan Abdülhamid Han efendimiz zamanında” diye başlayan hikâyeler anlatırmış. 19. yüzyılın önüne ve arkasına uzanan, gerçek uzmanlık eseri çalışmaları vardır; ama tam olarak bir Osmanlı tarihçisidir. Tarih sevilmeden yapılmaz. İlber Hoca da araştırdığı dönemleri, mühim şahsiyetleri künhüne kadar bilir, tatlı eleştirilerle severdi.

Makalelerini tek tek okuyarak, takıldığım yerde Hoca’ya sorarak tasnif ettim. Çoğu alanında çığır açan makalelerdir. İddialı çıkışını “Çarlık Rusyası döneminde Kars” makalesiyle yapmıştır. Bu makaleye hakkında annesine dair bir hatırasını anlatmıştı. Önemli bir uluslararası sempozyumda tebliğ olarak sunmuş. Dinleyiciler arasında oturan, kendisinin de Rusça hocası olan annesinden “Kars’ta senede iki ker ürün alınırdı” bilgisine ağır bir eleştiri gelmiş.

Popüler tarih meraklılarının ilgisini çekmese de makalelerinin hepsi orijinaldir. Makale derlemesini, ciddi okuyuculara tavsiye ederim. Kim, “Devenin taşıma maliyet eğrisi” başlığı ile ağırbaşlı bir makale kaleme alabilir?

İlber Ortaylı tarihçiliği

Tarihçilik ciddi bir iştir. Bizim zengin bir tarihimiz ve iyi tarihçilerimiz var. Yeni nesilden benim de zevkle ve çok şey öğrenerek okuduğum tarihçiler çıktı. Bir ekol veya bir perspektif olarak İlber Hoca’nın yeni nesil üzerinde kalıcı etkiler bıraktığına inanıyorum. Mukayeseli tarih penceresinin zenginliği bu kalıcı etkilerin başında geliyor.

Mukayeseli tarih çok geniş bir ilgi alanı ve birikim gerektirir. Tarihçi olarak bir zamanda ve yerde bulduğunuz bir bilgiyi başka zamanlarla ve mekânlara mukayese etmeden sadre şifa hükümler veremezsiniz. Elinizdeki bilginin ne anlama geldiğini kestiremezsiniz. İlber Hoca mütebahhir olarak bu alanın hakkını vermiş, popüler tarihçi sıfatıyla konuşurken bile bunu yapmış, tarihçiliğimizi bu anlamda çok ileriye taşımıştır.

Tarih, siyasetçilerin, ideolojik kampların cephaneliğidir; zira millet olmak tarih bilincine sahip olmaktır. Her siyasetçi kestirmeden tarihten aldığı malzemeyi bir el bombası gibi karşı tarafa fırlatır. Bütün bu kavga gürültü dönüp dolaşıp tarihin, daha doğrusu tarihçinin oturduğu hâkim koltuğunun önüne gelir. Halkın bilincini değiştirmek tarihçinin uğraş alanıdır. İlber Hoca, yıllarca bu arsenalin bekçiliğini yaptı. Yağıp-gürlemeye alışık olanlar, İlber Hoca’nın tedibine maruz kalmamak için dikkatli davrandılar. Tarihçilikte sağlanan sükunette onun payı inkar edilemez.

Kadir Mısırlıoğlu, Necip Fazıl gibi iri hükümleri mesnetsiz sıralayanların laflarının artık pek duyulmamasında İlber Hoca’nın cephane bekçiliğinin rolü oldukça fazladır.

Türkiye’de laik-sol Osmanlı tarihine gözlerini kapatmış, ideolojik argümanlarını dar bir alana, Cumhuriyet dönemine yerleşmişti. Halbuki Mustafa Reşid Paşa’yı tanımadan, Tanzimat reformlarını bilmeden Cumhuriyeti anlamak imkânsızdır. Tarihe nüfuz etmiş biri, CHP’nin İttihat Terakki ideolojisinin varisi olduğunu hemen farkeder. Muhafazakârlara, İstiklâl Harbinde habire isyan çıkartan, işgal kuvvetlerini çiçeklerle karşılayan, Padişaha bağlı vatan hainleri olarak bakmak çok abartılı bir görüş olsa da, taraftar bulmuştur. Muhafazakârlık geçmişi kutsayarak gemisini yürütür. Basit kutuplaşmalardan çözüm arayan sosyolojilere-ekonomik zihniyetlere, tarihi hiç olmazsa kendi gerçekliği içinde öğrenmeden geçemezsiniz.

Bugün liselerde Osmanlıca dersleri var ve mezun olan hiçbir genç Osmanlıca öğrenemiyor. İlber Hoca bu konuda samimi kanaatini söylemedi. Osmanlıcayı Bozuk Rika’dan Siyakat’e varıncaya kadar okuyan, yani meseleyi bilen bir tarihçinin Osmanlıca dersine onay vermesi çok zordur. Liselerde Osmanlıca derslerini hararetle savunanların hiçbirinin Osmanlıca bilmediğinden emin olabilirsiniz.

Bir orta yol var. Bugünün gündeminden bir örnek. Muhalif basında, İstiklal Marşı’nın Arapça nüshalarının okullarda dolaşmasından bahisle kabaran laiklik hassasiyetindeki cehalet, tam da İlber Ortaylı’ya yakışan bir azarın konusu olabilirdi. Yahu Arapça değil, bir kere Türkçe. Sadece Osmanlı harfleriyle yazılmış, hatta tam olarak Mehmet Akif’in kaleminden çıktığı haliyle. Osmanlıca ile Arapçanın farkını bilmeyenler utansın.

İlber Hoca’nın renkli, nev-i şahsına münhasır ve -tekrarlayalım- hakedilmiş bir kibir abidesi halinde şöhret bulan kişiliğinin kültür hayatımızda yol açacağı boşluğu uzun süre hiç kimse dolduramaz. İlber Ortaylılar kolay çıkmaz.

Makalelerini dikkatle okurken Hoca’ya da patavatsızlık edip söylediğim bir eleştiriyi dile getireyim. İlber Hoca incelediği konuyu büyük bir merakla, ayrıntıların izini sürerek ve kaynakları tüketerek olgunlaştırırdı, yazmaya başladığı zaman aceleye getirirdi. Elyazısı bu aceleciliğinin somut göstergesidir. Kendisi dahil yazısını kolay kolay kimse okuyamazdı. Onun için konuşmak yazmaktan daha eğlenceliydi. Galiba bu yüzden popüler tarihe meyletti.

Yine de zihnimizde bıraktığı tat oldukça lezzetli ve kalıcı olmalı.

Onu örnek alanlara tavsiyem: Boşuna uğraşmayın. O kadar ayrıntı bilgisi, o kadar güçlü bir hafıza, tarihi aktüalite gibi bütün gündelik detayları ile somutlaştırma yeteneği ve karşılaştırma yöntemi kolay kazanılmaz. Taklidi imkânsız bir adamdı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.