Müge İplikçi yazdı: Oscar bu sene kime gitti?

Bu seneki Oscar, şu altın heykelcik, geleneksel olarak “güzel” ve “kutsal” addedilen parıltılı tapınaktan çıkıp başka bir yerlere “gitti”! Kısaca söylemek gerekirse Batı sanat tarihinin estetik çerçevesinin dışında bıraktığı sıra dışı manzaralara doğru bir yolculuktu bu. Şunu söylemek farz oldu: Oscar artık sadece bir film endüstrisi ödülü değil, geleneksel bakışın sınırlarını zorlayan, “görünmeyenlerle” diyaloğa giren bir kültürel nesneye dönüştüğünü ilan etti.

Müge İplikçi yazdı: Oscar bu sene kime gitti
Müge İplikçi yazdı: Oscar bu sene kime gitti

Sean Penn’in kazandığı bir Oscar’ını Zelenski’ye bağışlaması ve “çok da önemli bir parça değil bu” sözü, derin bir eleştiriden öte, geleneksel Oscar manzarasının çerçevesini de paramparça etti. Heykelcik, Kiev’e uzanan yolculuğuyla, Hollywood’un kurguladığı estetize edilmiş, kontrol edilebilir dünyadan çıkıp, kendi hafızasını taşıyan bir savaş alanına, farklı bir mekâna taşındı. Geleneksel törenin romantik ve görkemli sahnesinin tam karşıtıydı bu. Penn’in eylemiyle gerçekleşen yeni “Oscar” töreni, hafızamızdan silinmeye çalışılan bir siyasi mücadelenin “göz ardı edilen manzarasına” aktarılmıştı!

Yeni ilişkiler

Öte yandan Michael B. Jordan’ın ödülüyle bir hamburgerciye gitmesi ise heykelciği başka bir “göz ardı edilen” alana, günlük hayatın sıradanlığına taşıdı. Sıradanlık derken fast-food restoranlarından ya da buna benzer esnaf lokantalarından, büfeler vb. gibi yerlerden, yani geleneksel estetiğin dışladığı alanlardan bahsediyorum. Jordan’ın bu hamlesi, Oscar’ı bu “atık alanı”nın göbeğine yerleştirerek, onun yeni ilişkilere göz kırpma fırsatını işaret etti demek mümkün. Burada heykelcik, ulaşılmaz bir tapınak nesnesi olmaktan çıkıp, ulaşılabilir bir anın heykelciğine dönüştü. O an için Oscar dinamik bir ilişkiler ağının parçasıydı.

Müge İplikçi yazdı: Oscar bu sene kime gitti
Müge İplikçi yazdı: Oscar bu sene kime gitti

Politik mikrofon

İş bununla da kalmadı, Javier Bardem’in barış vurgusu ve Filistin desteği ya da sunucu Conan O’Brien’ın ABD’nin toplumsal sorunlarına (pedofili) dair üstü kapalı eleştirisi, Oscar sahnesini geleneksel kabul konuşmalarının güvenli alanından çıkarıp, küresel politik gerilimlerin ortasına taşıdı. Sahneden yükselen bu sesler, törenin “şölen havası” içine, dünyanın “rahatsız edici, çelişkili, karmaşık manzaralarının” sert sorgulamalarını sızdırdı. Bu, yine, şıkır şıkır seyircinin dışında kalan “öteki”lerin, geleneksel bakışın çerçevesi dışında bıraktığı alanların sahneye davet edilmesiydi.

Ötekiler demişken, Conan O’Brien’ın yapay zekâ vurgusu (“Ben karşınızdaki son insan olabilirim”) ise, kutlamanın içine en belirgin yakın gelecek kaygılardan birini yerleştirdi. Bu, sektörün teknolojik dönüşüm karşısındaki derin tedirginliğini, en görkemli anında bile ifşa etti. Bu sözler insana özgü yaratıcılığın kısmen sürdüğü, ancak bunun farklı ve tedirgin edici formlar alabileceği bir yakın gelecek endişesini de temsil ediyordu. Bu da Oscar’ın yakın gelecekte kimler tarafından hak edileceği sorusunu gündeme taşıyordu elbette. Oscar ya bir robota verilirse sorusunun cevabı müphemdi!

Müge İplikçi yazdı: Oscar bu sene kime gitti
Müge İplikçi yazdı: Oscar bu sene kime gitti

Yeni bir manzaraya doğru

Bu seneki Oscar, tek ve homojen bir masalın “aktörü” değildi. Aksine, çok katmanlı ve bazen çelişkili mesajlarıyla, “pek de güzel kırmızı halılı manzara” idealinin dışında kalan tüm o sıra dışı alanlara dokunmaya niyetliydi: Savaşın içler acısı “manzarasına”, tüketimin estetik dışı alanlarına, politik gerilimlerin rahatsız edici yanına ve teknolojik belirsizliğin yakın gelecekteki sahnesine.

Sean Penn’in bağışı, Michael B. Jordan’ın paylaşımı ve sahneden yükselen politik sesler, hep birlikte aynı gerçeğe işaret ediyordu: Oscar heykelciği, artık geçmiş bir başarının durgun, kontrol edilebilir kanıtı değil, aktif ve dönüşken bir sembolün vaadiydi. Geleneksel bakışın çerçevelediği, estetize ettiği ve dışladığı her şeye doğru genişleyen bir sembol. “Oscar kime gidiyor?” sorusunun cevabı, bu yıl, “o artık herkese ve her yere gidebilir” şeklinde değişti. Altın heykelcik, kürsünün konforlu perspektifinden inip, dünyanın tozlu, karmaşık ve “göz ardı edilen” gerçeklikleriyle buluşma cesaretini gösterdi. İlişkisel, kapsayıcı ve gerçekliğin çıplaklığıyla yüzleşen bir bakışa doğru atılan bir adımdı bu.

Velhasıl gerçek manzara, artık çerçevenin içinde değil, heykelciğin adım attığı o çerçeve dışı alanlarda. Hadi “insanlık”, kemerlerini bağla!

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.