Ruşen Çakır, “Gizli tanıklar neye tanık, etkin pişmanlar neden pişman?” başlıklı yayında, İBB davasındaki izlenimlerini aktardı. Çakır, “etkin pişmanlık” ve “gizli tanıklık” müesseselerini eleştirdi ve bu durumların etik ve hukuki sorunlarına odaklandı.
Videonun özeti
- Ruşen Çakır, İBB davasında gizli tanıklar ve etkin pişmanlık müesseselerini eleştirdi.
- Çakır, etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların duruşmalara gelmediğini belirtti.
- Çakır, etkin pişmanlığın aslında yalan olduğunu vurguladı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Silivri’de süren İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını takip etti. Çakır, “Gizli tanıklar neye tanık, etkin pişmanlar neden pişman?” başlıklı yayında, sanık olarak da yargılandığı davaya dair gözlemlerini paylaştı.
Duruşmanın ilk günlerinin hareketli, tartışmalı geçtiğini hatırlatan Ruşen Çakır, “İlk günden bugüne olay iyice bir rutine binmiş, sakinleşmiş. İlk günlerde olduğu gibi gerginlik yoktu” dedi.
İlk günlerde avukat ve seyirci kalabalıklığını hatırlayan Çakır, “Çok sayıda izleyici vardı, siyasetçi vardı ve gerginlik vardı. Daha sonra yavaş yavaş birtakım normalleşmeler oldu” diye devam etti.
Etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların duruşmalara gelmediğini hatırlatan Ruşen Çakır, “Çünkü tutuksuzlar, gelmiyorlar. Kendi ifade sıraları geldiğinde gelecekler belki. Ama mesela o kişi, tutuklu yargılanan kişi orada. Kendisini suçlayan kişiyle yüzleşme şansına sahip olamıyor” dedi.
Etkin pişmanlıktan yararlanan fakat ifadelerini geri alan kişileri de hatırlatan Çakır, “Bunların tek bir ortak özelliği var: Tutuklu olmaları. Yani pişmanlıktan yararlanmalarının en önemli nedeni de tahliye olabilmek. Ama bir şekilde tahliye de olamıyorlar ve sonra etkin pişmanlıktan geri çekiliyorlar” diye konuştu.
Aziz İhsan Aktaş’ın etkin pişmanlıktan faydalandığını ama kendisine “suç örgütü lideri” denildiğini hatırlatan Çakır, şöyle devam etti:
“Suç örgütü lideri ama tutuksuz yargılanıyor. Onun verdiği ifadelerle belediye başkanları, belediye bürokratları hapiste yatıyor. İlk gün gelmişti, korumalarıyla gelmişti. Sonra bir daha geldiğini sanmıyorum. Ama onun ifadeleri bayağı bir kişiyi içeride tutmaya yetti, iddia makamının işine yarıyor.”
“Pişman olmanız aslında yalan”
“Şimdi etkin pişman olunca ne oluyorsunuz? Neden pişman oluyorsunuz?” diye soran Çakır, “Aslında hiçbir şeyden pişman olduğunuz yok. Yaptığınız yanınıza kâr kalıyor. Neyin karşısında kâr kalıyor? Birilerini ateşe atma. Yani diyorsunuz ki ben onlarla şu yasadışı iş yaptım diyorsunuz. Bunu dediğiniz için size bir şey olmuyor ama o kişileri hakkında ifade verdiğiniz için o kişilere oluyor. Etkin olmanız başkalarını yakmak anlamına geliyor. Pişman olmanız aslında yalan. Böyle bir pişmanlık yok” dedi.
12 Eylül 1980’de de yargılandığını hatırlatan Çakır, “Örgüt davasından yargılanmış birisiyim. Gizli tanık diye bir şey yoktu. Etkin pişmanlık diye bir şey yoktu. İtirafçılık vardı. Örgütlerin içerisinden birtakım insanlar itirafçı olurlardı. Onlar özel olarak korunurdu. Ve onların ifadeleriyle çok kişi ceza almıştır. Hatta bunların bazılarının sonra yeni kimliklerle, hatta yüz ameliyatıyla hayatlarına devam ettikleri söylendi” diye konuştu.
Çakır şöyle devam etti:
“Birtakım efsanevi isimler vardı eskiden. Pişmanlar vardı ama pişmanlar şuydu: Cezaevlerinde pişman olanlar. Çünkü cezaevlerinde -en azından İstanbul’da böyleydi- sol siyasi tutuklular cezaevi koşullarına karşı sürekli direniş halindeydi ve bunun bir bedeli vardı. Sürekli işkence görmek, dayak almak. Aile ziyareti yasağı vs. vs. Ve bazıları buna şey yapamayıp, ayak uyduramayıp pişman olurlardı ama mahkeme ile ilgisi yoktu onların.”








