İSTANBUL (Medyascope, Ajanslar) – Macaristan Başbakanı Viktor Orbán için futbol yalnızca bir tutku değil. Orbán, futbolu, siyasi gücünü pekiştiren bir araç olarak da kullandı. Seçimlere giderken ekonomik kriz, yolsuzluk iddiaları ve kamu kaynaklarının futbola aktarılması üzerindeki tartışmalar, bir zamanlar iktidarını güçlendiren bu alanı Orbán’ın en kırılgan başlıklarından birine dönüştürüyor. Peki futbol Orbán’ın iktidarını nasıl güçlendirdi?
Haber özeti
- Viktor Orbán için futbol, yalnızca kişisel bir tutku değil. Orbán, futbolu, siyasi gücünü büyüten ve Fidesz’in etki alanını genişleten bir araç olarak kullandı.
- Felcsút’taki Pancho Arena, Puskás Akadémia ve kulüplere aktarılan kaynaklar, bu siyasi-futbol ağının en görünür simgeleri haline geldi.
- TAO sistemiyle futbola milyarlarca dolar aktarıldı. Muhalefet, bu yapının şeffaf olmadığını, iktidara yakın çevreleri zenginleştirdiğini savunuyor.
- Ekonomik kriz derinleşip kamu hizmetlerindeki sorunlar büyüdükçe, futbol yatırımları artık bir başarı hikâyesi değil, yolsuzluk ve kaynak israfı tartışmasının parçası olarak görülüyor.
- Bu yüzden futbol, bir dönem Orbán’ın yükselişini besleyen alanlardan biriyken, seçim öncesinde onun en kırılgan başlıklarından birine dönüştü.
Bilmeniz gerekenler

Macaristan başkenti Budapeşte’nin batısındaki Felcsút köyünde Viktor Orbán’a ait olduğu söylenen, beyaz badanalı, ahşap panjurlu, bahçesinde su kuyusu bulunan köy evi ilk bakışta sade ve gösterişsiz bir hayatı çağrıştırıyor.
Komünist Parti üyesi, ziraat mühendisi bir babanın oğlu olan Orbán’ın mütevazı kökenlerini simgelemesi beklenen bu ev, aynı zamanda uzun yıllardır ülkeyi yöneten başbakanın “halkın içinden gelen adam” imajını da besliyor. Verilmek istenen mesaj açık: Donald Trump ve Vladimir Putin gibi isimlerle yakın ilişki kurmuş, 16 yıldır Macar siyasetine damga vurmuş bir lider olsa da Orbán geçmişini unutmamış, pancar toplayan, patates çıkaran çocukluk günlerini geride bırakmamış biri.
Ancak bu görüntünün hemen arkasında başka bir hikâye var. Orbán ailesi, köye yalnızca dört kilometre uzaklıkta, bir zamanlar Avusturyalı Arşidük Joseph’e ait olan geniş bir malikâne ve çiftlik arazisine sahip. Aile, hayvanat bahçesi ve palmiye evi bulunan bu mülkün başbakana değil babasına ait olduğunu söylüyor. Evin hemen karşısında ise Orbán’ın evini gölgede bırakan bir futbol stadyumu var. Üstelik bu stadyuma yerleştirilen çok sayıdaki güvenlik kamerası, köy evinin çevresini de gözlüyor.
Budapeşte’den yaklaşık 40 dakikalık bir yolculukla ulaşılan Felcsút, seçim kampanyasının gürültüsünden uzak ancak Macaristan seçimlere yaklaşırken Orbán’ın 2010’dan bu yana süren hakimiyeti ilk kez ciddi biçimde sarsılıyor. Son anketlerde Orbán’ın partisi Fidesz, eski parti içi isimlerden Péter Magyar’ın liderliğini yaptığı Tisza Partisi’nin gerisinde kalıyor. Bağımsız araştırmalar, Tisza’nın Fidesz’in ortalama 10 puan önünde olduğunu ve farkın açıldığını gösteriyor.
Bu değişimin arkasında ekonomi var. Yüksek fiyatlar, yıpranmış hastaneler, yetersiz finanse edilen demiryolları ve günlük hayatın ağırlaşması, Macar seçmenin sabrını zorluyor. Bir zamanlar Fidesz’e sadık köylerde bile hoşnutsuzluk artıyor. Magyar da kampanyasını tam bu noktaya kuruyor. Sürekli yolsuzluk vurgusu yapıyor, Orbán’ın iş çevresinin zenginleştiğini, sıradan Macarların ise yoksullaştığını söylüyor.
Felcsút’taki stadyum neden bu kadar önemli?
Felcsút küçük bir köy. Nüfusu 1700 civarında. Birkaç dükkânı, bir huzurevi, bir kahve dükkânı ve bir benzin istasyonu var.
Ama köyün en dikkat çekici yapısı Pancho Arena. Bu stadyum 3 bin 800 kişilik kapasitesiyle köy nüfusunun iki katından fazla seyirci alabiliyor. Orbán’ın 2007’de kurduğu Puskás Akadémia’nın evi olan bu yapı, köyün ölçeğiyle kıyaslandığında başlı başına bir güç gösterisi gibi duruyor.

Pancho Arena sadece bir spor tesisi değil aynı zamanda Orbán’ın iktidar anlayışının sembollerinden biri. Stadyum; çocukluk hayalini, siyasi başarı anlatısını ve devletle iç içe geçmiş bir güç ağını aynı yerde topluyor. Avrupa Parlamentosu’nun “seçimli otokrasi” olarak tanımladığı sistemin nasıl işlediğini anlamak isteyenler için futbol önemli bir pencere sunuyor. Çünkü Orbán, futbolu yalnızca sevdiği için desteklemiyor. Futbolu siyasi markasının parçası haline getirdi.
Fidesz ilk kurulduğunda merkez sola daha yakındı. Orbán partiyi zamanla milliyetçi bir hatta çekti. Futbol da bu yeni siyasal anlatının önemli unsurlarından biri oldu. Yükseköğretimden medyaya, tarımdan enerjiye kadar pek çok alanda kurulan siyasi ağ, sporda da karşılığını buldu. Muhalefet milletvekili Márton Tompos’a göre, birçok spor federasyonunu Orbán’a yakın iş insanları, dostlar ve siyasi müttefikler yönetiyor.

Orbán için futbol neden yalnızca bir spor değil?
Orbán için futbol kişisel bir hikâye de taşıyor.
Felcsút’ta büyüyen Orbán, 1950’lerin efsanevi “Altın Takım” anlatısıyla yetişti. Ferenc Puskás kaptanlığındaki bu kadro, Macaristan’da ulusal gururun simgesi sayılıyor.

Futbol yorumcusu Kele János’a göre Orbán gençliğinde profesyonel futbolcu olmayı hayal etti. Yetenekliydi ama üst düzeyde tam zamanlı oynayacak kadar iyi değildi. Bunun üzerine Budapeşte’de hukuk okurken yarı profesyonel futbola devam etti. Hatta teknik direktörlük ve milli takım hocalığı hayalleri de kurdu. Başbakan olduktan sonra bile Felcsút takımında kısa süreler sahaya çıktığı anlatılıyor.
Üniversite yıllarında birlikte top oynadığı arkadaşlarının bir kısmı sonradan Fidesz’in kurucuları arasında yer aldı. O arkadaşlardan Péter Molnár, Orbán’ın son derece rekabetçi biri olduğunu söylüyor. Molnár daha sonra Orbán partiyi liberal çizgiden uzaklaştırınca Fidesz’den ayrıldı.
Orbán’ın futbola ilgisi sadece kişisel tutkuyla sınırlı kalmadı. 1990’larda siyasi yolunu çizerken eski İtalya’nın Başbakanı Silvio Berlusconi’den etkilendi. Berlusconi, AC Milan’ı siyasi imajını güçlendirmek için kullanmıştı. Gazeteci Pál Dániel Rényi’ye göre Orbán, Berlusconi’nin futbol ile siyaseti birleştirme biçimini dikkatle izledi. Sonrasında ülke çapında Fidesz hücreleri kurdurması da bu modelden izler taşıdı.
Tribünler ve kulüpler siyasetin aracı haline mi geldi?
Ferencváros taraftarı Zoltán Németh’e göre Macaristan’da bazı taraftar dernekleri zamanla siyasi amaçlarla kullanılmaya başlandı. Németh, kulüplerin resmî taraftar yapılarının sıkı şekilde kontrol edildiğini, stadyumlarda Fidesz lehine slogan ve pankartların teşvik edildiğini söylüyor. Németh’e göre tribünler zaman zaman propaganda alanına dönüşüyor.
Ancak bu yapı da çatırdamaya başladı. Németh, son bir yılda taraftarlar arasında kırılmaların büyüdüğünü anlatıyor. Debrecen’de oynanan bir maçta bazı Ferencváros taraftarları, Fidesz’e yakın “Green Monsters” grubunun stadyuma girişini engelledi. Bu grupların içinde eskiden Fidesz’e yakın duran aşırı sağcı Ultras taraftarlarının da yer aldığı belirtiliyor. Németh’e göre bu çevreler, kulüp sahiplerinin daha da zenginleşmesinden ve takımların yabancı futbolcularla dolmasından rahatsız.

Orbán böylece Berlusconi’den daha ileri gitti. Berlusconi tek bir kulübü siyasetine bağladı. Orbán ise Macar futbolunun tamamını daha geniş bir iktidar yapısına yerleştirdi. Futbol başarısını da sık sık ulusal kimlik, disiplin ve prestij söylemiyle birleştirdi. 2022’de Katar’daki Dünya Kupası sırasında Macaristan’ın turnuvaya katılamamasından yakınırken, ülkenin 2030’a kadar eski ihtişamını geri kazanacağını söyledi.
TAO sistemi nasıl işliyor, tartışma neden büyüyor?
Orbán son 16 yılda Macaristan’da güçlü bir siyasi yapı kurdu. Parlamento çoğunluğunu kullanarak denge-denetleme mekanizmalarını zayıflattı, üst mahkemelere kendisine sadık isimler yerleştirdi ve kilit kamu kurumlarını kontrol altına aldı. Muhalefet, seçim sisteminin de Fidesz lehine şekillendirildiğini savunuyor. Seçim çevreleri, medya dengesi ve oy satın alma iddiaları bu tartışmaların başında geliyor.
Spor finansmanı da bu sistemin önemli parçalarından biri. 2011’de kabul edilen TAO düzenlemesi, şirketlere vergilerini doğrudan devlete ödemek yerine spor kulüplerine aktarma imkânı verdi. Bu model özellikle futbol kulüpleri ve akademilerine büyük kaynak sağladı. Yalnızca Puskás Akadémia’nın bu sistemden yaklaşık 100 milyon euro yararlandığı tahmin ediliyor. TAO üzerinden spora aktarılan toplam kaynak yaklaşık 1 trilyon Macar forintine, yani yaklaşık 3 milyar dolara ulaştı. Bunun büyük bölümü futbola gitti. Bu miktarın, ülkenin ilkokuldan üniversiteye kadar uzanan yıllık eğitim bütçesinden yaklaşık yüzde 20 fazla olduğu belirtiliyor.
Eski milli futbolcu Zoltán Váczi, bu kaynakların gerçekten çocuk futboluna gidip gitmediği konusunda ciddi kuşkular taşıyor. Ona göre sistem, genç yetenek yetiştirmekten çok başka alanlara para aktarıyor. Ailelerin ekipman masrafını bile kendilerinin ödediğini, paranın bir bölümünün antrenörlere gittiğini, ancak asıl zenginleşmenin sistemin tepesinde yaşandığını söylüyor.
Bu tabloya doğrudan devlet harcamaları da ekleniyor. Budapeşte’deki Groupama Arena, Debrecen’deki Nagyerdei Stadion ve Felcsút’taki Pancho Hotel kamu kaynaklarıyla yapıldı. Başta genç sporcular için planlanan Pancho Hotel’in bugün yetişkinlere hitap eden bir “wellness” oteli olarak işletildiği belirtiliyor. Maliyeti ise 28 milyon euro. Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biri sayılan Macaristan’da bu rakamlar daha da fazla dikkat çekiyor.

Futbola akan para neden artık daha fazla sorgulanıyor?
Macaristan üst ligindeki 12 kulübün 10’unun Orbán’a yakın iş çevreleri ve siyasi müttefikler tarafından kontrol edildiği belirtiliyor. Puskás Akadémia’nın başındaki isimlerden biri de Orbán’ın çocukluk arkadaşı Lörinc Mészáros. 2010’da yerel ölçekte çalışan bir tesisatçı olan Mészáros, bugün 3 milyar doları aşan servetiyle ülkenin en zengin ismi. İnşaattan medyaya, turizmden finansa kadar çok geniş bir alanda faaliyet gösteriyor.
Muhalefet tam da bu noktaya dikkat çekiyor. Spor finansmanının nasıl işlediği, paranın kimlere aktığı ve hangi projelerde kullanıldığı konusunda şeffaflık bulunmadığını söylüyor. Péter Magyar da kampanya boyunca hesap verebilirlik ve açıklık çağrısı yapıyor ancak dikkat çekici bir ayrıntı var: Magyar, TAO sistemini tamamen kaldırma sözü vermiyor.

Geçmişte ekonomi daha iyi giderken futbola yapılan büyük harcamalar daha sınırlı tepki çekiyordu çünkü insanlar bunu “Orbán futbolu seviyor” diye açıklıyordu. Ama şimdi durum değişti. Ekonomi zayıfladı, geçim sıkıntısı arttı ve büyüme durdu. Bu ortamda futbola aktarılan milyarlar artık sadece spor yatırımı olarak görülmüyor. Seçmen bunu yolsuzluk, kayırmacılık ve kaynak israfı tartışmasıyla birlikte okuyor. Üstelik bütün bu harcamalara rağmen Macaristan Milli Takımı 1986’dan bu yana Dünya Kupası finallerine gidemedi. Bu da “Bunca para nereye gitti?” sorusunu daha da büyütüyor.
Kısacası futbol, bir dönem Orbán’ın gücünü parlatan bir vitrin işlevi gördü. Şimdi ise aynı alan, ekonomik sıkıntı ve yolsuzluk eleştirileri nedeniyle onun sırtında siyasi bir yüke dönüşüyor. Seçim öncesinde asıl soru da burada düğümleniyor: Futbol, Orbán’ın yükselişinde oynadığı rolü bu kez tersine mi çevirecek?
Kaynak: Politico





