Merve Küçüksarp yeni romanı Aşk Acıtır’ı anlattı: “Bir kadının hayatını değiştirebilmek her şeye değer”

Aşk Acıtır

İSTANBUL (Medyascope, Buse Ok) – Yazar Merve Küçüksarp’ın “Aşk Acıtır” adlı romanı raflarda. Küçüksarp bu romanda kadın-erkek ilişkilerindeki psikolojik dinamikleri, narsisizmi ve aile içi travmaların bireyler üzerindeki etkisini anlatıyor. Küçüksarp’ı bu romanı yazmaya iten kuvvetin ise yıllardır zihninde biriken kadın hikâyelerinin sonucu olduğunu anlattı.

Merve Küçüksarp’ın yeni romanı Aşk Acıtır, Epsilon Yayınevi’nden çıktı ve raflarda. Kitabın arka kapağında “Kadın-erkek ilişkilerini psikolojik bir mercek altında incelemeye ihtiyaç duyanların, kalp kırıklıklarının arasında gerçek mutluluğu arayanların çok şey bulacakları bir hikâye sunuyor” deniliyor.

Peki Küçüksarp’ı bu romanı yazmaya ne itti? Biz sorduk, Küçüksarp yanıtladı.

Romanı yazmaya iten temel nedenin, “çok nitelikli ve güçlü kadınların dahi mutsuz ilişkilerin içinde kalmak için direnmesi” olduğunu belirten Küçüksarp, özellikle duygusal şiddetin kanıksanmasına dikkat çekti. Yazar, geçmişte daha çok ekonomik ve sınıfsal nedenlerle şiddet gören kadınların konuşulduğunu ancak bugün “seçenekleri olduğu halde kendilerini mutsuz eden ilişkilerde kalan kadınların hikâyelerinin” daha görünür olması gerektiğini ifade etti.

Küçüksarp, kız çocuklarının “kusursuz” yetiştirilme çabasının ilerleyen yaşlarda ilişkilerde bir “prangaya” dönüşebildiğini vurgulayarak, bunun kadınların onay alma ihtiyacı ile bağlantılı olduğunu söyledi.

“Narsist bir adam kendi zaaflarıyla yüzleşmek istemez, onun yerine günah keçileri yaratır”

Romandaki “Narsisizm Acıtır” bölümünde yer alan İlker karakteri üzerinden narsistik kişilik yapısını ele alan Küçüksarp, karakterin zihnini anlatırken otosansür uygulamadığını dile getirdi:

“İlker’in zihnindekileri anlatırken otosansür yapmadım. Onun cümleleri okuru irkiltse de, karakterin olabildiğince gerçek olmasını istedim. İlker çok koyu bir narsist, bununla birlikte hedonist. Kadınlara salt haz enstrümanı olarak bakıyor, aynalarla kaplı dört duvar arasında duygusuzca günübirlik yaşıyor. İçinde hiç dinmeyen bir açlık var ve bu açlığa da, ihanetlerine de birlikte olduğu kişi sebep olmuyor. Bununla birlikte herhangi bir kadının da bu açlığı dindirmesine imkan yok. Böyle biri elbette ihanetlerini ballandıra ballandıra anlattıktan sonra bir noktada karısını da suçlu bulacaktır, çünkü narsist bir adam kendi zaaflarıyla yüzleşmek, özeleştiri yapmak istemez, onun yerine günah keçileri yaratır.”

Çocukluk travmaları ve bastırılmış acı

Romanda dikkat çeken karakterlerden biri de Sanem. Sanem’in annesine duyduğu öfkeye de değinen Küçüksarp, bu durumun çocukluk travmalarıyla ilişkili olduğunu söyledi. Sanem’in, “babanın bir görünüp bir kaybolduğu, annenin ise yaralarıyla meşgul olduğu bir evde ihmal edilerek büyüdüğünü” belirten yazar, karakterin yaşadığı duygusal hasarın annesine yönelen bir öfkeye dönüştüğünü anlattı.

Küçüksarp, Sanem’in annesine duyduğu kızgınlığın yalnızca annesinin “kurban olma haline” değil, aynı zamanda kendi çocukluk yaralarıyla yüzleşmekten kaçınmasına dayandığını ifade etti.

Küçüksarp’a göre bastırılan bu acı, ilerleyen ilişkilerde güvensizlik olarak ortaya çıkıyor.

“Mutsuz ilişkilerinde sebat eden kadınları anlamak” 

İlişkilerde fedakârlık ve değişim arayışı etrafında şekillenen kadın deneyimlerini Azra karakteri üzerinden aktaran Merve Küçüksarp romanının temel çıkış noktasını şöyle anlattı:

“Romanın en başında mutsuz ilişkilerinde sebat ve fedakarlık eden, karşısındakini değiştirmek için var gücüyle didinen, çünkü aslında çaba göstererek her şeyi kotaracağına inanan Azra gibi kadınları anlamak ve anlatmak için yola çıktım. Aynı zamanda biz kadınların içinde bir nebze de olsa var olan Azra’ları! Ve eğer yazdığım bu roman, “Ama sen kızsın! Böyle yapman doğru değil!” diye kız çocuklarına kusursuz olmaları için yapılan masum uyarıların ne gibi sıkıntılara sebep olduğunu anlatabiliyorsa, dahası mutsuz ilişkilerinin büyük uğraşlarla düzeleceğini zanneden kadınları, duygusal şiddete hiçbir surette katlanmamaları gerektiğine ikna edebiliyorsa bu beni gerçekten memnun eder. Bir kadının hayatını değiştirebilmek her şeye değer.


Azra’nın hikâyesi, yalnızca bireysel bir yaşamı değil, “çabalarsam değişir” inancıyla ilişkilere tutunan pek çok kadının ortak deneyimini görünür kılıyor. Roman, kadınlara yöneltilen “kusursuz olma” beklentisini ve duygusal şiddetin çoğu zaman fark edilmeyen biçimlerini tartışmaya açtığı için etkili bir anlatı sunuyor. Bu yüzden okur, yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda kendi ilişkilerine dair bir yüzleşme alanı bulabiliyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.