İSTANBUL (Medyascope) – Senarist ve yönetmen Çağla Demirbaş’ın “Oda Servisi” isimli kısa filmi 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı. Demirbaş, bu filminde ilk regl deneyimini yaşayan Derin’in hikâyesini anlatıyor. Çağla Demirbaş “Oda Servisi”ni regl tabusunu yıkabilmek için yazdığını söyledi.

Çağla Demirbaş’ın yazıp yönettiği kısa film “Oda Servisi”, 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı. Almina Kahraman, Manolya Maya ve Barış Kıralioğlu’nun rol aldığı Türkiye-Macaristan ortak yapımı film, ilk regl deneyiminin ardından yaşadığı şokla baş etmeye çalışan Derin’in, havuz kenarında tanıştığı gizemli bir kadınla kurduğu beklenmedik dayanışmayı anlatıyor. Festivalin “Yakın Plan” seçkisinde gösterilen film, Almina Kahraman ve Manolya Maya’nın etkileyici performanslarıyla ön ergenliğin kırılgan eşiklerini samimi ve özgün bir dille perdeye taşıyarak festival yolculuğuna övgüyle başladı.
Peki, Demirbaş’ı bu kısa filmi kaleme almaya iten neydi? Bu soruyu kendisine yönelttik, yanıtlarını dinledik.
- Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Sinemayla ilişkiniz nasıl başladı ve bugün sizi hikâye anlatıcısı olarak besleyen temel motivasyonlar neler?
Şu sıralar New York’ta yaşıyor ve Columbia Üniversitesi’nde sinema alanında yüksek lisans yapıyorum. “Oda Servisi” benim ilk kısa filmim. Sinemayla ilişkimin nasıl başladığından bahsetmem gerekirse, çocukluğuma dair hatırladığım en eski anılar, evde VHS kamera ile etrafı ve aile üyelerimi çektiğim, kendimce yorumlar yaptığım denemelere ait. “Ben büyüyünce yönetmen olacağım” dediğim günlerden günümüze gelirken, kendimi birçok farklı görsel mecrada hikâye anlatırken buldum. Bu sebeple yönetmenin yanı sıra fotoğrafçı, küratör ve film programcısı gibi kimliklere sahip olma şansına eriştim. Beni bir hikâye anlatıcısı olarak besleyen temel motivasyonlar da bu kimlikler ile bağlantılı.
Uzun zamandır tanıdığım bir arkadaşım zamanında üretim pratiklerim hakkında “Bir alandan alıp diğerine katıyorsun” gibi bir yorum yapmıştı. Bu yorum gerçekten çok hoşuma gitmişti, umarım gerçekten bunu başarabiliyorumdur.
Bir örnek vermem gerekirse, fotoğraf çekerken süjelerimle kurduğum bağın bir yönetmen olarak da oyuncularımla kurduğum ilişkide de yansımalarını görebiliyorum. Daha önce hakkında fotoğraf serileri yaptığım kişilerle deklanşöre basmadan aylarca vakit geçirdiğim olmuştu, gerek hikâyenin gerçekten ne olduğunu benimseyebilmek gerek aramızda organik bir güvenin oluşabilmesi için. Hem “Oda Servisi”nde, hem de şu an üzerine çalıştığım yeni projemde ön hazırlığa elimden geldiğince vakit ayırmaya çalıştım. Oyuncularımı aylar önce belirleyip senaryoyu ve karakterleri zihnimizde oluşan imgeler üzerine konuşmaya ve bütün bu sürecin onların da içine sinmesine önem veriyorum.
- Filmde ilk regl deneyimini merkezine alma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu hikâyeyi anlatmaya sizi iten neydi?

“Oda Servisi”nin ilk versiyonunu İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde lisans eğitimim sırasında yazdım. Feride Çiçekoğlu’ndan senaryo dersi alıyordum ve projelerimizden biri bir büyüme hikâyesi yazmaktı. Feride Hoca’nın büyüme hikâyelerine olan ciddi tutumunu hâlâ çok iyi hatırlıyorum. Ben de şu an geriye dönüp baktığımda, gerçekten de bireyin kendi büyüme hikâyesini yazmadan başka hikâyeleri anlatamayacağı kanısına katılıyorum. Hikâyenin otobiyografik tarafları kuvvetli olsa da tabii ki zamanla çok değişti ve ortaya bambaşka bir iş çıktı. Ama beni bu hikâyeyi anlatmaya iten asıl sebep değişmedi diyebilirim. Birçok kadın için ilk regl deneyiminin kendilerini ilk kez bir yetişkin olarak hissettikleri ana tekabül etmesi bir tesadüf değil. Bence bu fizyolojik bir açıklamanın ötesinde, bize yüklenen bir çeşit “yük”ten kaynaklanıyor. Bu yük ile kastettiğim, artık bir kadın olarak görülmeye başladığımız andan itibaren üzerimizde ağırlığını hissettiğimiz o toplumsal beklentiler.
Filmde “Derin” karakterinin bir tatil sırasında ilk regl deneyimini yaşaması ve gününün, hatta belki de tatilinin, geri kalanında bunu düşünmesi de benzer bir durum diye düşünebiliriz. Olan biteni anlamlandırmaya çalışırken, havuz kenarında tanıştığı Merve aracılığıyla gözlemleyebildiği yetişkinler dünyası ile hayatı bir daha eskisi gibi deneyimleyemeyeceğine ait bir şaşkınlık yaşıyor. Bir yandan da bu dünyaya dair çocuksu bir merak besliyor.
- Otel, havuz ve koridorlar gibi mekânlarda geçen flamingolar dikkat çekici bir metafor gibi duruyor. Filmde Flamingolar neyi temsil ediyor?
Flamingo sembolizmi, filmin girişindeki diyalog üzerine düşünürken ortaya çıktı aslında. Filmin başında Merve karakteri, havuzun başında tek başına oturan Derin’i fark ediyor ve empati kuruyor, yalnız kalmaması için onunla konuşmak istiyor. Senaryonun ilk versiyonlarında aralarında geçen diyalog gündelik ve sıradandı. Ancak çok geçmeden, içine kapanmış bu genç kızın kabuğundan sıyrılabilmesi için, Merve’den gelecek olan ilk temasın daha samimi ve dikkat çekici olması gerektiğine karar verdik. Tabii bir de bu kararın prodüksiyon anlamında da bir karşılığı var.
Flamingo motifi gerçekten de o yaş grubunda birçok mayoda bulunabiliyordu. Flamingolu mayonun ardından otelin sanat tasarımında da benzer flamingo figürleri bulmak bizim için zor olmadı. Flamingo sembolünün görsel kültürde neleri temsil ettiğine baktığımızda ise “feminenlik, denge, tatil ve keyif” gibi çeşitli karşılıkları olduğunu fark ettik. Filmin aynı anda birden çok katmanına referansta bulunduğunu gördük. Son olarak, spoiler vermeden filmdeki pembe renk kullanımının da bu sembolizminden etkilendiğini söyleyebilirim. Gerçekten de flamingolar büyüyüp olgunlaştıkça renkleri pembeleşir, filmi izleyecek olanlara pembe renginin geçirdiği dönüşümlere özellikle dikkat etmelerini önerebilirim.
- Derin, ilk regl deneyimi sırasında yardım ararken yaşadığı durumu çevresindeki erkek karakterlere anlatmakta zorlanıyor. Bu sessizlik ve çekingenlik, regl gibi doğal bir deneyimin toplumda hâlâ ne kadar büyük bir tabu olarak görüldüğünü de görünür kılıyor. Derin’in bu iletişimsizliğini kurgularken hangi gözlemlerden ve deneyimlerden beslendiniz?

Evet, tam olarak da bahsettiğiniz gibi, bu tabuyu görünür kılmak istiyordum. Her ne kadar film boyunca menstrüasyonun doğal bir deneyim olduğunun altını çizen bir temsil yaratsak da, Derin’in bu ilk tepkisinin çeşitli mitler ve kültürel kodlardan beslenmiş, anlaşılabilir bir sosyal refleks olduğunu söyleyebiliriz. Bence bunu daha ilginç ve gerçekçi kılan da Derin karakterinin orta sınıfa mensup, görece eğitimli bir aileden gelmesi. Özellikle filmin ön hazırlık sürecinde bir gözlem yapma şansı buldum.
“Oda Servisi” hakkında konuştuğum istisnasız bütün kadın meslektaşlarım, bana kendi deneyimlerini anlatmaya başladılar. Bu paylaşımlar, biz filmin konusunu detaylı bir şekilde konuşamadan ve yalnızca filmin odağında bir regl hikâyesi olduğunu öğrendiklerinde gerçekleşti. Hepsinin anlatmak istediği bir regl anısı vardı. Kimisi bir uçakta, kimisi bir galeride geçen bu anılar, menstrüel ürünlere erişimde yaşadıkları engeller ve çevrelerinden aradıkları desteği bulamamaları üzerineydi.








