İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası

Avukat Ali Deniz Kılıç, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkın bir bölümünün benimsediği dini değerleri aşağılama” suçlamalarıyla tutuklanan Deniz Göktaş ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Kılıç, Göktaş’ın esprilerinin İslami değerleri değil ikiyüzlülüğü hedef aldığını öne sürdü.

İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası
İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası

Deniz mahkemeye düştü. Avukatı ben olayım, çok istedim. Olamadım.

İki farklı üniversitenin hukuk bölümünü kazandım. İki farklı zamanda. Birini Kandıra F Tipi Hapishanesi’nden, diğerini “soğuk” olduğu iddia edilen Silivri’den. İkincisini bitirdim.

“Islah olmam” noktasında ciddi kaygıları vardı devletlûların. Radikal yönelimlerimi “işsiz güçsüzlüğüme” yoruyorlardı. Bir dönem CHP Kürt meselesine benzer bir reçete yazardı. Eksik olan istihdammış. Gençler ne yapsınmış, dağa çıkıyorlarmış.

Dışarı çıkmadan önce beni sıkı sıkı tembihlediler. İşine gücüne bak dediler. Bakamadım.

İşim hukuktu. Ama avukat olamıyordum.

Siyasi bir suçtan hüküm giyerseniz, işinize gücünüze bakamıyorsunuz. “Memnu Hakların İadesi” diye bir süreç var.[1] Matruşka gibi. Bitmez bir geri sayım.

Aşk-ı Memnu. Yasak aşk. Memnu Haklar. Yasak haklar. Basit.

Yasak haklarımı geri almak için bekliyorum. 2030’u. Ve iyi bir çocuk olursam belki bir gün baroya kaydolup avukat bile olabilirim.

İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası
İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası

Kuyuya yeni mi düştük?

Kuyu Tipi hapishanelerde hiç kalmadım.[2] Ama kalan dostlarımdan dinledim. Batı Alman demokrasisinin dünyaya armağan ettiği “beyaz işkence” mimarisinin ürünleri.[3] Temel esprisi duyusal ve sosyal izolasyon. Tecrit yani. Uyaransızlık.

Buralar psiko-sosyal işkence merkezleri. Bence F Tiplerinden kategorik olarak farklılar. Tecridin sadece dozu artmamış. Uygulanma biçimi distopikleşmiş.

Sosyalistler uzun zamandır mücadele ediyorlar bu işkence merkezlerine karşı. Daha yeni Gürkan Türkoğlu hayatını kaybetti.[4]

Kuyu tipi hapishaneler ile Deniz Göktaş vesilesiyle tanışan kitleye kızmak. Bu anlaşılır. Ama saçma. İddiası olan açısından saçma. Görev ve sorumluluğumu yerine getiremediğimi görüp hayıflanmayı tercih ederim.

Jandarma kolunda bir gençle çıkageldi. Çağlayan koridorlarında Deniz’i bekliyorduk. Hem iki bileği birbirine kelepçeliydi hem de bir bileği jandarmaya. Çift kelepçe. Fark edenlerde bir dalgalanma oldu. “Bu da yeni çıktı” dediler.

Bakın bu insanlar bir düzeyde sosyal duyarlılık sahibi olanlar. Ben çift kelepçeyle 6-7 yıl önce karşılaştım. 2011 yılında çıplak aramaya direndiğim için disiplin cezası aldım. Kızacaksam kendimden başlarım.

İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası
İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası

Darlamadan bombardıman

Deniz orada yalnız bırakılmamalı. Tabii ki iyiyim diyecek. Ve iyidir de. Adı İmran Deniz. Direneceğine dair hiçbir şüphem yok. Ama destek olmak lazım.

Savcıya verdiği cevaplardan belli. YouTube hesabı benim, kullanan benim, gösteri metnini ben hazırladım, paylaşımı da ben yaptım. Mutlak bir üstlenme. Eğer bir düzen siyasetçisi olsaydı kim bilir ihaleyi kaç kişiye pay ederdi.

Ama destek olmak lazım.

Tutukluların avukat görüşünde zaman sınırlaması yok. Yani istediğiniz saatte görüşebilirsiniz. Hatta vekaletiniz olmasına bile gerek yok.

Avukat görüşleri inanılmazdır. Uyaran bombardımanı. Tabii bazı avukatlar görüşe yalnızca kendilerini getirirdi. Merak edeceğim şeyler belliydi. Keşke onları da yanlarında getirselerdi. Canları sağ olsun.

Avukat olsaydım, her görüşe heybem dolu giderdim. Haberle, dedikoduyla, kitapla… Kısacası dışarıyla. Neyi merak ediyorsa toplar götürürdüm. Her fırsatta. Tabii darlanmayacağı frekansta.

İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası

Müdafaa-i stand-up

Hukuk babında diplomam da var, sabıkam da. Biri mektepli yaptı beni, diğeri alaylı.

Tutsak jargonu kestirmedir. “Yatarı olmayan işten” tutukladılar Deniz’i. O zaman iki ihtimal var: ya kafayı takmışlardır ya da talimat gelmiştir.

Mesleki dilde: Katalog suç yok. Kaçma şüphesi yok. Delil karartma ihtimali yok. Bu şartlarda tutuklama tedbiri ölçülülük ilkesine açıkça aykırı.

Deniz’in müdafii olamıyorum. Neyse ki onu hakkıyla savunan çok sayıda avukat arkadaş var. Zaten ortada hukuki bir mesele yok. Epey bir süredir yok. Kanunların bir hükmü kalmadı. Epey bir süredir.

TCK m. 299 – Cumhurbaşkanına hakaret ve TCK m. 216/3 – Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılama. Deniz’i bu maddelerden tutukladılar.[5] İkisi de ifade özgürlüğü ile alakalı.

İlkine herkes bir dipnot düştü. Ben ikincisine dair savunmamı sunacağım.

Bir düşünce kırılması

Deniz ifadesinde hem esprilerini anlattı hem de “dini değerleri aşağılama kastı bulunmadığını” söyledi.[6]

Dini değerleri aşağılama. Deniz bunu yaptı mı yapmadı mı? Evet bu topa gireceğim.

Meselenin neden-sonuç denklemine oturtulması gerekiyor. Bir kıstas elde etmeliyiz. “Neye göre” sorusuna bir cevap yani. O hâlde işe en baştan başlayalım: Espri nedir?

“Cem napıyo biliyo musun? Bildiğimiz olayları anlatıyor.”[7] Doğru. Deniz de aynısını yapıyor. Bu kaçınılmaz zaten. Fıkralar ve günlük mizah da öyle değil mi?

Herkesin aynı ya da benzer açıdan baktığı şeye, beklenmedik bir açıdan bakmak. Oradan göstermek. Anlık denebilecek kısalıkta bir düşünce kırılması. Uyumsuzluğun yarattığı kıvılcımlar. Espri bunun gibi bir şey herhâlde.

Dolayısıyla espri denen şey zaten “olan” ve “bilinen” bir şey üzerine yapılmak durumundadır. Her esprinin bir nesnesi vardır.

Benim tartışacağım konu İslam’ın nesne olduğu espri. Konumuz dalgıçlar olsaydı işim daha zor olurdu. Neden mi? Çünkü İslam’ın kendi referans havuzu mevcutken dalgıçların değil. Referansın olmadığı yerde “bence”nin sınırsızlığında boğulmak kaçınılmazdır.

İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası

İslam’ın referans havuzunda kulaç atmak

Deniz hakkında yazılanları İslam’ın kendi referanslarıyla kurcalayacağım.

Bakara Suresi’nde geçen “Dinde zorlama yoktur.” ayeti bilinir.[8] Kur’an bu vurguyu farklı surelerde tekrar tekrar yapar.[9]

Dolayısıyla kimse İslam’a inanmak zorunda değildir. Dahası, insanları buna zorlamak Kur’an tarafından açıkça yasaklanmıştır.

Şimdi yaygın bir yanılgıyı ayıklayalım. Kur’an’da “inanmayanlar” ya da “kâfirler” olarak anılanlar, esasen ateistler değildir. Mekke oligarşisi ateist değildi. Dinsiz değillerdi. Allah’a inanıyorlardı. Ahiret inancı da vardı.[10]

Devam edeyim. Namaz, oruç, hac, kurban… Bunların hepsi İslam’dan önce de mevcuttu. Bugün Diyanet’in bize İslam olarak sunduğu her şey “cahiliye”de de vardı. Peki “inanmayanlar” neye “inanmıyorlardı”?

Allah’a inanıyorlardı. Ama Kur’an’ın söylediklerine değil. Mesela Bakara Suresi’ndeki “Sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: İhtiyaç fazlasını.” ayetine inanmıyorlardı.[11] Tevbe Suresi’ndeki “Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele!” ayetine de.[12] Hz. Muhammed’e de inanmıyorlardı. Çünkü Kur’an kula kulluğa dayanan yağma düzenlerine silah çekiyordu.

Kısacası, buradaki inanmama teolojik gayba yönelik değildi. Hesap gününün bu dünyadaki provasına itiraz ediyorlardı.

Bu açıdan bakınca Deniz’in inanıp inanmaması tartışmanın konusu bile olamaz. Çünkü Kur’an, vahyin ilahi kaynağına ya da Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanmayı insanlara zorla dayatılacak bir yükümlülük olarak koymaz. Hal böyle olunca, Deniz’in esprileri hangi bağlama çekilirse çekilsin, İslam’a dönük bir aşağılama olarak değerlendirilemez.

Hangi değer?

Diyanet hutbesinde şunları söylüyor: “Zaman zaman kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması, çocuklarımızı günden güne değerlerimizden uzaklaştırmaktadır.”[13]

Alaya alma denen şey Deniz’in ya da herhangi birinin İslam’ın gaybi yönlerine inanmaması olsa gerek ki bu konuya değindik.

Peki çocukların uzaklaştırıldığı değerler neler?

Eğer o değerler lüks arabalarsa, servet ve şatafatsa, zulme olur vermekse, komşusu açken tok yatmaksa, evet; Deniz Göktaş gençleri bu değerlerden uzaklaştırmaya çalışır.

Ama İslam’ın en temel değeri bunlar değil, adalettir. İslam’ın en temel değeri adaletse, emekten, eşitlikten ve paylaşmaktan yana olan bir sosyalisti “değer düşmanı” ilan etmeye kimsenin gücü yetmez.

İslam ve itham: Bir Deniz Göktaş müdafaası

Deve meselesi

Rosa Luxemburg da Diyanet’le takışmıştır zamanında. Yani bizdeki Diyanet’in iz düşümü olan Kilise ile. Sözü Rosa’ya bırakacağım:

“Bugün putperest olan sizsiniz: yalanlarınızla, vaazlarınızla. Yoksullara ve sömürülenlere kardeşlik ve eşitlik müjdesini getiren ise biziz. Bir zamanlar ‘Bir devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin birinin Tanrı’nın egemenliğine girmesinden daha kolaydır’ diyen İsa nasıl dünyayı fethetmek üzere yürüdüyse, bugün o yürüyüşü sürdüren de biziz.”[14]

Rosa’nın Hz. İsa’ya atfettiği söz Matta İncili’ndendir:

“Yine size söylüyorum: Bir devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin birinin Tanrı’nın Egemenliği’ne girmesinden daha kolaydır.”[15]

Kur’an’da da aynı benzetme geçer:

“Şüphesiz âyetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklük taslayanlar var ya; onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.”[16]

Ayetleri yalanlayanlar kimler sizce? Ateistler mi? Yoksa zenginler mi?

Süper baba

“Benim babam iyi … İyi bir baba ama mesela trafikte birini öldürsem beni kurtarmaz.”[17]

Deniz Göktaş’ın en sevdiği şakası.

Peki bu şakadaki “iyilik” kıstasını İslami bir referansla yorumlarsak?

Nisa Suresi’ne bakmak ister misiniz?

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun… Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) kaçınırsanız, bilin ki Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”[18]

Bu ayetler yalanlanıyor mu? Yalanlayan kim? İyi kim, deve kim, baba kim?

Son yerine: Bumerang etkisi

Deniz mahkemeye düştü. Avukatı ben olamadım. Eldeki imkânlarla idare edeceğiz. Çözüm süreci yasalarından umutluyuz. Hayırlısı artık.

Bence Deniz’in esprileri İslam’a değil, İslam diye önümüze konulan ikiyüzlülüğe çarpıyor.

Zenginliği kutsayıp infakı unutanlara.
Adaleti hutbeye sıkıştırıp haksızlığı örgütleyenlere.
“Değer” deyip serveti, şatafatı, kula kulluğu vaaz edenlere.
Kendinden olana ayrı, başkasına ayrı hukuk isteyenlere.

Zaten sesin çoğu da onlardan çıkıyor.

Sormak lazım:

Deniz Göktaş mı dini değerleri aşağılıyor?

Yoksa bu ayetleri bilip tersini yapanlar mı?

Ali Deniz Kılıç kimdir?

Hukukçu. Eğitim hayatının bir bölümünü siyasi davalar nedeniyle cezaevlerinde sürdürdü. Uzun yıllar Sosyalist Demokrasi Partisi’nde siyaset yaptı. Siyaset bilimi, hukuk ve din-toplum ilişkileri üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Berkun Oya’nın yönetmenliğini yaptığı Sırrı Süreyya Önder belgeselinin röportajlarını yaptı.

[1] 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m. 13/A (Yasaklanmış hakların geri verilmesi). Ayrıca bkz. Adlî Sicil Kanunu (resmî metin)

[2] İstanbul Barosu, “kuyu tipi” olarak anılan S tipi, Y tipi ve yüksek güvenlikli hapishaneleri; havalandırmasız hücreler, ağır izolasyon ve sürekli gözetim nedeniyle insan onuruyla bağdaşmayan ağır tecrit rejimi olarak tanımlamaktadır. Bkz. İstanbul Barosu Kuyu Tipi Hapishaneler Raporu

[3] Batı Almanya, Red Army Faction tutuklularına uyguladığı uzun süreli duyusal ve sosyal izolasyon nedeniyle “beyaz işkence” tartışmalarının simge örneklerinden biri hâline geldi. Bkz. White torture (genel arka plan)

[4] Kuyu tipi hapishanelerine karşı 266 gün açlık grevi yapan Gürkan Türkoğlu, zorla müdahalenin ardından yaklaşık üç ay yoğun bakımda kaldı ve 5 Temmuz 2026’da hayatını kaybetti. Bkz. bianet – Kuyu tipi hapishanelere karşı açlık grevi yapan Gürkan Türkoğlu yaşamını yitirdi

[5] Bkz. bianet – Tutuklanan Deniz Göktaş, Çorlu, Karatepe “Kuyu Tipi” Cezaevi’ne sevk edildi

[6] Bkz. bianet, Deniz Göktaş tutuklandı (savcılık ve emniyet ifadelerinin tam metni): https://bianet.org/haber/deniz-goktas-tutuklandi-321157

[7] Bkz. Cem Yılmaz – CMYLMZ (resmî gösteri kaydı)

[8] Diyanet İşleri Başkanlığı, Bakara Suresi 256. Ayet Meali (“Dinde zorlama yoktur”):
https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/bakara-suresi-2/ayet-256/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

[9] Aynı ilke Kur’an’ın farklı surelerinde de tekrar edilir. Bkz. Yunus Suresi 10:99 (“Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi inanırdı. O hâlde sen insanları inanmaya mı zorlayacaksın?”), Kehf Suresi 18:29 (“Hak Rabbinizdendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”), Gaşiye Suresi 88:21-22 (“Sen sadece öğüt vericisin; onların üzerinde zorba değilsin.”), Kâfirûn Suresi 109:6 (“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”).

[10] Dine Karşı Din, Ali Şeriati Arşivi

[11] Diyanet İşleri Başkanlığı, Bakara Suresi 219. Ayet (Meal ve Tefsir): https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/226/219-ayet-tefsiri

[12] Diyanet İşleri Başkanlığı, Tevbe Suresi 34-35. Ayet (Meal ve Tefsir): https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1269/34-35-ayet-tefsiri

[13] Diyanet İşleri Başkanlığı, “Yaz Kur’an Kursları” başlıklı 3 Temmuz 2026 Cuma Hutbesi: https://dinhizmetleri.diyanet.gov.tr/kategoriler/yayinlarimiz/hutbeler

[14] Rosa Luxemburg, Socialism and the Churches (1905): https://www.marxists.org/archive/luxemburg/1905/misc/socialism-churches.htm

[15] Kutsal Kitap – Matta 19:24

[16] A’râf Suresi, 40. ayet. Diyanet İşleri Başkanlığı: https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-7/araf-suresi-7/ayet-40/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

[17] Deniz Göktaş, Ölü Deniz (YouTube): https://www.youtube.com/watch?v=ksaVzHyClto

[18] Nisâ Suresi, 135. ayet. Diyanet İşleri Başkanlığı: https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-4/nisa-suresi-4/ayet-135/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş