Medyascope okurları yazıyor | Kıyafetin politik dili: Meydanlar başka, pastaneler başka bir İran anlatıyor

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Yasemin Asadi “Kıyafetin politik dili: Meydanlar başka, pastaneler başka bir İran anlatıyorbaşlıklı yazıyı kaleme aldı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından ülke genelinde düzenlenen rejim yanlısı gösteriler meydanları doldurdu. Dini Lider Hamaney’in cenaze töreninde de Tahran sokakları, rejime bağlılık ve intikam söylemleri etrafında toplanan kalabalıklara sahne oldu. Kimi gazeteciler ise devletin organize ettiği bu görüntüleri, İran halkının ortak duygusuymuş gibi kamuoyuna aktarmayı tercih ediyor.

Oysa baskı altında yaşayan toplumlarda sokakta görünen manzara, her zaman halkın gerçek düşünce ve duygularını bütünüyle yansıtmaz. Savaş günlerinde rejim yanlısı gösterilere katılanlar da, ülkesini savunma refleksiyle sokağa çıkan muhalifler de, liderlerinin cenaze törenlerine iştirak edenler de, çeşitli çıkarlar veya mecburiyetler nedeniyle kalabalığa karışanlar da aynı fotoğraf karesinde yer alabilir. Ancak bu görüntüler tek başına toplumun tamamını temsil etmeye yetmez. Medyanın asıl ıskaladığı ise o fotoğrafın dışında kalanlardır: Korkutulan, susturulan ve görünmez kılınan sessiz çoğunluk.

Medyascope okurları yazıyor | Kıyafetin politik dili: Meydanlar başka, pastaneler başka bir İran anlatıyor
Medyascope okurları yazıyor | Kıyafetin politik dili: Meydanlar başka, pastaneler başka bir İran anlatıyor

Öte yandan, Şii inancının tarihsel hafızasında matem, şehadet ve zalime direniş kavramları güçlü bir yer tutar. Bu nedenle savaşın ardından İran sokaklarında görülen kalabalıklar, Donald Trump’ın iddia ettiği gibi bir “yapay zekâ” üretimi değildir; gerçektir. Arkasında yüzlerce yıllık köklü bir ritüel ve toplumsal hafıza vardır.

Ancak gazetecilik tam da burada başlar: Bu servis edilen görüntüler İran’ın tamamını anlatmaya yeter mi? Liderinin tabutu arkasında tek tip siyah kıyafetlerle yürüyen kalabalıklar, İran’ın tek gerçeği midir?

Devlet, propaganda gücüyle ve ülkenin dört bir yanından sağladığı ulaşım ve lojistik destek sayesinde meydanları doldurabilir. Fakat aynı anda sessiz çoğunluk da göz ardı edilemez. Meydanlardaki kalabalıklar kadar, sessiz kalan milyonların varlığı da İran’ın bugünkü gerçekliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu tek taraflı temsiliyeti görmezden gelen gazetecilik, farkında olarak ya da olmayarak rejimin propaganda mekanizmasına hizmet eder. Çünkü İran’da rejim yanlıları meydanları rahatça doldurabilirken, muhalifler aynı özgürlüğe sahip değildir. Kadınların, öğrencilerin, sekülerlerin ya da rejime muhalif diğer tüm kesimlerin hapse atılma korkusu yaşamadan aynı meydanlarda gösteri yapabildiği bir İran’da sokaklar nasıl görünürdü? Böyle bir ortamda hangi kalabalığın daha büyük olacağını bugün kimse bilemez.

Nitekim rejim, seçimlere katılım oranını da yıllardır kendisine verilen toplumsal desteğin göstergesi olarak sunuyor. Oysa son cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa katılım yüzde 40’ın dahi üzerine çıkamadı. Bu tablo, meydanlardaki görüntüler ile toplumun tamamının iradesi arasında doğrudan bir eşitlik kurulamayacağını gösteren önemli göstergelerden biridir.

Şüphesiz savaş hâlindeki bir devlet, gövde gösterisi yaparak halkın desteğini arkasına aldığını göstermek ister. Ancak normal dönemlerde de muhalefete müsamaha gösterilmediği için, bu resmî gösterilerin toplumun tüm kesimlerinin ortak rızasını yansıttığını söylemek mümkün değildir.

Medyascope okurları yazıyor | Kıyafetin politik dili: Meydanlar başka, pastaneler başka bir İran anlatıyor
Medyascope okurları yazıyor | Kıyafetin politik dili: Meydanlar başka, pastaneler başka bir İran anlatıyor

İran gibi otoriter rejimlerde sessiz çoğunluk özgürce konuşamaz, meydanlarda slogan atamaz. Duygularını seçim sandığında bile tam anlamıyla ifade edemez. Geriye bazen tek bir ifade biçimi kalır: giydiği kıyafet.

Belki de görmezden gelinen milyonların ruh hâlini en iyi şu birkaç cümle, İranlı bir kadının tanıklığıyla anlatıyor:

“Cenaze töreni yüzünden İran’da bir hafta tatil ilan edilince biz de tatile gittik. Dondurma yemeye çıktık. İnanmayacaksın, cenaze törenine gelenlerin on katı kadar insan pastanedeydi. Çoğu şort ve kolsuz tişört giymişti. Ben de kendimi cesur sanıp şortla gitmiştim. Meğer tek cesur olan ben değilmişim.”

Böyle toplumlarda şort artık yalnızca bir bez parçası, kolsuz tişört yalnızca bir moda tercihi değildir. İktidarın dayattığı tek tip yaşam biçimine karşı sessiz ama inatçı bir politik eylemdir. Demokratik hakları elinden alınmış toplumlarda insanlar bazen sloganlarını pankartlarla değil, kıyafetleriyle taşırlar.

Her toplumun sessiz direnişinin dili farklıdır. Bir yerde başörtüsü, bir yerde şort ya da kolsuz bir tişört… Baskının biçimi değiştikçe direnişin sembolleri de değişir. Oysa bu sessiz direnişin izlerini devletin organize ettiği kalabalıklarda değil; gündelik hayatın içinde, sokakta, kafede ve pastanede görmek mümkündür.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş