İSTANBUL (Medyascope) – Türkiye ekonomisini bekleyen riskler neler? Enflasyon, faiz, döviz kuru, büyüme ve vatandaşın alım gücü nasıl etkilenecek? Ağır Ekonomi programında Prof. Dr. Haluk Levent ve Prof. Dr. Öner Günçavdı, Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri değerlendirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Prof. Dr. Haluk Levent ve Prof. Dr. Öner Günçavdı, Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri değerlendirdi.
- Sanayi sektöründeki daralma, yüksek faiz politikaları ve artan üretim maliyetleri ile birleşerek yatırım yapmayı zorlaştırıyor.
- Türk lirasının değerlenmesi, hem ihracatçıları hem de iç piyasa üreticilerini olumsuz etkiliyor.
- Şirketlerin döviz yükümlülükleri artarken, olası döviz kuru artışları büyük mali baskılar yaratabilir.
- Mevcut para politikası üretimi desteklemek yerine rezerv güçlendirmeye odaklanıyor, bu da yeni finansal riskler doğuruyor.
Prof. Dr. Haluk Levent ve Prof. Dr. Öner Günçavdı, Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri değerlendirdi. İkili, özellikle sanayi sektöründe yaşanan daralmanın artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştığını savunurken, yüksek faiz politikası, üretim maliyetleri ve krediye erişim sorunlarının üretimi baskıladığını söyledi.
Ekonomide hava kışa dönüyor
Öner Günçavdı, son dönemde sanayi sektöründe yaşanan sıkışmanın artık ekonomi yönetimine yakın çevreler tarafından da dile getirilmeye başlandığını söyledi. Sanayicilerin uzun süredir artan üretim maliyetleri, bozulan göreli fiyatlar ve yüksek faiz oranları nedeniyle yatırım yapamaz hale geldiğini belirten Günçavdı, yüzde 50’nin üzerindeki kredi maliyetleriyle verimlilik artırıcı yatırım yapılmasının mümkün olmadığını ifade etti:
“Türkiye ekonomisinde tasarruf oranı arttığı zaman yatırılabilecek fon miktarı da artacak. Belki faizler de düşecek. Mevcut koşullardaki temel problemimiz ise zaten az olan tasarrufları harcamak için devletin, yani kamu sektörünün devreye girmesi. 90’larda da böyle olurdu, şimdi de böyle oluyor. Mehmet Şimşek verimlilikten, teknolojiden bahsediyor. Tamam, bunlar önemli ama Türkiye’nin bir realitesi var. Kaynak eksikliği olan bir ekonomiyiz.”
Devletin de sınırlı kaynaklara ortak olması nedeniyle özel sektörün yatırım yapacak finansmana erişiminin daha da zorlaştığını savunan Günçavdı, mevcut tablonun sürdürülebilir olmadığını dile getirdi.

“Üretim yapanlar cezalandırılıyor”
Haluk Levent mevcut ekonomi politikasının üretimi teşvik etmek yerine cezalandırdığını söyledi. Türk Lirası’nın uzun süredir reel olarak değerli tutulduğunu belirten Levent, bunun hem ihracatçıyı hem de iç pazara üretim yapan şirketleri zor durumda bıraktığını ifade etti:
“Özellikle 2023 yılı için yurt içi üretici enflasyonu yüzde 49,9 olarak alınmıştı. Dolayısıyla 2022 ve 2023 verilerine baktığımızda bazı olağan dışı durumlar olduğunu görüyoruz. Ayrıca bilançoda satılan malın maliyetindeki değişimi de dikkate aldığımızda, tablonun çok daha vahim olduğu ortaya çıkıyor. Yüzde 8’lik kâr payının oluşmasının nedenleri de aslında burada yatıyor. Satışlarda iç talebin yavaşladığını görüyoruz. Türk Lirası’nın aşırı değerlenmesi nedeniyle ihracat pazarları da daralıyor. Dolayısıyla özellikle sanayide üreticilik ciddi bir sorun hâline gelmeye başladı.”
Şirketlerde teknik iflas riski uyarısı
Levent, finansal olmayan şirketlerin döviz yükümlülüklerinin döviz varlıklarının yaklaşık 200 milyar dolar üzerine çıktığını belirterek, kurda yaşanabilecek olası artışların şirket bilançoları üzerinde ciddi baskı yaratabileceğini söyledi.
Öner Günçavdı ise şirketlerin artık satışlarını dahi uzun vadeli tahsil edebildiğini, finansman maliyetlerinin ticari alacakların güvence altına alınmasını da zorlaştırdığını ifade etti. Bu durumun reel sektörde yeni finansal sorunlara yol açabileceğini belirten Günçavdı, “Yüzde 50’nin üzerinde faizle hiçbir yatırım yapılamaz” dedi.
“Bu politikadan maliyetsiz çıkış mümkün değil”
Günçavdı, mevcut para politikasının temel amacının üretimi desteklemek değil, rezervleri güçlendirerek kur istikrarını korumak olduğunu savundu. Bu yaklaşımın şirketleri TL kredi yerine döviz kredisine yönelttiğini belirten Günçavdı, bunun da yeni finansal riskler oluşturduğunu söyledi.
Levent, TÜİK’in geçmiş yıllarda çok daha ayrıntılı iş gücü verileri yayımladığını, bugün ise araştırmacıların yorum yapmasına imkân verecek birçok göstergenin paylaşılmadığını söyledi. Öner Günçavdı da kurumun geçmişte akademisyenlerle daha şeffaf bir ilişki yürüttüğünü belirterek, istatistik kurumlarının siyasal etkiden bağımsız çalışmasının önemine dikkat çekti.







