İSTANBUL (Medyascope) – Deniz Göktaş, tutukluluğunun birinci ayında bulunduğu Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan gönderdiği mektupta cezaevindeki ilk ayını anlattı. Göktaş, moralinin yerinde olduğunu belirtirken, “kuyu tipi” cezaevlerinde yaşanan sosyal izolasyonu aktardı.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Deniz Göktaş, cezaevindeki ilk ayını anlattığı mektubunda moralinin yerinde olduğunu belirtti.
- Cezaevinin ‘kuyu tipi’ sisteminin sosyal izolasyon yarattığını ve bu durumun kalıcı etkileri olabileceğini vurguladı.
- Mektuplar ve ziyaretler, Göktaş için önemli bir dayanışma kaynağı oldu.
- Göktaş, cezaevinde daha uzun süre kalması durumunda mektuplara yanıt vermeye başlayacağını ifade etti.

Deniz Göktaş, tutukluluğunun birinci ayında Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan kaleme aldığı mektupta, cezaevindeki yaşamına ilişkin gözlemlerini paylaştı. Hakkında yayılan bazı bilgilerin gerçeği yansıtmadığını belirten Göktaş, moralinin yerinde olduğunu söyledi.
“Kuyu tipi” cezaevlerinde yaşanan güneşsizlik, sosyal izolasyon ve insan sesinden uzak kalmanın kalıcı fiziksel ve psikolojik etkiler yaratabileceğine dikkat çeken Göktaş, avukatların, mektupların ve gönderilen kitapların kendisi için önemli bir dayanışma kaynağı olduğunu ifade etti.
Göktaş, cezaevinde daha uzun süre kalması halinde gelen mektuplara cevap vermeye başlayacağını da belirtti.
Deniz Göktaş’ın mektubunun tamamı
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
– Epstein ile kanka olmak
– Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Ne olmuştu?
Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisi ülke gündemine oturan komedyen Deniz Göktaş hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “dini değerleri aşağılama” ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla soruşturma başlatıldı.
Deniz Göktaş, özellikle iktidar çevreleri tarafından hedef gösterilerek, tutuklanması talep edildi. Yurtdışı tatiline giden Göktaş’a “Yurtdışına kaçtı” iddiaları atılması üzerine, Göktaş iddialara X hesabından yanıt verdi.
Yurtdışında bulunmasını “istihbarat haberi gibi” servis eden paylaşımlara değinen Göktaş, 22 Haziran’da bedelli askerlik ücretini ödediğini hatırlatarak, “Uzun yıllar ülkede olacağım” dedi.
Göktaş’ın Ölü Deniz adlı stand-up gösterisinden kesitler içeren X paylaşımları Türkiye’den erişime kapandı. İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), engellin 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında, “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle uygulandığını açıklarken X platformu söz konusu paylaşımları Türkiye’de görünmez kıldı.
Göktaş, 2 Temmuz’da tatilden Türkiye’ye döndü. Göktaş, pasaport kontrolü sırasında ters kelepçeyle gözaltına alınarak Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyetteki işlemlerinin sona ermesinin ardından geceyi nezarethanede geçiren Göktaş, 3 Temmuz sabah saat 10:30 sularında adliyeye sevk edildi.
Göktaş, mahkemedeki ifadesinin ardından “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ve “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla 3 Temmuz’da tutuklandı.
“Kuyu tipi” cezaevine nakledildi
Önce Metris Cezaevi’nde gönderilen Göktaş, ilerleyen saatlerde Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bulunan Karatepe Y Tipi Cezaevi’ne nakledildi.
Karatepe Y Tipi Cezaevi, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen yüksek güvenlikli cezaevlerinden.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun, avukat Rezan Epözdemir, Leman dergisi çizeri Doğan Pehlevan ve YouTube’daki Soğuk Savaş programının sunucusu Boğaç Soydemir ile program konuğu rapçi Enes Akgündüz de bu cezaevinde kaldı.
Erişim engeli getirildi
Deniz Göktaş’ın Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde sergilediği, sonrasında YouTube kanalı üzerinden izlemeye açtığı, 24 Haziran’dan bu yana 13 milyon kez izlenen Ölü Deniz gösterisine erişim engeli getirildi.
İFÖD, Deniz Göktaş’ın kamuya açtığı gösteri videosunun 5651 sayılı Kanunun 8/A maddesi kapsamında erişime engellendiğini ancak videonun, YouTube tarafından henüz Türkiye’den görünmez kılınmadığını açıkladı.







