İSTANBUL (Medyascope) – Belarus’u 1994’ten bu yana yöneten Aleksandr Lukaşenko, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından iktidara gelerek ülkenin siyasi ve ekonomik yapısını büyük ölçüde değiştirdi. Muhalefet ve protestolar üzerindeki baskıyla otoriter yönetimini pekiştiren Lukaşenko, 2020 seçimlerinin ardından Rusya’ya daha da yaklaşarak iktidarını korudu.

Lukaşenko, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Belarus’ta eski düzenin izlerini koruyarak iktidarını inşa eden liderlerden biri oldu. Devletin ekonomideki ağırlığını koruyan ve Rusya ile yakın ilişkileri sürdüren Lukaşenko, zamanla siyasi gücü kendi etrafında merkezileştirdi. Yıllar içinde seçimler, muhalefet ve sivil toplum üzerindeki baskılarla otoriter yönetimini pekiştiren Lukaşenko, Belarus’un siyasi hayatını şekillendiren en önemli figür haline geldi.
Sovyet sisteminden devlet başkanlığına
Aleksandr Lukaşenko, 30 Ağustos 1954’te Belarus’un Vitebsk bölgesinde doğdu. Mogilev Pedagoji Enstitüsü’nde eğitim gördü, ardından Belarus Tarım Akademisi’nden mezun oldu. Gençlik yıllarında Sovyet sisteminin farklı kurumlarında görev yaptı. 1975-1977 yılları arasında sınır muhafaza birliklerinde, 1980-1982 arasında ise Sovyet Ordusu’nda görev yapan Lukaşenko, Minsk’teki 120. Mekanize Tümen’de subay olarak çalıştı. Askerlik sonrası hayatı ise Sovyet tarım sistemiyle şekillendi. 1982-1985 yılları arasında kolektif çiftlikte başkan yardımcılığı yapan Lukaşenko, daha sonra Şklov bölgesindeki bir devlet çiftliğinde ve inşaat malzemeleri fabrikasında yöneticilik yaptı. Siyasete girişi de Sovyetler Birliği’nin çözülmeye başladığı döneme denk geldi. 1990’da Belarus Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Meclisi’ne milletvekili seçildi, 1993’te ise Meclis’in Yolsuzlukla Mücadele Komitesi’nin başına geçti. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Belarus, kısa sürede ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Fabrikaların ve işletmelerin kapanması, işsizliğin artması ve yüksek enflasyon, yeni kurulan siyasi düzene yönelik tepkiyi büyüttü. Lukaşenko, tam da bu ortamda eski Sovyet düzeninin belirli unsurlarını koruma vaadiyle öne çıktı. 1994’te kabul edilen yeni anayasa, Belarus’un ilk cumhurbaşkanlığı seçiminin önünü açtı. İlk turda oyların yüzde 45,1’ini alan Lukaşenko, ikinci turda dönemin başbakanı Vyacheslav Kebich’e karşı yüzde 80,1 oyla seçimi kazandı ve 10 Temmuz 1994’te Belarus’un ilk cumhurbaşkanı oldu.
Aleksandr Lukaşenko’nun iktidara gelirken verdiği temel mesajlardan biri, ülkeyi hızlı bir kapitalist dönüşümden korumaktı. Özelleştirmelere mesafeli duran ve devletin ekonomideki ağırlığını savunan Lukaşenko, Belarus’un Sovyet döneminden kalan büyük sanayi kuruluşlarını korudu. Böylece diğer eski Sovyet cumhuriyetlerinden farklı olarak ülke, piyasa ekonomisine hızlı bir geçiş yerine devletin ekonomide belirleyici olduğu bir modeli sürdürdü. Bu yaklaşım, Lukaşenko’nun yıllar boyunca iktidarını meşrulaştırmak için kullandığı temel unsurlardan biri oldu.
İktidarın merkezileşmesi
Lukaşenko yönetiminde Belarus’un siyasi sistemi giderek daha otoriter bir yapıya dönüştü. 1990’ların ortalarından itibaren anayasal ve kurumsal değişikliklerle cumhurbaşkanlığının yetkileri genişletilirken muhalefetin hareket alanı daraldı. 1995’te yapılan referandumla Sovyet dönemini andıran kırmızı-yeşil bayrak yeniden ülkenin resmi sembolü haline getirildi. Sovyet mirası, yalnızca sembollerde değil, Lukaşenko’nun ekonomi ve devlet yönetimi anlayışında da etkisini korudu.
Lukaşenko’nun yönetiminde seçimler ve muhalefet üzerindeki baskılar, uluslararası kuruluşların ve Batılı ülkelerin eleştirilerinin merkezinde yer aldı. Bağımsız kamuoyu araştırmalarının yapılması ve yayımlanması da ciddi biçimde kısıtlandı. Avrupa Birliği, 2006’da Lukaşenko ve çok sayıda Belaruslu yetkiliye seyahat yasağı getirirken, bazı yetkililerin mal varlıklarının dondurulmasına da karar verdi. Buna karşın Lukaşenko, iktidarını yalnızca baskı yoluyla değil, ekonomik ve sosyal istikrar vaadiyle de sürdürdü. Sovyet döneminden kalan sanayi altyapısının korunması ve Rusya ile yakın ekonomik ilişkiler, Belarus ekonomisinin temel dayanakları haline geldi. Lukaşenko’nun uzun süre boyunca Rusya ile Avrupa Birliği arasında kurduğu denge siyaseti de iktidarının önemli unsurlarından biriydi. Belarus’un Rusya’ya ekonomik ve enerji alanındaki bağımlılığı Lukaşenko’nun hareket alanını daraltırken, Lukaşenko zaman zaman Moskova’ya karşı Avrupa ile yakınlaşma arayışına girdi. Rusya ile yaşadığı anlaşmazlıklarda Avrupa Birliği’ne yönelen, insan hakları ve demokrasi konularında Batı’nın baskısı arttığında ise yeniden Moskova’nın desteğine başvuran Lukaşenko, iki taraf arasındaki rekabeti siyasi manevra alanı olarak kullandı. Ancak yıllar içinde Rusya’nın Belarus üzerindeki ekonomik ve siyasi etkisi giderek arttı.
2020: Lukaşenko için kırılma noktası
Lukaşenko’nun iktidarındaki en ciddi meydan okumalardan biri 2020 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıktı. 26 yıllık yönetimin ardından ekonomik sorunların derinleşmesi, toplumdaki değişim taleplerinin artması ve COVID-19 salgınına yönelik tartışmalı politikalar, iktidara yönelik hoşnutsuzluğu büyüttü. Lukaşenko salgın karşısında kapanma önlemlerine karşı çıktı; Belarus’ta hayatın büyük ölçüde devam etmesini savundu.
Seçim öncesinde Lukaşenko’nun önemli rakipleri ve muhalif isimleri yarışın dışında kalırken, muhalefetin ortak adayı olarak Svetlana Tihanovskaya öne çıktı. Başlangıçta güçlü bir siyasi figür olarak görülmeyen Tihanovskaya, kısa sürede Lukaşenko karşıtı hareketin sembol isimlerinden birine dönüştü. Çok sayıda Belaruslu, Tihanovskaya’yı yalnızca bir alternatif olarak değil, Lukaşenko’nun 26 yıllık iktidarını sona erdirebilecek aday olarak destekledi. Seçim sonuçlarında Lukaşenko’nun yüzde 80’in üzerinde oy aldığı açıklanırken muhalefet sonuçların gerçek iradeyi yansıtmadığını savundu. Ülkenin farklı kentlerinde kitlesel protestolar başladı. Güvenlik güçlerinin gösterilere yönelik sert müdahalesi, Belarus yönetimine yönelik uluslararası tepkileri artırdı. Avrupa Birliği de açıklanan seçim sonuçlarını tanımadığını duyurdu. 2020 protestoları Lukaşenko’nun iktidarını devirmeye yetmedi. Güvenlik bürokrasisinin büyük ölçüde yönetime bağlı kalması, muhalefetin örgütsel zayıflığı ve Rusya’nın Lukaşenko yönetimine verdiği destek, rejimin ayakta kalmasını sağlayan başlıca unsurlar oldu.
2020 sonrasında Lukaşenko’nun Rusya’ya bağımlılığı daha da arttı. Belarus yönetimi, Batı ile ilişkilerin ağır yaptırımlar ve diplomatik baskılar nedeniyle daralmasıyla birlikte Moskova’ya daha fazla yaklaştı. Böylece 1990’lardan itibaren Rusya ile Avrupa arasında denge kurmaya çalışan Lukaşenko’nun dış politikadaki manevra alanı da giderek küçüldü.
Bugün Lukaşenko, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan bağımsız Belarus’un en uzun süre görev yapan ve tek cumhurbaşkanı. Üç on yılı aşkın süredir iktidarda bulunan Lukaşenko, Sovyet döneminin ekonomik ve siyasi mirasının önemli bölümünü korurken, muhalefet ve sivil toplum üzerindeki baskılarla otoriter yönetimini sürdürüyor. Belarus’un Rusya’ya giderek artan bağımlılığı ise Lukaşenko’nun iktidarının yalnızca ülke içindeki siyasi dengelerle değil, Moskova ile kurduğu ilişkiyle de yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor.








