Ruşen Çakır savunma yaptı: “Gizli tanıkların yalanlarıyla 40 yıldır şerefiyle gazetecilik yapan birini Türkiye Cumhuriyeti Devleti yargılıyorsa bu artık benim ayıbım değil”

Ahbap soruşturması: Ruşen Çakır

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, İBB davasının ikinci celsesinde savunma yaptı. Çakır, “Bir suç örgütüne üye olmamakla beraber bilerek, isteyerek yardım etmek gibi abes bir suçlamayla karşı karşıyayım. Bu benim çok ağırıma gidiyor” dedi. İşte Ruşen Çakır’ın savunmasının tam metni.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, İBB davasının ikinci celsesinin dördüncü gününde savunma yaptı. Çakır, “Bir suç örgütüne üye olmamakla beraber bilerek, isteyerek yardım etmek gibi abes bir suçlamayla karşı karşıyayım. Bu benim çok ağırıma gidiyor” dedi.

“40. yılımda bana bunu yapmak çok büyük bir adaletsizlik”

Savunmasını yapmak için kürsüye gelen Çakır, “Bunu bana bulaştıranlarla inşallah bir dünyada hesaplaşacağım diye bu notu düşmek istiyorum özellikle. Yani 40. yılımda bana bunu yapmak çok büyük bir adaletsizlik. Bunu yapan her kimse kendilerine burada bunu unutmayacağımı söylemek istiyorum” dedi.

Çakır, iddianamede tarafına yöneltilen suçlamaya tepki göstererek “Eğer ben, çok açık söylüyorum, parayla haber yapacak kadar şerefsiz birisi olsam bana para veren insan içeri girdiği zaman korkumdan ağzımı açmam. Benim operasyon öncesi Ekrem İmamoğlu ile ilgili yaptığım yayınların, yazdığım yazıların büyük bir kısmı eleştirel” diye devam etti.

İşte Ruşen Çakır’ın savunmasının tam metni:

“Sayın başkan, ben bu davaya dahil edildiğimde gazeteciliğimin tam 40. yılıydı. 40 yıllık gazeteciyken bu davaya dahil edildim. Bugüne kadar Kürt meselesi, İslamcılık, ülkücü hareket, Alevilik gibi zor çok konuda yıllarca çalıştım ve bir kere bile yargılanmadım. Bir kere bile. Hiçbir yargılanmam yok. Belki görmüşsünüzdür, geçen ay Kandil’de Duran Kalkan’la röportaj yaptım, ifadem bile alınmadı. Ama burada bir suç örgütüne üye olmamakla beraber bilerek, isteyerek yardım etmek gibi abes bir suçlamayla karşı karşıyayım. Bu benim çok ağrıma gidiyor. Bunu beni… Buna beni bulaştıranlarla inşallah öbür dünyada hesaplaşacağım notunu düşmek istiyorum özellikle. Yani 40. yılımda bana bunu yapmak çok büyük bir adaletsizlik. Bunu yapan her kimse kendilerine buradan bunu unutmayacağımı söylemek istiyorum.

Şimdi şöyle bir kronoloji var, çok basit: 19 Mart 2025’te gözaltılar oldu. Çok gözaltılar oldu ama biz gazeteciyiz, tabii ki takip ettik. Ve bir süre sonra Ekrem İmamoğlu ile Murat Ongun’un polis ifadeleri medyaya yansıdı. O ifadelerde “Meşe” adındaki gizli tanığın, içinde benim de olduğum galiba 12 gazeteci hakkında ifade verdiği ortaya çıktı. İddia o ki; biz o gazeteciler, ben dahil, Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı —her seferinde adını hatırlamaya çalışıyorum, tanımadığım için— Emrah Bağdatlı bizi besliyormuş, para veriyormuş falan. Ben açıkçası bu haber çıkınca gözaltına alınmayı ve hatta tutuklanmayı bekledim. Hatta bir video yaptım. Bu video şöyle başlıyordu: “Eğer bu videoyu izliyorsanız ben tutukluyum demektir” diye başlıyordu. Çok şükür yayınlamaya ihtiyacı doğmadı. Sonra beklemeye başladık ve 18 Mayıs 2025 Pazar Akşam Gazetesi’nde “İmamoğlu Medyası A.Ş.” diye bir haber çıktı.

Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum: Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu benim çok eski arkadaşımdı ve o günden beri benim suratıma bakamıyor. Bu habere göre —haber diyorum ama haber değil— benim de o isimleri geçen kişilerle birlikte Murat Ongun’la 18 kez, aylık düzenli görünümü veren buluşma yaptığım; Emrah Bağdatlı ile 11 kez, akşam saatlerinde buluştuğum yazıyordu. Şimdi, Murat’ı ben yıllardır tanırım. Benden gençtir, sevdiğim bir meslektaşımdır. Birlikte çalışmadık ama birbirimizi tanırız. 2019’da kendisi Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı olarak karşıma çıktı, seçim öncesi. Ve hatta sizin o meşhur HTS kayıtlarında var; İstanbul Kurtuluş’taki bir mitingde ilk kez Ekrem İmamoğlu ile ilk kez orada tanıştım. Murat’a söyledim, Murat tanıştırdı. Ekrem İmamoğlu’yla hatta kayınpederin Trabzon’da olması hasebiyle kısa bir özel sohbetimiz de olmuştur.

O tarihten Murat’la tanışıyorum ve zaten tanışmak zorundayım. Tanışmasaydım bile tanışmak zorundaydım çünkü gazeteciyim. Medyascope’un kurucu genel yayın yönetmeniyim ve böyle büyük bir olayı takip etmek zorundayız. Ama açık söyleyeyim, Murat da bunu tanır, bu süreçlerde adaylığı, başkanlığı ve sonraki süreçlerde Ekrem Bey’in Medyascope’la ilişkisi çok sınırlı olmuştur. 2-3 kere yayın yaptık, çok fazla haber yapmadık. Ama yine sizin meşhur HTS kayıtlarında olduğu gibi Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı önemli basın toplantılarını yerinde izledim gazeteci olarak. Şimdi ve tabii ki Murat Ongun da olduğu için aynı yerde buluşmuş oluyoruz. Ama şu benim kafama takıldı: Akşam saatlerinde ben Emrah Bağdatlı adlı tanımadığım kişiyle nasıl buluşurum? Açık söyleyeyim, bilenler bilir. Ben evden işe, işten eve birisiyim. Sosyal hayatım yok denecek kadar azdır. İstisnası Galatasaray’dır.

Ve inanmayacaksınız ama böyle: Pazar günü, 18 Mayıs 2025 Pazar günü Akşam Gazetesi’nin haberinin çıktığı gün ben statta Kayserispor maçına gittim. Maç başlamadan 20 dakika önce bende jeton düştü. Ve hatırladım ki Murat’ın da —Murat da Galatasaraylı biliyorum— locası mı, kombinesi mi ne var. Benim 20 yıldır kombinem var Galatasaray’da. Sonra cep telefonundan baktım, Emrah Bağdatlı denen şahsın X hesabında takip ettiği tek bir hesap var: Galatasaray. Şimdi, ben Galatasaraylı olmak, kombine sahibi olmak ve maçlara gitmek gibi bir suç işlemiş oluyorum. Ve tabii ki şöyle şeyler oluyor; sonra HTS kayıtları sonra çıktı, arkadaşlar seyrederdi. Mesela Manchester maçına tabii ki gittim, onlar da tabii ki gitmiş. Yani orada 40 bin kişiydik.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023 Trabzon mitingine gittim. Trabzon mitingine gittim, İzmir mitingine gittim; bunlar da gitmişler, HTS kaydı var. Ama ben Kılıçdaroğlu’nun başka mitinglerine gittim; Kayseri’ye, Konya’ya, Ankara’ya gittim, oraya gitmemişler. Oraya gitselerdi orası da olacaktı. Ankara CHP Kurultayı’na gitmişim, onların hepsi sizde var. CHP Kurultayı’na gittiğim için, onlar da orada olduğu için HTS kaydım var. Şimdi ben gazeteci olarak…

Mahkeme Başkanı: Bunlar avukatların… Onları siz bize bir bu gizli tanık İlke’nin bir beyanı var, onunla ilgili bir şey…

Ruşen Çakır: Bakın, size bir şey anlatacağım. Bunu anlatmazsam… Pardon, bir de devamı var tabii. Sonra 18… 18 Mayıs’ta bu oluyor. Sonra beni gözaltına alıyorsunuz, gözaltı denmiyor ona ne demekse, kasım ayında, 6 Kasım’da. Ama savcılığa çıkmıyoruz; Mali Şube’de bir hanımefendi gelen soruları okuyor bana. Ve bana okurken diyor ki: ‘İlke adlı gizli sanık sizin hakkınızda şunu demiş’ Ben orada dedim ki, hiç unutmuyorum: ‘Bizimki bir ağaç isimliydi’ dedim, ‘Meşe. Ne oldu Meşe?’ Birden İlke oldu, hâlâ bilmiyorum. Bakın, Ekrem İmamoğlu’nun ve Murat Ongun’un polis ifadelerinde benim adımın geçtiği bölümde gizli tanık Meşe’dir. Aynı cümleler, aynı blok cümle iddianamede benim hakkımda gizli tanık İlke olarak var. Neyse… Ama orada bir tane husus var: Bana hanımefendi şunu sordu; iki tane Medyascope’ta yaptığım yayını sordu. ‘Bunları niye yaptınız?’ diye sordu.

Yani bir gazeteciye sorulacak soru değil ama hanımefendinin hiçbir günahı olmadığı için ben kendisine bir şey söyleyemedim. Bir gazeteciye bu yayını niçin yaptınız diye sorulmaz, bu yazıyı niçin yaptınız diye sorulmaz. Güya ben o yayınlarla aldığım paranın karşılığını veriyormuşum. Şimdi, gizli tanığın ifadesi diyelim ki 16 Mart, benim o yayınları yapış tarihim tutuklamalardan sonra. Eğer ben çok açık söylüyorum, parayla haber yapacak kadar şerefsiz birisi olsam bana para veren insan içeri girdiği zaman korkumdan ağzımı açmam. Benim operasyon öncesi Ekrem İmamoğlu ile ilgili yaptığım yayınların, yazdığım yazıların büyük bir kısmı eleştireldir. Eğer zahmet edip baksaydılar onu görürlerdi. Bir buradan bunu anlatıyorum.

Ben 12 Eylül’de yargılandım. Buradan çok daha demokratik bir ortamdı. Yargıç beyle şöyleydik. Allah uzun ömürler versin yaşıyorsa Seyfettin Bey’e, öldüyse Allah rahmet eylesin. Ben Dev-Sol ana davasında yargılandım. Hakkımda hiçbir eylem yoktu, 141/5’ten yargılanıyordum. Bir gün beni Selimiye’ye götürdüler Metris’ten ve bir odaya girdik. Odada Seyfettin Bey ve diğer yargıçlar, bir Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden bir bilirkişi… İstanbul’da Çemberlitaş’ta bir korsan miting olmuştu ve Hürriyet muhabiri tesadüfen mitingi, fotoğraflarını çekmişti. Bir takım silahlı militanlar ve çok sayıda insan. Ve bu Devrim Sol’un yaptığı bir şeydi. Bir itirafçı, askeri savcı bir itirafçıdan benim adımı almış. O da “O mitinge gitti” diye. Gitmemiştim, gerçekten gitmemiştim. Ve Seyfettin Bey bilirkişiyi çağırmış. Diaları almışlar Hürriyet gazetesinden, duvara yansıtıp orada bilirkişiye “Burada sırtı dönük olanlardan bu adama benzeyen var mı, yok mu?” diye o olayı kontrol ettiler.

Şimdi burada ne oluyor? HTS kayıtları var. “E, ben oturuyorum. Vallahi ben o gün maçtaydım” diyor. Bakın, ben tanımadığım bir insanı tanımadığımı nasıl kanıtlayacağım? Tanıdığım bir insanı tanıdığımı kanıtlarım. Birlikte fotoğrafım olur, cep telefonunda telefon numarası olur. Emrah Bağdatlı’yı ben tanımıyorum. İlke midir, Meşe midir her kimse yalan söylüyor. Onların yalanlarıyla 40 yıllık gazeteci, şerefiyle gazetecilik yapan birisini Türkiye Cumhuriyeti Devlet’i yargılıyorsa bu artık benim ayıbım değil. Söyleyeceklerim bu kadar.”

Avukat savunması

Kazım Eren Sönmez’in avukatı Çağlanur Yıldız: Lütfen beni bağışlayın, sizi çok fazla yormak istemiyorum. Çok kısa, matbu bir sorum var. Haberlerinizi yaparken, ben bunların cevabını tam verebiliyorum ama karşılaştığımız iddianame malumunuz. Haberlerinizi yaparken haberliğinizin içeriğine dair, herhangi bir talimat alır mıydınız? Bu talimatları aldığınız bir WhatsApp grubu var mıdır?

Ruşen Çakır: Şimdi hanımefendi, kusura bakmayın ama siz bunu bana kafeteryada sorsaydınız küfrederdim.

Çağlanur Yıldız: Buna da bir şey söylemek istemiyorum.

Ruşen Çakır: Olmaz, böyle bir şey olmaz. Böyle bir şey olmaz.

Hakim: Yoktur bir gazetecide olmaz.

Ruşen Çakır: Yapan var mıdır bilmiyorum, ben öyle bir şeyi asla kabul edemem.

Hakim: Başka soru var mı?

Çağlanur Yıldız: Küçük bir sorum daha var.  Kazım Eren Sönmez’i tanır mısınız?

Ruşen Çakır: Efendim?

Çağlanur Yıldız: Kazım Eren Sönmez’i tanır mısınız? Bu suçları birlikte işlediğiniz iddia ediliyor.

Ruşen Çakır: Ya belki tanıyorumdur ama yok öyle birini bilmiyorum.

Çağlanur Yıldız: Teşekkür ederim, ben de bunları sormak istemezdim.”

Ruşen Çakır’ın vekil avukatı Metin Aslan’ın savunması

“Şimdi efendim, bizim daha önce bu yargılama konusunda çok tartışıldı ama ister istemez bizimle ilgili tek sözde delil İlke’nin beyanları olduğu için buradan başlayıp yazılara kadar geleceğim. Şimdi efendim, İlke 18/11/2024 tarihinde o ilk beyanlarını veriyor. 20/11/2024 tarihinde aramada gizli tanıklık kararı çıkartılıyor ve 17/2/2025’te de bu sefer iddianame tanığı Meşe devreye giriyor ve Meşe ifadesini veriyor. Meşe’nin ifadesinde tam aksi bir sıralama var. Meşe’nin ifadesinde Ruşen Çakır’ın ve diğer gazetecilerin adı yok. Bir tek o bölüm eksik kalmış.

Şimdi ne deniliyor burada? İddia ne? Sözüm ona Ekrem İmamoğlu’nun adına hareket eden Murat Ongun, Bağdatlı aracılığıyla gazetecileri finanse ediyor. Bu gazeteciler de yaptıkları yayınlarda, yazdıkları yazılarda güzelleme yapıyorlar Ekrem İmamoğlu ve ekibine. İddia bu. Peki bu güzellemeyi, tırnak içinde söylüyorum, ne zaman yapıyor Ruşen Çakır? Bize poliste sorulan iki yayın var efendim. Bu yayınlardan biri 25/4/2025 tarihinde, diğeri 15/5/2025 tarihinde. Eğer İlke denen gizli tanığın beyanını dikkate alırsak, yani 18/11/2024’ü dikkate alırsak takdir edersiniz ki yayınların bu beyanlardan önceki bir tarihe ait olması gerekirdi. Her şeyden önce kronolojik olarak yanlış ve tutarsız bir durum.

Şimdi efendim, burada usul hukuku bakımından şöyle bir problem çıkıyor: Bu Bağdatlı dışında delil yok. Ancak daha sonra bir sinyalleri değerlendirme kararı çıkıyor. Biliyorsunuz CMK 135 çok açık; sinyal değerlendirme, yani baz verisi alabilmek için kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların olması lazım. Ne idi bu olgu? Bu kararlar alınırken 20 Mayıs 2025 tarihinde alınıyor bu kararlar, elde tek bir delil var; gizli tanık İlke’nin beyanları. Başka hiçbir şey yok. İlke’nin beyanı, hem de o beyandan iki gün sonra düşen. Şimdi, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil dediğimiz şey gizli tanığın arkasında iki gün dahi duramadığı bir beyan. Dolayısıyla sinyal değerlendirme kararı baştan usul hukukuna aykırı bir şekilde alınmış. Ama ben bambaşka bir şey söyleyeceğim. Şimdi tanıklık bir kamu görevidir Sayın Başkan. “Ben vazgeçtim, yapmıyorum, istemiyorum, küstüm” deyip tanıklıktan vazgeçemezsiniz.

Sizin yol haritanızı bilmiyorum. Bundan sonraki celsede tanıkları ve müşterileri dinleyeceksiniz herhalde üçüncü aşamada. Ama eğer İlke’nin “Ben vazgeçtim, oynamıyorum, bundan sonra beyan vermiyorum” demesini dikkate alırsanız çok büyük hata yaparsınız. Çünkü bizim usul hukukumuza göre, CMK’ya göre ancak çekinme hakkı olan tanıklar vazgeçebilir. Bunun dışında gizli tanık, açık tanık arasında hiçbir fark yoktur. İlke’ye iki beyanında da dikkate alın, çekinme hakkı sorulmuştur. Çekinecek hiçbir şeyi yoktur. Dolayısıyla İlke’nin bu duruşmaya getirilmesi gerekir. Ve bu duruşmada kendisine “Sen Ruşen Çakır’a ve diğer gazetecilere hangi gün para verildiğini gördün? Ne miktarda verildiğini gördün ve nerede verildiğini gördün?” sorularını sormamız lazım. Eğer gelmezse de, gelmeye icabet etmezse de CMK 60 uyarınca tazyik hapsi uygulanmasını şimdiden talep ediyoruz. Tekrar ediyorum; çekinme hakkı yoktur, çekinme hakkı olmayan tanık, ama açık ama gizli, buraya gelmek mecburiyetindedir. Dolayısıyla CMK 60’ı uygulamanızı şimdiden talep ediyorum.

Şimdi efendim, sinyal değerlendirmesi ile ilgili olarak o detayları vermeyeceğim ama hakikaten vakit almanızı istemiyorum. Sunacağımız kitapçıklarda ayrıntılı olarak… Bakınız, Ruşen Bey de izah etti. Elde edilen baz verilerinin hemen tamamı, tamamı neredeyse Galatasaray maçlarından, ya yayınlardan ya da eve dönüş yolundandır. Şimdi bunlar gazetecilik… Kitapçıkta tespit ettik, A4 kağıtları bilgileri bölümü var. Siz neredesiniz, hangi saatte, hangi dakikada oradasınız gösteriyor. Bazı doğruları eşleştirdik, istisnasız tam anlamıyla izah edebiliyoruz nerede olduğumuzu. Dolayısıyla sinyal değerlendirmesi ile ilgili kitapçığımız bu şekilde. Şimdi efendim, burada bana göre en vahim şey gerçekten de Ruşen Çakır ve diğer gazetecilere sorulan soru: “Siz bu yazıları neden yazdınız, siz bu yayınları neden yaptınız?”

Bakınız, tabii ki yazıda hakaret varsa, tehdit varsa, efendime söyleyeyim yalan bir bilgi yayma varsa bu iddianamenin parçasıysa sorulur. Ama bu yazılarda bu yok, olsaydı iddianamede de olurdu zaten. Bu yazılar kırpılmış yazılar, içeriğinde suç unsuru yok. Ama diyorlar ki; “Sen Ekrem İmamoğlu’nu durduk yere niye övdün?” Bakın, içeriklerine de geleceğim birazdan ama bu bizi Kore’de yapacak bir sorudur efendim. Bu bir aşama sonra nereye gelir biliyor musunuz? “Sen Ekrem İmamoğlu’nu niye yermedin?” sorusu gelir. “Niye sessiz kaldın?” sorusu gelir. Bu engizisyon sorusudur bunlar. Zihnimizin içindekilerin sorgulanmasıdır. Bu ancak Kore tipi devletlerde, otoriter de öte otoriter devletlerde… Ben bunu kendimize yakıştırmıyorum. Bu sorunun sorulması başlı başına bir şeydir.

Bakınız, bu sorulardan iki tane yazısına, iki tane yayınına atıfta bulunuluyor. Bunlardan birisi “Ekrem İmamoğlu Mucizesi”. Efendim, tekrar ediyorum, bu yazı İlke’nin beyanından neredeyse 15 ay sonra yazılmıştır. Burada ne deniliyor bu yazıda peki? Hani “güzelleme” ifadesi hukuki bir ifade değil. Biz Kırk Haramiler’de değiliz, hukukta tacizce, aklama ihtimali vardır, teşvik vardır, yardım etme vardır. Ama burada “güzelleme” diye bir tabir var. Hadi tarif edelim bakalım güzelleme neymiş? İddianamede böyle suçlanıyoruz. Bakınız, Ekrem İmamoğlu projesi yazısında, o “Mucizesi” yazısında şunu söylüyor: 2019’dan bu yana beni alıyor ve diyor ki; “Bir iktidar düşünün, bunca kere yenilince yenilen tek adamdır.” Yanlış mı bu? Bu her gün konuşulmuyor mu Türkiye’de? Bu niye ekstra olarak Ruşen Çakır’ın burada yargılanmasına neden olsun? Diyor ki; “Cezasıyla birlikte hiç durmuyor, çok çalışıyor, her gün beyan veriyor. Bakanlıklar ile ilgili de beyanlardaydı, efendime söyleyeyim bürokratik helikopter uçaklarıyla da beyanat verdi. Devlet çeşit vermedi.” Bunlar yanlış mı? Bunlar her gün konuşulmuyor mu? Bir gazeteci bunları yazdı diye “Sen para alıp yazdın” denir mi?

Bakın, öbür soru da “Ekrem İmamoğlu Terör Örgütü” başlıklı bir yazı. Sarkastik bir yazı. “PKK Bitti, FETÖ Bitti, Şimdi Bu Başladı” diyor ve devletin iki terör örgütüne karşı tutumuyla Ekrem İmamoğlu örgütüne karşı tutumunu, sözde örgütüne karşı tutumunu karşılaştırıyor. Ve diyor ki burada da bu yazıda da: Devlet bunu nasıl izah edebilecek? Bir yandan PKK’ya, Apo’ya iyileştirici birtakım koşullarını, diğer yandan işte terör örgütüyle ilgili birtakım af anlamına gelecek veya ev hapsine serbest kalması anlamına gelecek birtakım şeyler yaparlar iken Ekrem İmamoğlu’nu içeride tutmayı nasıl izah eder diyor. Bu da mı sorulamaz?

40 yıllık bir gazeteci. Bunları yazmayacak. Yazı ayrıca yan yanlış da yazılabilir. Tahminlerinde, testlerinde hatalı da çıkarabilir, saçmalaya da bilir. Bize bu soruyu soranlara eğer o yazıda tahrik, şiddete teşvik, efendime söyleyeyim açıkça hakaret, ırkçılık olsaydı bunlar sorundu. Ama senin zihninin içinden ne geçiyordu da bu soruları sordun sorusu, tekrar ediyorum; bizi Kuzey Korevari devlet yapar.

Dolayısıyla efendim bu  müvekkille ilgili iddialarda  beyanları tutarlıdır. Onların hepsini size sunduğumuz sinyal kayıtlarıyla vesaire çürüttük. Aynı zamanda yazıların içeriğiyle hiçbir problem taşımamaktadır. Bu sebeple müvekkil hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyoruz ve bizim de bir cep telefonumuz var. O telefonun da iadesini talep ediyoruz. Toleransınız için teşekkür ediyorum.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş