Serpil Yılmaz yazdı: Türkiye’de darbe mi olmuş?

Bu yıl Remzi Kitabevi’nden çıkan “Hayata Açtığım Yelken” kitabını yayına hazırlayan Aytaç Demirci, 1950’li yıllardan günümüze güneş görmemiş anılarını paylaşan Prof. Dr. Emre Gönensay‘ı tanıtıyor:

“Dışişleri bakanlığı, milletvekilliği, cumhurbaşkanı ve başbakan danışmanlığı (DYP milletvekilliği, Başbakan ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e danışmanlık), özel görevli büyükelçiliği, akademisyenliği (Boğaziçi Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi Dekanı), Türkiye’nin dev sanayi kuruluşlarının yönetim kurullarında (Enka-Koç) ekonomi danışmanlığı, eğitim kurumlarında mütevelli heyet üyeliği (Hisar Okulları), Türkiye’nin siyasi ve iktisadi hayatını şekillendiren sivil girişimlerdeki (TESEV-TÜSİAD) entelektüel faaliyetleriyle Cumhuriyet’in son yetmiş yılının önemli bir tanığı ve aktörüdür.”

Serpil Yılmaz yazdı: Türkiye'de darbe mi olmuş?
Serpil Yılmaz yazdı: Türkiye’de darbe mi olmuş?

Kitabın daha da çok sosyal tarihçilerin alanına giren birinci bölümde; Gönensaylar’ın Tarabya’da bir zamanlar ışıl ışıl lambaların altında yüz kişilik davetlerin verildiği, İstanbul sosyetesinin zarif hanımlarının ve beylerinin masalar arasında dans ettiği yemyeşil bir bahçeyle çevrili ama artık o şatafatlı günlerin yalnız hatırasıyla yaşan ev ve ülkenin kültürel coğrafyasından parçalar bulunuyor.


Modern Türkiye’nin kültürden, ekonomiye inşa kolonunda yapı taşı olarak Selanik göçmenlerini görürüz. İlk aklıma gelen örnekler; tekstil endüstrisinde Fuat Bezmen, film endüstrisinde İpekçi Ailesi gibi…

Gönensay’ın babası Bülent Gönensay’ın ailesi; edebiyatçı, düşünür, hukukçu yetiştirmiş dingin bir hayat süren Selanik kökenli göçmenler….

Aile Selanik’te Mustafa Kemal Atatürk’e komşu bir hayat sürmüş.

Annesi Müveddet Çınar (Gönensay)’ın babası Cizre-Botan emiri Bedirhan Bey’in oğlu Abdurrahman Sami Bedirhan Çınar; Van’dan Musul’a uzanan kadar bölgede Kürt aşiretlerini nüfuzu altında toplayan, siyasi hayatı çalkantılı bir aileden geliyor.

Emre Gönensay, baba tarafının etkisinde kalıyor. O nedenle de ekonomide, siyaset alanında yüzü Batı’ya dönük bir yaşam sürüyor.

Jön Türkler ile ilişkisi nedeniyle baba dedesi Abdurrahman Bey’in sürgün yıllarında evlendiği Cenevre doğumlu Elizabeth Euqenie van Muyden’in ailesinde bilim ve ünlü İsviçre saat markalarının izleri bulunuyor.

Sonraki yıllarda Müslüman olan Elizabeth Hanım 1964 yılında Emel Çınar olarak eşinin yanına gömülüyor.


Liberal ekonominin Türkiye’deki savunucusu adeta sözcüsü konumuna gelen, siyasette DYP Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yol yürüyen Emre Gönensay, halası İlhan Dilmen ve kuzeni Nur Yalman’ın etkisinde geçen ilk gençlik yıllarında, yasaklı şair Nazım Hikmet’in şiirleriyle besleniyor.

Demirci’nin “Bir tarihçi ciddiyetiyle satırların altını çizip not alırken yüzünüzden tebessümün eksik olmayacağına eminim. Mart 2026” sözlerini doğrulayan bölümlerinden seçkilerimi, medyadaki kesişmelerle birlikte paylaşmak isterim.


Gerek 12 Eylül 1980, gerekse de Gezi Parkı davasında ve 15 Temmuz FETÖ darbe kalkışmasında kayıtlara girmeyen bir isim hakkında bilgi veriyor: Ellen Laipson.

Laipson’un kilit rolünü, Amerikan ambargosunun kalkma sürecinde görüyoruz.

Anımsayan olacaktır.

1974 Temmuz’unda gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle ABD, Türkiye’ye silah ambargosu uygulamıştı.

Türkiye’de liberal ekonomiyi savunmak üzere dönemin yükselen komünizm rüzgarına karşı duvar oluşmak amacıyla 1971 yılında Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) kuruldu.

TÜSİAD kuruluşundan dört yıl sonra ilk “resmi” çıkışını ABD ambargosunun kaldırılması için yaptığı Washington seferiyle duyurdu.

Gönensay’ın anlatımı ABD ambargosunun kaldırılması sürecine bugüne kadar kamuoyuna yansımayan bir bakış getiriyor.


Bir adım geri gidelim.

Gönensay, 1964-1967 yılları arasında öğretim üyesi olduğu London School of Economics’te hocası Peter.T.Bauer’in serbest ticaret, devlet müdahalesine karşı çıkış ve kalkınma yardımları eleştirisi yaptığı liberal ekonomi görüşlerinin takipçisi oluyor.

1974 yılında Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Bölümü dekanlığını bıraktığında Koç Holding Yönetim Kurulu’na giriyor. Koç Grubu kontenjanından TÜSİAD üyesi oluyor. Derneğin Ekonomik Danışma Kurulu’na giriyor.

Dönemin TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Feyyaz Berker öncülüğünde, aralarında Rahmi Koç., Jak Kamhi, Asım Kocabıyık gibi önde gelen üyelerinden oluşan heyet, 1975 Eylül’ünde ABD Başkanı Ford ve Dışişleri Bakanı Kissenger ile ambargonun kalkması için görüşüyor.

Başarısız oluyorlar.

Aynı heyet 1977 yılında ikinci Washington ziyaretini gerçekleşiyor. Bu geziden sonra Chicago Üniversitesi’nin matematik profesörü Albert Wohlsetter, Gönensay’ı ABD’ya davet ediyor.

Wohlsetter o dönemde düz bir akademisyen değil. ABD’nin nükleer stratejilerini oluşturuyor. ABD cumhurbaşkanlarına danışmanlık yapıyor.

Gönensay, Wohlsetter ile Amerika’daki buluşmasını şöyle aktarıyor:

“Orada dedi ki: NATO’nun cephesi Almanya’dır. Yani Ruslar ortadan langur lungur tanklarla gelecekler diye yapılmıştır NATO stratejisi ve herkes öyle zanneder. Asıl cephe Türkiye’dir ve İngiltere’dir. Çünkü uçlardan gelirler. Onun için Türkiye’nin askeri açıdan güçlü olması fevkalade önemlidir. Library of Congress’de çalışan bir hanım var, Ellen Laipson. O bir rapor yazacak Kongre’ye, ambargonun kalkması için. Sen bu hanıma Türkiye’yi anlat, Türkiye’nin önemini açıkla. Bu rapor müspet yazılsın.”

Gönensay, Wohlsetter’in belirlediği programla ilkin Arizona Phoenix’de bir üniversitede konuşma yapıyor. Oradan Los Angeles’a geçiyor, Biltmore Oteli’nde bir konuşma yapıyor. Oradan çıkınca Wohlsetter kendi enstitüsü olan Pan Heuristics’e götürüyor. Bu ziyareti Gönensay’dan okuyalım:

“Wohlsetter kapıları kendi cebinden çıkardığı kartla açıyordu. Yani kapıların hepsi kilitliydi. Pan Heuristics bir nevi CIA’miydi, hükümetin gizli çalışma yeri miydi bilmiyorum. Kocaman toplantı salonuna girdik. Baktım ki içeride pırıl pırıl üniformalarıyla generaller oturmuş. En yüksek komuta heyeti. Anlattım, Türkiye’nin ne kadar mühim olduğunu. Demokrasi geleneğinden, ekonomisinden bahsettim. NATO için ne kadar önemli olduğunu anlattım. Washington’a dönünce de Ellen Laipson ile buluştum. O zaman evli değildi. Sonra Henri Barkey ile evlendi.”

Laipson’u raporunu yazmadan evvel herkesle konuşması için iki haftalığına Boğaziçi Üniversitesi yerleşkesinde misafir olmaya ikna ediyor.

Gönensay, “Laipson güzel bir rapor yazdı. Onun üzerine ambargo kalktı, herkes memnun oldu.” sözleriyle süreci özetliyor.


Türkiye’de ise hikâye böyle yankılanmadı.

5 Şubat 1975’te yürürlüğe giren ABD’nin Türkiye’ye silah ambargosu koyma gerekçesi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda Amerikan silahlarının kullanılmasıydı. Türkiye’de kayıtlara geçen resmi tez de buydu.

TÜSİAD çevresi, 6 Ekim 1975’te kısmen gevşetilen, 26 Eylül 1978’de dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın nihai imzası ile ambargonun kalkmasında, yürüttükleri lobi çalışmasının etkili olduğunu vurguluyordu.

Heyette yer alan dönemin Türkiye İşverenler Sendikası (TİSK) Başkanı Halit Narin’den dinlediğim ve çeşitli kaynaklarda da yer aldığı biçimiyle; ABD, Türkiye’de haşhaş ekimi yasağının kaldırması karşılığında 3 yıl 7 ay süren ambargoyu kaldırdı.

TÜSİAD Beyaz Saray’a ilk ziyaretini 24-29 Nisan 1977 tarihleri arasında gerçekleştirmişti. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit de bu ziyareti desteklemişti.

Kilit isim Paul Henze bu görüşmede yer almıştı.

Bir parantez açmak gerekirse ambargo gündemiyle TÜSİAD Heyeti’nin Amerika’ya 3’üncü ziyareti, IMF, Dünya Bankası Zirvesi’ne denk geldi.

Ambargonun kaldırılmasından bir ay sonrasına (Ekim 1978) denk gelen bu ziyarette Heyet, Carter ile görüşüyor.

Türkiye’nin 1974’te dönemin Bülent Ecevit-Necmettin Erbakan hükümetinin haşhaş ekimini serbest bırakmasına ABD tepkisi bu tezin dayanaklarından birisi olmuştu.

Elbette Türkiye-ABD-NATO ilişkileri tek bir başlığa sıkışamayacak kadar derindi.


Burada ChatGPT’de konunun ele alınış biçimini aktaralım:

“1978’de Washington’daki Türkiye politikasında Ulusal Güvenlik Konseyi’nde CIA Temsilcisi Paul Henze, Washington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ, Dışişleri Bakanı, Cyrus Vance ve Başkan Carter yönetimi önemli roller oynuyor. Özellikle Paul Henze’nin ambargonun kaldırılması için yürüttüğü lobi faaliyetleri resmi FRUS belgelerinde oldukça ayrıntılı biçimde izlenebiliyor.”

Gönensay’ın Laipson iddiasına gelince…

Laipson’un Amerikan Kongresi (CRS) için hazırladığı 66 sayfalık raporda not ettiği Türkiye-Kıbrıs analizinin Henze’yi etkileme kapasitesi gözardı edilemez.

Gönensay, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle ile ilgili Laipson’un anlatısını da kaleme almış.

Şöyle ki:

“1980 darbesi olduğunda ben (Laipson) Türkiye’yi takip ediyordum Pentagon’da. Sabah ‘Türkiye sakin, hiçbir şey olmayacak’ diye rapor yazdım, gece yatağımdan kaldırıp Pentagon’a götürdüler. Bir sürü dazlak kafalı adam. Ayaklarım titremeye başladı: ‘Bunu sen mi yazdın’ diye sordular. Neredeyse donuma işeyecektim. ‘Merak etme böyle hatalar olabilir. Gel bakalım anlat şimdi, bundan sonra Türkiye’de ne olabilir?’ Yani CIA’nın Türkiye analisti darbe olacağını bilmiyordu.”

Bu kanıya varmak için CIA’nın nasıl çalıştığını bilmek gerekiyor. Onun için günümüze de gelelim.

Gönensay kitabında Ellen Laipson’un Henri J. Barkey ile evliliği kısacık bir cümleden ibaret.

Gezi Parkı davasından yaklaşık dokuz yıldır tutuklu olan iş insanı Osman Kavala’nın Barkey ile görüşmesi “casusluk” suçlamasına yol açmıştı. Bu evlilik daha yakından bakmayı hak ediyor.

İki Türkiye analistinin (en hafif haliyle) yollarının biri 12 Eylül 1980, öbürü 15 Temmuz 2016 tarihli darbe süreçlerinde kesişmesi daha derin bir ABD-Türkiye ilişkileri analizi gerektiriyor.


Türkiye’deki yayınlarda “Eski CIA ajanı” olarak kayda geçen Barkey,15 Temmuz 2016 FETÖ darbe kalkışmasında şüpheli sıfatı taşıyordu.

Bakey’in 15Temmuz 2016 akşamı 17 kişi bile birlikte Büyükada’da kaldığı otelin görevlisi tanık olarak ifade vermişti.

Kavala’nın Barkey’in Karaköy’de bir restoranda yemek yediği iddia edilmişti. Ancak Henri Barkey’in 6 Ağustos 2022’de sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ve takiben Osman Kavala’nın teyidi, 18 Temmuz 2016’da Karaköy’de yenen yemeğin Kavala ile değil, gazeteci Aslı Aydıntaşbaş ile olduğu ortaya çıkardı.

Osman Kavala, “siyasal veya askeri casusluk” suçlamasıyla 9 Mart 2020’de tutuklanmıştı.

Barkey’in itirafı ve Kavala’nın teyidi üzerine, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2022’de verdiği kararla Osman Kavala’nın casusluk suçlamasından tahliyesine hükmetti. Gezi davasıından ise hükümlü olarak cezaevinde tutuluyor.


Barkey ABD’li düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nün Türkiye, Ortadoğu ve Kürt meselesi gibi konular üzerine düzenlediği uluslararası panel ve panellerde konuk konuşmacı ve panelist olarak sık sık yer aldı.

Aydıntaşbaş bu açıklama sonrası ABD’ye yerleşti. Eylül 2022 civarında Enstitü bünyesindeki Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Merkezi’nde (Center on the United States and Europe) araştırmacı (fellow) olarak görev alan Aydıntaşbaş, aynı zamanda kurumun Türkiye odaklı çalışmalarını yürüten “The Turkey Project”(Türkiye Projesi) direktörlüğünü üstlendi.

Laipson ile Barkey’in evlilik tarihi açık kaynaklarda yer almıyor. ChatGPT, 2020 yılında yayımlanan bir yazıda “Barkey 1993’te Ellen Laipson ile evlendi” diyor.

ChatGPT Laipson’un kariyerinin CIA personeli anlamına gelmediğini ve çalıştığı yerleri şöyle sıralıyor:

“Çalışma hayatının büyük bölümü ABD devletinin istihbarat/politika kurumlarında geçti. 1997-2002 arasında National Intellience Council (NIC) başkan yardımcısı, 2006-2009 arasında CIA External Advisory panel üyesi.”

Yapay zekâ; “NIC, Amerika Birleşik Devletleri istihbarat topluluğunun (CIA, FBI, NSA vb.) analizlerini ve stratejik öngörülerini bir araya getiren, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü’ne (DNI) bağlı çalışan resmi bir merkezdir” diyor.

2006-2009 yılları arasındaki görevini de “Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) kendi bünyesi dışındaki akademisyenler, eski diplomatlar, stratejistler ve alanında uzman kişilerden oluşturduğu; teşkilatın analiz, strateji ve operasyonel yöntemlerini gözden geçirip tavsiyelerde bulunan bağımsız danışma kurulunun bir üyesini tanımlar” olarak özetliyor.

Barkey ile ilgili de ChatGPT şu notu düşüyor:

“CIA ajanı olmadığını, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda iki yıl çalıştığını ve CIA tarafından düzenlenen bazı toplantılara devlet görevlisi olarak katıldığını söylemiştir.”

Çiftin kariyeri yapay zekâya göre de üç aşağı beş yukarı kesişiyor.

Ellen Laipson 12 Eylül’ün “bilmezi”, Barkey de 15 Temmuz’un!..

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş