Kemal Can yazdı: İktidarın zayıf karnı

Çeyrek asırlık AKP iktidarının daha ilk gününden itibaren tartışmaya açılan ve hâlâ kapanmamış hatta daha da canlanmış bir mesele var. “Bu iktidarın sonunu getirecek olan nedir?” Bugün fon vurgundan iktidar elitlerinin rekabetine, Azerbeycan geriliminden ABD seçimine kadar bir çok gelişme bu konudaki tartışmaları güncelliyor. İktidarın güç kaybetmesi ve karşısında yükselen güçlü bir muhalefetin eliyle yenilgiye uğratılması yerine, içerden yıkılacağı düşüncesi yeniden güç kazanıyor. Bir zamanlar ittifak çatlağı üzerinden beslenen beklentiler, şimdi de AKP içindeki ve Erdoğan çevresindeki gerilimlerle tazeleniyor. İktidarın tarihin en büyük finansal skandalı yüzünden zora girmesinin etkilerinden ziyade, bu krizin AKP içinde yaratacağı anafora bel bağlanıyor. Özellikle fon krizi meselesiyle Erdoğan ilişkisini tartışmada muhalefet çevreleri de en az iktidar medyası kadar meraklı.

Erdoğan'dan basın özgürlüğü açıklaması, İktidarın zayıf karnı
Kemal Can yazdı: İktidarın zayıf karnı

AKP’nin iktidara geldiği konjonktür ve ilk yılları şekillendiren muhalefet aklı, bu iktidara “izin veren” veya destek olanların bir süre sonra ya bu yanlıştan dönecekleri ya da zaten belirli bir vade tanımladıklarından bu gidişata son verileceği beklentisine göre şekillenmişti. 367 krizi, 2007 muhtırası, “muhtar bile olamaz” iddiası, AB’nin çıkmaz sokak olduğu fikri bu genel kanaatin mahsulü veya doğal sonucuydu. O dönemin muhalefet partileri CHP ve MHP yönetimleri, AKP iktidarını halk nezdinde sıkıntıya sokacak bir itirazı örgütlemek yerine, sistem elitlerini harekete geçirecek faaliyetlere odaklandı. Bu sorunlu tavrın AKP’nin 2011’e kadar devam eden hızlı oy yükselişinde çok önemli katkısı olduğuna kuşku yok. Muhalefet partileri AKP ile seçmeni arasına girmek yerine bu yolu seçerken, Cemaat gibi aktif iktidar ortakları da bu zeminden “vesayet mücadelesi” ilüzyonu üretebildi. 

Sonraki yıllarda ise Kılıçdaroğlu CHP’sinin ve gayet akılcı bulunan popüler siyasi taktisyenlerin yaklaşımı ise“karşı mahallede” akıl çelmeye odaklandı. 2014 CHP-MHP ortak Cumhurbaşkanı adayıyla başlayan 2023’te 6’lı Masa hadisesiyle son bulan çok saçma -ama kendi içinde gayet tutarlı- çeşitli hamleler yapıldı. Bu dönem boyunca temel kabul, “bu iktidar, karşısında yer alanların güçlü bir muhalefet dalgası yaratmasıyla son bulmayacak” düşüncesiydi. Bu iktidarı indirmek ancak oluşturulabilecek çatlaklar, iç gerilimler ve kopmalar sayesinde mümkün olabilecekti. Yani doğrudan AKP seçmeniyle temas yerine, bunlarla zaten ilişkisi olduğu varsayılan bazı çevrelerle ittifaklar geliştirmek ana (tek) strateji haline geldi. Muhalefet kamuoyunun takip ettiği medya mecralarını “karşı mahalle” sözcüleri doldurmuştu. Çok uzun süren bu iki dönem muhalefet zihniyetini de formatladı.    

Fon krizi ne işe yarar?

Kemal Can yazdı: İktidarın zayıf karnı

Epey uzun sürede oluşturulmuş bu format yüzünden, “AKP iktidarının sonunu getirecek olan” hakkında, “iç problemlerin” hala açık bir üstünlüğü var. Mesela muhalefet kamuoyunda ve özellikle medyasında, bu skandal yüzünden ortaya çıkabilecek genel memnuniyetsizlikten daha fazla Erdoğan’ın etrafında nelere yol açtığıyla ilgili spekülasyonlar ilgi görüyor. Erdoğan’ın bu yaşananlardan habersiz olması ihtimali, çok öfkelenmesi, bir komploya kurban gittiği ya da “sırtından bıçaklanmış” olabileceğinin söylenmesi ve böyle değerlendirmelerin AKP medyasındaki yansımaları gündemde çok yer tutuyor. Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklanması ve devamında AKP içinde bir tasfiye dalgasının ortaya çıkabileceğine dair yorumlar yapılıyor. Sanki Erdoğan’ı olayın dışında tutmak -veya çıkarmak- konusunda muhalefet medyası daha aktif. Bunun hiç iyi niyetli sayılamayacak nedenleri elbette vardır ama iktidarın iç dinamikler yüzünden yenileceği beklentisi çok etkili. 

Aylarca herkes Sedat Peker videoları seyredip, büyük değişimin ipuçlarını arar olmuştu. Biden döneminde, “Batının Erdoğan’ı gözden çıkardığı” çok anlatılmıştı. “Erdoğan sonrası senaryoları” dinlemiştik. Sinan Ateş davası, bazı -özellikle İçişleri- bakan değişikliklerinden sonraki gelişmelere çok anlam yüklenmişti. Mafya, yargı, kara para operasyonları gibi bir çok hadisenin arkasından çok önemli gelişmeler olacağı kulisleri gündeme gelmişti. Uzun bir süre AKP-MHP arasındaki ittifak çatlağı hakkında da yüksek beklentiler ileri sürülmüştü. Süreç meselesi -özellikle DEM çevrelerinde- MHP-AKP geriliminin önemli unsurlarından sayılmıştı hala sayılıyor. 2022-2025 döneminde muhalefet sözcülerinden doğrudan veya dolaylı, “devlet içinden bize bilgiler (dosyalar) geliyor” iddiaları çok duyulmuştu. Aslında bütün bunların -çoğundan pek bir sonuç çıkmamasına rağmen- gördüğü yüksek ilgi, hep “bu iktidar nasıl devrilir?” sorusuyla bağlantılı.

Senelerdir devam eden olumsuzluklar, küçüklü büyüklü yüzlerce skandal ve özellikle kronikleşen ekonomik sıkıntılara rağmen anketlerin hala iç serinletici, güven verici sonuçlar göstermemesi de, iktidarı yenme yolu olarak iç dinamiklerin önde kalmasına yol açıyor. Ayrıca iktidarın başta yargı olmak üzere bütün güç araçlarını herhangi bir kısıtlama hatta kural olmaksızın siyasi dizayn faaliyetleri için fütursuzca kullanabilmesi de bu yaklaşımı besliyor. Muhalefetin “darbeyi püskürttük”, “dünyayı başlarına yıkarız” gibi iddialı sözlerine rağmen iktidarın bu operasyonlardan sonuç alıyor görünmesini ve daha önemlisi bu halin yarattığı psikolojik barajı işaret edenleri kınamak, eleştirmek kolay. “İktidarı güçlü gösteriyorsunuz” suçlamasını veya “öğrenilmiş çaresizlik” ezberini kullanmak, öfkeye adres bulmaya yarayabilir ama problemi hafifletmiyor. Aksine seçmeni kendiliğinden gelecek zorunlu sandık zaferine veya yine iktidar içinde kendiliğinden çıkacak yarılma gibi beklentilere yönlendirmek sorun.

Strateji kurmayıp, fırsat beklemek

En güncel mesele fon krizi. İktidar hem kendi döneminin hem de belki ülke tarihinin en büyük ve ciddi finansal sorunlarından birine toslamış durumda. Kendi içine doğru ilerleyen tepkileri kontrol edebilmek için geri çekilirken ardında bırakmak zorunda kalacakların listesini hep tazelemek zorunda kalıyor. Fatma Betül Sayan Kaya’nın kellesini vermek de yetmeyebilir. Fakat bu kriz vesilesiyle oluşacak bir iç gerilimin iktidarın sonunu getirebileceğine dair henüz somut işaret görmedik. Evet zorlanıyor ama neredeyse ikinci ay tamamlanırken bu zorlanma, kontrolden çıkmış değil. Çünkü bu büyüklükteki -Akın Gürlek’in söylediği gibi- organize bir faaliyetin yaratacağı siyasi tepki dalgasının, “AKP içinde çok ciddi tartışmalar yaşanıyor, çok öfke var” haberlerinden daha fazla olması gerekmez mi? Yani böylesine büyük bir hadise AKP’nin içinde tepki yaratmasa, iç çalkantılar oluşturmasa, Erdoğan’ı öfkelendirmese bir etkisi olmayacak mı? Bazı şeylere mecbur kaldıklarını görüyoruz ama mecbur bırakan niye bu kadar saklı ve sınırlı?

Türkiye’de siyasete ve özellikle “muhalefet aklına” atılan bu format, uzun yıllar etkili oldu. Sadece bu iktidarın temsil ettiklerinin karşısında durmanın, bunu güçlü biçimde dile getirmenin onu yenmeye yetmeyeceği anlatıldı. Bunun negatif siyaset olduğu söylendi. Tuhaf ittifaklar, vazgeçişler, aza razı olmalar hatta taklitler önerildi. Oysa değişim enerjisi yaratacak olan ana dinamik, neye ve neden karşı olduğunu gayet açık, anlaşılır biçimde ortaya koyup, güçlü bir mücadele çağrısına dönüştürmek. Son seçim örnekleri (Macaristan, Brezilya, Sırbistan, ABD) bu meselenin küresel bazda da böyle olduğunu gösterdi. Yapabilirlik sınavına girmeye gönüllü, pek de bir şeyi değiştirmeye niyetlenmeyen alternatif olmaktan ziyade, karşı olduğunu daha iyi ve güçlü gösterenlerin sonuç alabileceği görüldü. Siyaseti taktik alandaki güç ve denge oyunu gibi kurgulamak yerine ana tercihler zeminine tekrar taşımak aslında hiç hayalci durmuyor.

AKP iktidarının zayıf karnı, sadece şimdi değil çok uzun bir süredir tabanı veya onu destekleyen seçmen. Ancak bu yumuşak karında kendiliğinden oluşucak çatlaklar veya kopmalar vesilesiyle sonuç doğurmuyor. Eğer öyle olsaydı bu taban içinden çıkan partiler koleksiyonundan (HAS Parti’den DEVA’ya kadar) bir ışık görmemiz gerekirdi. AKP iktidarının (Cumhur İttifakının) zayıf noktası tavanı ile tabanı arasında artık organik ilişki zemini kalmamış olması. Üstelik asıl paradoks, kopmanın bu bağlantıyı bizzat sağlayan Erdoğan’ın siyasi rolünün değişmesi yüzünden olması. Başkanlık sistemi ve Cumhur İttifakı mimarisi taban ve tavan arasındaki siyasi ilişkinin sonu oldu. Bugün iktidar tavanındaki çıkar çatışmaları veya iç gerilimden doğabileceği vehmedilen çatlaklardan çok daha büyük kopuş çok daha önce gerçekleşti. Bu potansiyelle doğrudan ilişki kurmak yerine -yine Erdoğan’ı merkeze alan- iç gerilimlerden medet ummak ve sürekli bundan bahsetmek kimin işine yarıyor? Erdoğan’ın temas kurarak değil de kurgusal bir sembol olarak sürdürdüğü taşıyıcılığa verdiği katkı ne kadardır?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş