Medyascope.tv

İklimsel adalet için bir manifesto

Bu yazı 8 Aralık 2015 günü, “Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda (COP21) sera etkisi yaratan gaz salımlarındaki eşitsizlik ve dinamik siyasetler” başlığıyla Fransız internet platformu Mediapart’ta yayınlandı.

Fransız ekonomist Thomas Piketty, Fransa Sürdürülebilir Kalkınma ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden (IDDRI) Lucas Chancel ve Oxfam International’dan Winnie Byanyima ile Tim Gore tarafından hazırlanan metinde Hindistan örneği üzerinden iklimsel adalette beklenenlerin şifreleri çözülüyor.

Yazının orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz. Metni dilimize Haldun Bayrı çevirdi.

Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda sera etkisi yaratan gaz salımlarındaki eşitsizlik ve dinamik siyasetler

İklim Konferansı’nın açılışından üç gün sonra, diplomatik yap-bozun parçaları yerlerini alıyor ve Hindistan, yapıcı bir rol oynamak için gösterdiği çabalara rağmen, açıkça baskı altına alınıp kulislerdeki tartışma konusu oluyor.

İlk bakışta, bundan daha doğal bir şey yok. Hindistan bugün dünyadaki üçüncü büyük kirletici ülke; bu da felâketi andıran iklim değişikliklerinden kaçınmak için bu ülkenin sorumlulukları olduğu anlamına geliyor. Fakat buna rağmen Hindistan salımlarını daha fazla azaltmayı reddeder görünüyor ve birçok ülkeye bayat gelen, ortak ama farkları gözeten bir sorumluluk ilkesi ardına sığınıyor.

Kısa süre önce yapmış olduğumuz araştırma çalışmaları (1) yine de ayrı ayrı herkesin sorumluluğu üzerine farklı bir okuma anahtarı sağlıyor. Çıkış noktamız, muteber sayılan, ama temel bir etkeni, ülkelerin içindeki eşitsizlikleri ihmal eden ülke başına hacmen salımlar kıyaslamasına mesafeli bakmaktır. Böylelikle, çıkış noktası olarak, geldikleri ülke ya da gelir düzeyleri ne olursa olsun bireylerin salımlarını alıyoruz. Daha sonra, üretime bağlı salımlar üzerinde yoğunlaşmak yerine, bireylerin tüketimine bağlı salımlara bakıyoruz.

Ve rakamlar bize biraz farklı bir hikâye anlatıyor: Topluca, dünya nüfusunun en zengin yüzde 10’unun salımlarının toplamı, tüketime bağlı salımların yüzde 50’sini temsil ediyor; oysa en yoksul yüzde 50 bu toplamın sadece yüzde 10’u kadar salım yapıyor. En zengin yüzde 1 ise en yoksul yüzde 50 kadar kirletiyor.

Hindistan gibi gelişen ülkeler arasında zengin kirleticilerin sayısı artıyor ve en çok salım yapan yüzde 10’un üçte biri gelişen ülkelerden oluşuyor. Bu rakamlar, iklim değişikliğine karşı mücadelede, gelişen ülkelerin artan sorumluluğu söylemini geçerli kılma eğiliminde; dolayısıyla da salımları azaltma stratejileri uygulamak elzem.

Bununla birlikte, en büyük bireysel karbon salımcılarının çoğunluğunun hâlâ gelişmiş ülkelerden olduğunu unutmamak gerek. Fikirlerimizi bağlarsak; hesaplarımıza göre, Amerikalılar’ın en zengin yüzde 10’u, Hindistan’ın en yoksul yarısından, yani 600 milyon kişiden kişi başına 40 misli ve toplamda 5 misli salım yapıyor.

İklim değişimleri bütün toplumsal sınıfları etkileyecek olsa da, gelişmekte olan ülkelerde de gelişmiş ülkelerde de en mütevazı halk kesimleri ön cephede olacaklar. Gerçekten de kuraklıklara, sellere ya da fırtınalara karşı koyma konusunda en savunmasız ve en az hazırlıklı olanlar en yoksul halk kesimleri. Afrika kökenli Amerikalılar’ın diğer toplumsal gruplara nazaran daha fazla etkilendiği Katrina kasırgası, bunu bize ABD’de göstermişti. Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde, bunlardan etkilenen kişi –özellikle de kadın– sayısı bambaşka bir ölçeğe ulaşıyor; hem de çok zayıf salım düzeylerine rağmen.

Sonuçta, Paris Antlaşması’ndan hangi dersler çıkarılmalı? Hindistan elbette sorumluluklarını üstlenmeli; gelişen ülkelerin hali vakti yerinde sınıfları da salımlarını azaltmamak için ülkelerindeki en yoksulların ardına saklanamazlar artık. Yoksulluk eşiğinin altında yaşayan milyonlarca insana gelince; kalkınmaları enerjiye on misli erişimi ve bu enerjinin ancak geri dönüştürülebilir olmasını gerektirecek; aksi takdirde iki derecelik hedefin tutturulması riske atılmış olacak. Bu bağlamda sadece, büyük ölçekte düşük salım düzeyiyle refah sağlama gibi zor bir görevi sırtlanacak olan Hindistan’ın üzerine yüklenmek kinizm olur. İster finansman olsun, ister salımın azaltılması hususunda, Kuzey ülkelerindeki hedef düzeyinin daha kapsamlı bir biçimde yükseltilmesinin gerekeceğine şüphe yok. Özellikle, Afrika Grubu tarafından 2020 ufkuna intibak için talep edilen 30 milyar, çabuk biçimde 150 milyara çıkarılması gereken bir tabandır.

İklimsel adalet meselesi güçlüklerle dolu. Araçsallaştırıldığında, yok pahasına anlaşma taraftarlarının işine yarayabilir. Herkese sorumluluklarını hatırlatmak amacıyla bilinçli kullanıldığında ise, ortak bir ufuk ve dil bulmayı mümkün kılmalıdır. Herkesin kabul edilebilir bulacağı bir anlaşmaya varmanın, ama özellikle de bu anlaşmayı hayata geçirmenin şartıdır bu.

İmzalayanlar:

Thomas Piketty, Paris Ekonomi Okulu’nda ve Sosyal Bilimlerde Yüksek Araştırmalar Okulu EHESS’te öğretim üyesi;

Lucas Chancel, Paris Ekonomi Okulu’nda Eşitsizlikler Üzerine Dünya Raporu koordinatörü ve Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü IDDRI’de araştırmacı ;

Winnie Byanyima, Oxfam international’ın genel müdürü

Tim Gore, Oxfam international’in gıda güvenliği ve iklim değişikliği üzerine başdanışmanı.

 

(1) Extreme carbon inequality ve Carbon and inequality: from Kyoto to Paris

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: