Medyascope.tv

Bernard Rougier: “Cihadcılık bir toplumsal öç alma aracı haline geldi”

Kahire’deki Ekonomik, Hukuki ve Toplumsal İnceleme ve Belgeleme Merkezi’nde (CEDEJ) görevli Fransız araştırmacı Bernard Rougier’in “Cihadcılık bir toplumsal öç alma aracı haline geldi” başlıklı yazısı IŞİD ile tekrar alevlenen cihad tartışmasına yeni bir boyut katıyor. 15 Şubat 2016’da Le Monde’da yayınlanan makaleyi Türkçe’ye Haldun Bayrı çevirdi. Yazının orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

Cihadcılık bir toplumsal öç alma aracı haline geldi

Afganistan’a yapılan ilk Amerikan müdahalesiyle, göçebe bir örgüt olup Talibanlar tarafından barındırılan fakat yerel toplumsal dokuda sağlam kökleri bulunmayan El Kaide’nin taşıyıcılığını yaptığı “stratejik cihadcılık” tedrici bir biçimde yok oluyor. Bununla birlikte, “Büyük Ortadoğu”ya ikinci Amerikan müdahalesi olan 2003 ile 2010 arasındaki işgal ise, yeni bir terörizm hâdisesinin, “toplumsal cihadcılığın” yayılmasını kolaylaştırdı. Irak toplumunun antropolojik ve siyasî bünyesinde iyice yer kazanan bu olgu, yerleşik elitlere karşı derin bir husumet gösteriyor. 2006’da Irak’ta öldürülen El Kaide lideri Ebu Musab El Zerkavi, bu başkalaşımı gerçekleştiren adam olmuştu. 12. yüzyılda Halep ve Musul’un efendisi olan İmadeddin Zengi’nin savaşçılarının kahramanlıklarına hayranlığıyla, zengin Arap Yarımadası’nı mirassızlığın ve yoksulluğun pençesindeki bir Maşrık nazarında kıyıya itmişti. Zerkavi Şii düşmanlığını Batı’ya karşı mücadeleyle aynı düzeye yükseltmişti; böylelikle, daha ziyade ABD’ye karşı Müslüman dünyanın tamamını birleştirme kaygısındaki El Kaide stratejistleriyle yolunu ayırmıştı.

Zerkavi cihad yoluyla toplumsal savaşın mucididir. Saygın bir Ürdün kabilesinden gelmektedir; yurtlarından atılmış Filistinlilerin yaşadığı, fakat Irak’la Suudi Arabistan arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunan, Amman’ın doğusundaki hüzünlü sanayi varoşu Zerka’da, ufak çapta yasadışı işlerle geçinmiştir. 1989’da Pakistan’ın Peşaver kentinde, Suud Krallığı’nı kâfir ilan ederek bir isim yapmış olan teorisyen Ebu Muhammed El Makdisi’nin yanında bulunmuş ve bu yolculukta öğrendiği cihadcı ideolojiyi kendi ortamına uyarlayabilmiştir. Zerkavi, on yıl sonra Taliban’ın Afganistan’ındaki Herat’ta Cund El Şam (Büyük Suriye Ordusu) adını alan bir gönüllü şebekesi kurmuştur; bu şebekenin kolları Kuzey Afrika’ya ve Avrupa’ya yayılmıştır.

zarkavi

El Kaide’nin en önemli isimlerinden biri olduğu gerekçesiyle ABD’nin başına 25 milyon dolar ödül koyduğu Ürdün asıllı Zerkavi, Haziran 2006’da 40 yaşındayken öldürüldü. Zerkavi, ABD’nin Müslüman topraklarda bulunmasına ve Batı’nın bağımsız bir İsrail devletini desteklemesine karşı çıkıyordu.

Zerkavi Herat’ta “İslam düşmanları”nın boğazının kesilmesine cevaz veren Mısırlı bir şeyh olan Ebu Abdullah El Muhacir’in yanında “Şii ilhadı”nın tehlikeleri üzerine yoğunlaştı. Feluce’deki ilk iki çarpışmada (2004) Amerikan ordusunu kışkırtarak Saddam sisteminin işsiz kalmış unsurlarını devşirmeyi de başardı. Irak’taki İslam Devleti’nin örgütlenmesi onun Haziran 2006’daki ölümünden sonra doğmuştur; fakat harekât yöntemlerinde ondan çok etkilenmiştir. Mayıs 2004’te Amerikalı rehine Nicholas Berg’in başının kesilmesini filme alarak bu propaganda yöntemini ilk uygulayan o olmuştur.

Şiddet Diyalektiği

Ortadoğu’da, toplumsal cihadcılık Sünni siyasî elitlerin dayanılmaz durumundan kaydadeğer bir biçimde istifade etmiştir. Bölgedeki İran hegemonyasıyla karşı karşıya olan bu elitler, Körfez’den gelen paralarla finanse edilen Selefi-Vahhabiliğin halkın yaşadığı mahallelerde yayılmasıyla kendi otoritelerinin aşındığını görmüşlerdir. Bugün, Lübnan ve Suriye’deki Hizbullah gibi İran iktidar sistemine bağlı Mukavimler ile (Arapça’da “direnişçi”) bundan böyle IŞİD’le (tek başına onunla sınırlı kalmasa da) cisimleşen Mücahidler arasındaki rekabet, cihadcılık hâdisesini alt edebilecek tek yol olan Sünni ve halka dayalı bir alternatifin çıkma ihtimalini azaltan bir şiddet diyalektiğini ayakta tutmaktadır. İran iktidarının müttefiklerinin aksine, cihadcı örgütlenmeler Sina ve Golan’a yaklaşsalar bile, İsrail’e karşı bir eylem kapasitesinden hâlâ yoksundurlar. Fakat bu işten eksik kalmamak için, Avrupalı Yahudilere ve “Batı” ile bağlantılı her şeye karşı şiddet uygulamaktadırlar.

Tek hedef İslam’ın denetimi değildir; Maşrık’taki Sünni-Şii savaşı, bir sınıf mücadelesi mantığını Sünni ortamında derinleştirmektedir de. Silahlı proleterler dinî inançlarını radikalleştirerek mezhepler-arası işbirliğinin siyasî formüllerinin cazibesine kapılan elitleri de gözden düşürmektedir. Esad ailesinin 1970’ten beri kent eşrafının iktidarını yok ettiği Suriye’de, Humuslu ya da Halepli gençler 2011 İlkbaharı’ndaki ayaklanma sırasında Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) Sünni subaylarından emir almayı reddetmişlerdir; zira bu subaylar –Esad’ın ordusundan firar etmiş de olsalar– onların gözünde, lanetlenen bir rejimin simgeleridir. O zaman Körfez’in parası sayesinde özerk bir tugay oluşturmak yeğlenmiştir.

Bernard Rougier

Ortadoğu ve İslam uzmanı Bernard Rougier, Fransız televizyonlarındaki tartışma programların vazgeçilmez isimlerinden biri.

Ölümünün onuncu yılı dolmadan, Zerkavi’nin girişimi, ilk başta yöneldiği Doğu alanının ötesinde meyve vermiş, böylelikle de rütbesizlerin terfi etme aracı olarak aşırı-şiddetin uygulanması ve yayılması üzerine kurulu “aşağıdan” bir cihadın yolunu açmıştır. Avrupa’da, okullarını terk etmiş sabıkalılar bu modelle özdeşleşmişlerdir. 13 Kasım’daki Paris katliamlarının “beyni” olarak teşhis edilen Belçikalı Abdelhamid Abaaoud, Suriye’deki savaş alanında kendi görüntüsünü kaydetmeyi saplantı haline getirmiş, palavracı, kendini beğenmiş ve zavallı bir sabıkalıydı. 2014’te, IŞİD’in bir video kaydı Abbaoud’u cepheye birkaç kilometre uzakta bir siperde göstermişti. Ebu Ömer El Belgiki (Arapça künyesi) “villalara ve saraylara girmiş olması”yla böbürlenerek kardeşlerini “cihada koşmaya” çağırıyordu. Kuzey Suriye’nin hayalet şehirlerinde 4 x 4 cipinin direksiyonunda filme çekilirken, “İnşallah Şam’daki bankaları soyma” rüyaları görüyordu.

Şark’a hicret etmek, bu bireylerin kendilerine muazzam bir “İslam’ın askeri” kaderi biçerek toplumdaki başarısızlıklarının verdiği suçluluk duygusunu bertaraf etmelerini sağlasa da, Avrupa’ya dönüp orada saldırılar düzenlemek, IŞİD’in hiyerarşisinde statü değiştirme yolu olarak görülmektedir; böylelikle Suriyeli “mürtedler”in ve “zındıklar”ın cesetlerinin gömülmesi gibi aşağı görevlerden kaçılabilmektedir. Örgütün Fransızca dergisi Dar Al­ Islam’da Abaaoud’un “vasiyeti”nin reklamı ve 13 Kasım kamikazelerinin Suriyeli esirlerini infaz ederken çekilmiş görüntülerinin Telegram sosyal medyasında yayılması, Iraklı cihadcı yöneticilerin yeni yabancı gönüllü devşirme işine ne kadar önem verdiklerini göstermektedir.

.

Bunlar da ilginizi çekebilir: