Medyascope.tv

Immanuel Wallerstein: “Kapitalizm sonuna geliyor”

Dünyaca ünlü ABD’li sosyolog Immanuel Wallerstein’in 2008’de Fransız gazetesi Le Monde’a verdiği röportajda dünyanın içine girmekte olduğu krizi ve bugünleri anlatıyordu adeta. Antoine Reverchon’un gerçekleştirdiği röportajın Türkçe çevirisini Haldun Bayrı gerçekleştirdi. 16 Aralık 2008’de yayınlanan orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz.

“Kapitalizm sonuna geliyor”

2005’teki Porto Alegre Sosyal Forumu manifestosunun (“Mümkün Bir Başka Dünya İçin On İki Öneri”) imzacılarındansınız. Alternatif küreselleşme hareketini esinleyenlerden biri olarak kabul ediliyorsunuz. Binghamton’daki New York Eyalet Üniversitesi’nde tarihsel sistemler ve uygarlıklar ekonomisi araştırmaları için Fernand-Braudel Merkezi’ni kurdunuz ve yönettiniz. Günümüzdeki ekonomik ve mali krizi kapitalizm tarihinin “uzun zamanı”nda nereye yerleştiriyorsunuz?

Wallerstein: Fernand Braudel (1902-1985), insanlık tarihinde insanın maddî çevresiyle ilişkilerini yönlendiren sistemlerin art arda geçişine tanıklık eden “uzun müddet”in zamanı ile, bu evrelerin içerisinde, Nicolas Kondratieff (1892-1930) ya da Joseph Schumpeter (1883-1950) gibi ekonomistler tarafından tasvir edilen uzun konjonktürel dönemleri birbirinden ayırt ediyordu. Bugün açık bir biçimde, kapitalist sistemin beş yüz yıllık tarihinin en uzun evresi olmuş bir A evresinden sonra (1945’ten 1975’e), otuz beş yıl önce başlamış olan bir Kondratieff döneminin B evresindeyiz.

A evresinde kâr, maddî, sınaî ya da başka üretimle üretilir; B evresinde ise kapitalizm, kâr üretmeyi sürdürmek için finanslaşmak ve spekülasyona sığınmak zorundadır. Otuz yıldan fazla bir süredir devletler ve haneler toplu olarak borçlanıyorlar. Bugün bir Kondratieff B evresinin son bölümündeyiz; sanal inişin gerçek hale geldiği ve balonların ardı ardına patlamaya başladığı zamandır bu: iflaslar çoğalır, sermaye yoğunlaşması artar, işsizlik ilerler ve ekonomi gerçek bir deflasyon durumu yaşar.

immanuel-wallerstein

1930’da New York da doğan Immanuel Wallerstein kariyerine post-kolonyal Afrika uzmanı olarak başladı. 1970’den itibaren küresel kapitalizme erken dönem eleştirileri ve “sistem karşıtı” hareketlere desteği son dönemde onun, küreselleşme karşıtı hareket içinde bulunan akademik ve diğer muhalif çevrelerde- Noam Chomsky ve Pierre Bourdieu ile birlikte- önemli bir yer edinmesini sağladı.

Fakat bugün, konjonktürel dönemin bu ânı, iki uzun müddet sistemi arasındaki geçiş dönemiyle çakışır ve sonuç olarak bunu vahimleştirir. Nitekim otuz yıldır kapitalist sistemin son evresine girdiğimizi düşünüyorum. Bu aralıksız art arda geliş evresini önceki konjonktürel dönemler nazarında temelli başka kılan, kapitalizmin artık, fizikçi ve kimyacı İlya Prigojin’in (1917-2003) anladığı anlamda “sistem oluşturma”yı becerememesidir. Prigojin’e göre biyolojik, kimyasal ya da toplumsal bir sistem istikrar durumundan fazla bir sıklıkla sapma gösterirse, artık dengesine kavuşamaz ve o zaman bir çatallanmaya tanık olunur.

O âna kadar duruma hâkim olan güçler için durum denetlenmez olur ve kargaşaya dönüşür; su yüzüne çıkan mücadele ise artık sistemin destekçileriyle hasımları arasında değil, sistemin yerini neyin alacağını belirlemek için tüm aktörler arasında geçer. “Kriz” sözcüğünün kullanımını bu dönem tipi için uygun buluyorum. Öyleyse, krizdeyiz. Kapitalizm sonuna geliyor.

Önce ticaret kapitalizminden sanayi kapitalizmine, sonra da sanayi kapitalizminden finans kapitalizmine geçişi yaşamış olan kapitalizmin daha ziyade yeni bir dönüşümünün söz konusu olmaması neden?

Wallerstein: Kapitalizm her masadan yer, kârı verili bir anda en önemli olduğu yerde kapar; ufak marjinal kârlarla yetinmez; aksine, tekeller oluşturarak onları azamiye çıkarır — son zamanlarda biyoteknolojilerde ve bilgi teknolojilerinde bunu yine yapmayı denedi. Ama sistemin gerçek birikim olanaklarının sınırlarına vardığını düşünüyorum. Kapitalizm, doğuşundan 16. yüzyıl ortasına kadar, kârların yöneldiği bir merkez ile git gide daha yoksullaşan periferiler (ille de coğrafî değil) arasındaki zenginlik ayrışmasından beslenir.

Bu bakımdan, Güneydoğu Asya’nın, Hindistan’ın ve Latin Amerika’nın gecikmelerini kapatmaları, birikim maliyetlerini artık denetleyemeyen Batı tarafından yaratılmış “dünya-ekonomi”nin başa çıkamayacağı bir meydan okuma oluşturuyor. İşgücü, hammadde ve vergi bedellerinin dünyadaki üç eğrisi on yıllardır her yerde kuvvetli artıştadır. Bitmekte olan kısa neo-liberal dönem, eğilimi sadece geçici olarak tersine çevirmiştir: 1990’lı yılların sonunda bu bedeller 1970’tekine nazaran muhakkak daha düşüktü, ama 1945’tekine nazaran da daha önemliydi. Aslında, son gerçek birikim –otuz şanlı yıl (1946-1975)– sadece Keynesçi devletler güçlerini sermayenin hizmetine koştukları için mümkün olmuştur. Ama o noktada da sınıra gelinmiştir!

Tasvir ettiğiniz haliyle günümüzdeki evrenin evveliyatı var mı?

Wallerstein: Marksist versiyonunda bile, 19. yüzyıl ortasında şekillendirilen temsilinin yansıttığı sürekli ve kaçınılmaz bir ilerlemenin aksine, insanlık tarihinde bunun çok evveliyatı olmuştur. İlerlemenin mümkünlüğü savıyla yetinmeyi tercih ediyorum; kaçınılmazlığı savıyla değil. Kuşkusuz, kapitalizm, en çok malı ve zenginliği olağanüstü ve kaydadeğer bir biçimde üretmeyi becermiş olan sistemdir. Fakat yol açtığı kayıpların –çevre için, toplumlar için– toplamına da bakmak gerekir. Tek iyilik, azami sayıda insana akılcı ve zeki bir yaşam elde etmeyi sağlayandır.

Bununla birlikte, geçmişte günümüzdeki krize benzer olan en yakın kriz, 15. ve 16. yüzyıllar arasında Avrupa’daki feodal sistemin çökmesi ve yerini kapitalist sistemin almasıdır. Din savaşlarıyla doruğuna varan bu dönemde, kralın, senyörlerin ve din adamları sınıfının zengin köylü toplulukları ve kentler üzerindeki otoritelerinin çöktüğü görülür. Bilinçsiz bir biçimde tedrici yordamlamalarla, sonunda kapitalizm biçimi altında azar azar yayılarak “sistem oluşturma”yı başaran beklenmedik çözümler burada inşa edilir.

Halihazırdaki geçişin ne kadar sürmesi gerekecek ve neye yol açabilir?

Wallerstein: Bir Kondratieff B evresini kapatan değer yıkımı dönemi, Schumpeter’in tasvir ettiği yeni maddî üretimlerden tekrar gerçek kârın elde edilebildiği bir A evresine giriş koşulları bir araya gelmeden önce, genellikle iki ila beş yıl sürer. Ama bu evrenin güncel olarak bir sistem krizine denk düşmesi, Batılı şirketlerin ve devletlerin başındaki hâkim aktörlerin tekrar dengeyi bulmak için teknik açıdan mümkün olan her şeyi yapacakları, ama kuvvetle muhtemelen başaramayacakları bir siyasî kargaşa dönemine sokmuştur bizi.

En zeki olanlar ise, bütünüyle yeni bir şey yerleştirmek gerektiğini zaten anlamışlardır. Ama çok sayıda aktör, birbirinden habersiz ve bilinçsiz bir biçimde, bu yordamlamalardan hangi sistemin çıkacağı bilinmeksizin, yeni çözümleri su yüzüne çıkarmak için zaten hareket halindedir.

Güçlülerin krizi ve güçsüzlüğünün her birimizin cüzi iradesine bir yer bıraktığı, benzerine az rastlanan bir dönemdeyiz: Bireysel eylemimizle geleceği etkileme olanağımızın bulunduğu bir zaman dilimi var bugün. Ama o gelecek de bu eylemlerin hesaplanamaz sayısının toplamı olacağı için, sonunda hangi modelin kendini kabul ettireceğini öngörmek kesinlikle imkânsız. On yıl içinde, belki daha net bir biçimde görürüz; otuz veya kırk yıl sonra ise yeni bir sistem su yüzüne çıkmış olacak. Daha eşitlikçi ve paylaşımcı bir modelin yerleştiğini görebilecek olmamız gibi, ne yazık ki kapitalizmden de şiddetli bir sömürü sisteminin yerleştiğini görmemizin de tamamen imkân dahilinde olduğuna inanıyorum.

Kapitalizmin bundan önceki dönüşümleri, çoğu zaman “dünya-ekonomi”nin merkezinin yer değiştirmesine yol açtı; örneğin Akdeniz havzasından Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyısına, sonra da ABD’ye. Gelecekteki sistem Çin’i mi merkez alacak?

Wallerstein: Yaşadığımız kriz, siyasî bir dönemin, benzer şekilde 1970’li yıllarda başlayan Amerikan hegemonyasının sonu. ABD önemli bir aktör olarak kalacak, fakat Batı Avrupa, Çin, Brezilya ve Hindistan gibi güç merkezlerinin çoğalması karşısında hiçbir zaman eski hâkim konumuna tekrar ulaşamayacak. Braudel’in uzun zamanına başvurursak, yeni bir hegemonya gücünün kendini kabul ettirmesi daha elli yıl alabilir. Ama hangisi olduğunu bilmiyorum.

Bu arada, günümüzdeki krizin siyasî sonuçları, sistemin efendilerinin hegemonyalarının çöküşünü üzerine yıkacak günah keçileri bulmaya kalkışmaları ölçüsünde muazzam olacak. Amerikan halkının yarısının, olup bitmekte olanı kabul etmeyeceğini düşünüyorum. Siyaseten dünyanın en istikrarsız ülkesi haline gelmekte olan ABD’deki iç çatışmalar azgınlaşacak dolayısıyla. Unutmayın ki biz Amerikalılar, hepimiz silahlıyız da…

FransizKultur

Bunlar da ilginizi çekebilir: