Medyascope.tv

Gaziantep katliamının gösterdikleri


Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Cumartesi akşamı Türkiye’de çok büyük bir katliam yaşandı. Ama maalesef katliam yaşandıktan çok kısa bir süre sonra Türkiye bu katliam hiç yaşanmamış gibi hayatına devam ediyor. Öyle ki benim şu anda yaptığım yayının da çok fazla ilgi uyandıracağını düşünmüyorum. Çünkü Gaziantep Katliamı, “olur böyle şeyler” havasında, üzerinde çok tartışılmadan, değerlendirilmeden maalesef hemen unutulmaya terk edilmiş durumda. Aslında bu sadece Gaziantep Katliamı’nın başına gelen bir olay değil. Suruç Katliamı, Ankara Katliamı, en son Atatürk Havalimanı’ndaki saldırı da unutulmaya bırakıldı. Tüm bunların ortak noktası, bunun arkasındaki gücün IŞİD yani Irak Şam İslam Devleti olması.

Şimdi Cumartesi akşamına gidelim, ilk haberin geldiği âna gidelim. Olayın kısa bir süre içerisinde duyulması ve bunun Gaziantep’te Kürtlerin yaptığı bir sokak düğününe yönelik olduğunun anlaşılmasıyla beraber gelen ilk tepkiler şöyleydi: 1) görüntü paylaşmayın; 2) bu tüm Türkiye’ye yapılmıştır, Kürt olup olmaması fark etmez. Bu şekilde tepkilerle bu olaya zaten hemen yayın yasağı da geldi, sosyal medyaya da kısıtlamalar geldi. Ana akım medya da bu olayı çok üstünkörü, derinliksiz bir şekilde ele aldı.

Neden böyle yapılıyor? Türkiye’de IŞİD’in yaptığı saldırıların çok fazla konuşulması istenmiyor. IŞİD’le Türkiye hiçbir şekilde devlet politikası olarak yüzleşmeye gitmiyor. Yıllardan beri Türkiye’de bir IŞİD olayı var. IŞİD çıktığından beri var. Daha önce El Kaide vardı. El Kaide’ye de aynısı yapılıyordu. IŞİD varlığını gösterdiği andan itibaren Türkiye’de de var. Saldırıları belki Irak ve Suriye’den sonra olmuştur. Ama çok ciddi katliamlara imza attı, intihar eylemlerine imza attı, daha da atacağa benziyor. Yaptığı saldırıların ardından intihar eylemcilerinin dışında çok fazla bir zayiat verdiği de söylenemez. Operasyonlar yapılıyor, operasyonların sonucu genellikle çok fazla etkili olmuyor. Büyük kısmının daha sonra serbest bırakıldığını duyuyoruz. Halbuki IŞİD Türkiye’de çok güçlü bir şebekeye sahip. Ülkenin hemen hemen her yerinde var. Her yerde örgütlü ve Türkiye’nin neredeyse her yerinden Irak’a ve Suriye’ye militan taşıyor. Ama daha önemlisi Türkiye IŞİD için çok önemli bir lojistik merkez. Son yıllarda sınır kontrollerinde bir yoğunluk, sıkılık var. Ondan dolayı biraz azalmış olabilir, ama Suriye’de iç savaş çıktığından beri IŞİD Türkiye sınırlarını ve Türkiye’yi birçok açıdan lojistik olarak çok ciddi bir şekilde kullandı. Bunu yaparken de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kullandı.

Şu ana kadar IŞİD’in Türkiye’de üç tür eylem yaptığını görüyoruz. Bunların birincisi, en az ilgi uyandıranı, IŞİD’in Türkiye’deki Suriyeli mülteciler içerisinde kendisine rakip, muhalif olan, özellikle seküler eğilimli gazetecilere, aydınlara yönelik suikastler yapması. Antep’te de oldu, başka yerlerde de oldu. Ve bunlar küçücük bir haberden öteye gitmiyor. IŞİD bir kere Türkiye’de kendisine rakipleri tasfiye ediyor, özellikle Suriyeli göçmenleri tasfiye ediyor.

İkinci olarak IŞİD Kürt hareketine saldırıyor. HDP Diyarbakır mitingine olduğu gibi, Suruç’ta olduğu gibi –sadece Kürt hareketi değil, Kürt hareketine yakın duranlara saldırıyor– Suruç’ta olduğu gibi, Ankara’daki mitinge, gardaki saldırıda olduğu gibi ve en son Gaziantep’te olduğu gibi. Kürt hareketine ve Kürtlere saldırmasının en önemli nedeni, Irak’ta ama en çok Suriye’de IŞİD’in en çok Kürtlerden, Kürt hareketinden, oradaki Kürt örgütlerinden –ki bunların hepsi PKK ile organik ilişki içerisinde– darbe yemiş, yiyor olması. Yani IŞİD Irak’ta ve özellikle Suriye’de baş edemediği Kürt hareketinden intikamını Türkiye’de savunmasız insanlara saldırarak almak istiyor. Daha önce Kobani’de yaşadığı fiyaskonun intikamını almaya kalkmıştı Suruç’ta ve Ankara’da. Şimdi de en son Menbiç’in elinden çıkmasını, Menbiç’in YPG ağırlıklı güçler tarafından IŞİD’in elinden alınmasının karşılığı olarak maalesef Gaziantep’te bir saldırı yaşandı ve en son rakamlara göre 54 kişi öldü. Bu kişilerin büyük bir çoğunluğunun çocuk olduğunu biliyoruz. İşin acı tarafı intihar eylemcisinin de, Cumhurbaşkanı’nın açıkladığına göre 12-14 yaşları arasında bir çocuk olduğunu görüyoruz.

Saldırının ilk ânından itibaren “Bu saldırı tüm Türkiye’ye yapıldı” dendi, hükümet çevrelerinden ve hükümete destek veren çevrelerden. Tamam öyle oldu diyelim. Ama tüm Türkiye ne yaptı? Bu saldırının üzerine yattı. Bu saldırıyı hiçbir şekilde öne çıkartmadı. Ne bir yas ilan edildi… çoğu çocuk 54 kişinin katledildiği bir den sonra Türkiye bir yas ilan etmedi. Dün akşam Başakşehir Stadı’ndaki Fenerbahçe maçını izlerken, 15 Temmuz demokrasi şehitleriyle ilgili yapılan gösterileri gördük ki, itirazım yok. Ama benim gördüğüm kadarıyla hiçbir şekilde Antep’e değinilmedi. Türkiye Antep’i olduktan kısa bir süre sonra unutmaya çalıştı. Burada HDP’nin birtakım çabaları oldu başından itibaren. Ama HDP biliyorsunuz uzun bir süreden beri Türkiye’de siyasetin merkezi tarafından dışlanmış durumda. Bugünkü gördüğümüz yine 3 liderin görüşmesine HDP dahil edilmedi. Yani Türkiye’de siyaset, “bütün partiler bir tarafta HDP bir tarafta” şeklinde cereyan ediyor.

Bize bir kere daha gösterdi ki Antep saldırısı, Türkiye’de devleti yönetenler ve onların peşinden gidenler, onlara destek verenler IŞİD’e IŞİD diyemiyor. DAEŞ diyor, DAİŞ diyor, DEAŞ diyor, IŞİD demiyor. Burada “İslam Devleti” lafını etmiyor. Tamam diyelim ki DAİŞ dedi ya da DAEŞ dedi, IŞİD’i tek başına, ya da DAEŞ’i tek başına telaffuz etmiyor. PKK’nın yaptığı eylemlerde ya da son dönemde Gülen Cemaati, devletin deyimiyle FETÖ’yle ilgili konularda bunlar tek başına telaffuz edilirken, ne zaman IŞİD söz konusu olsa muhakkak yanına PKK ekleniyor, DHKP-C ekleniyor, hatta son dönemde FETÖ ekleniyor. Yani IŞİD tek başına ele alınmıyor. IŞİD diye bir terör örgütü yok, varsa bile diğerlerinden bağımsız değil, ki daha önce Ankara saldırısında olduğu gibi, doğrudan olayın mağdurlarının saldırgan olduğunu ileri sürecek kadar kokteyl terör teorileri de yapılmıştı. IŞİD’in ya da DAEŞ’in, adı her neyse, varlığı kabul edilse bile bunun kendi başına bağımsız bir yapı olduğu asla kabul edilmek istenmiyor. Onun bunun taşeronu olarak gösterilmek isteniyor. Üst akıl deniyor, vs. deniyor. Yani IŞİD Antep’e, ya da Suruç’a, ya da Atatürk Havalimanı’na, ya da Beyoğlu’na, Sultanahmet’e saldırdığı zaman, IŞİD hep bir şekilde başkasının taşeronu olarak gösteriliyor.

Demin IŞİD’in eylem biçimlerini sayarken bir tanesini unuttum, şu an onu tekrar vurgulamak lazım. Öncelikle kendisine muhalif olan Suriyeli mültecilere yönelik saldırıları var. İki, Kürt hareketine yönelik saldırıları var. Üç, tüm Türkiye’yi hedef alan saldırıları var. Bu anlamda da Beyoğlu ve Sultanahmet saldırıları doğrudan turizme yönelik ve yabancı turistlere yönelikti. Son olarak da Atatürk Havalimanı’na yönelik saldırı, çok önemli bir stratejik saldırıydı. Türkiye’ye yönelik, tüm Türkiye’ye yönelik bir saldırıydı. IŞİD’in Antep saldırısının, Cerablus’ta yapılması söz konusu olan Özgür Suriye Ordusu-Türkiye destekli IŞİD’e yönelik saldırı hazırlıklarına cevap olarak yapıldığı iddiaları var. Ben bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Eğer öyle olmuş olsaydı Atatürk Havalimanı gibi, veya Sultanahmet gibi, Beyoğlu gibi bir saldırı yapardı.

Burada hedef esas olarak Kürtler. Sırf Kürt oldukları için insanları katletti IŞİD. Bu gerçeği kabul etmemiz lazım. Bu gerçeği kabul ettiğimiz zaman hiçbir şey kaybetmeyiz. Tam aksine IŞİD’le mücadele konusunda belki bir-iki adım ileri gidebiliriz. Ama ortada IŞİD’le mücadele konusunda çok ciddi birtakım kaygılar, hazırlıklar olmadığı için, bu olayların derinlemesine tartışmasına girilmiyor. Bir diğer husus, IŞİD’in Türkiye’deki varlığı kabul edilmek istenmiyor. Yani saldırganlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsa bile, birtakım operasyonlar yapılsa bile, IŞİD Türkiye’de marjinal, etkisiz bir yapı olarak gösterilmek isteniyor. Halbuki çok güçlü bir yapılanmayla karşı karşıyayız. Ve işin acı tarafı, –ki bunun kesinlikle altının çizilmesi lazım– bu yaptıkları saldırılar, düzenledikleri saldırılar, özellikle Kürt hareketine ve Kürtlere yönelik saldırılar IŞİD’in kitle tabanını genişletmesine katkıda bulunuyor. Bunun bir realite olduğunu düşünüyorum.

Burada tabii Kürt hareketinin, PKK’nın özellikle mesuliyeti de çok fazla. Özellikle 15 Temmuz’dan sonraki süreçte baktığımızda PKK tekrar saldırılarını tırmandırmaya başladı. Kent merkezlerine yönelik çok etkili saldırılar yaptı. Ve burada sadece güvenlik görevlileri değil, çok sayıda, belki onlardan daha fazla sayıda sivilin katledilmesine yol açtı. Bunun yarattığı bir psikolojik ortamda Kürt hareketine yönelik saldırıların IŞİD tarafından pekâlâ kitle tabanını ve Türkiye’deki desteğini genişletmek için kullanıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu noktada çok önemli bir hususun altını çizmekte yarar var. IŞİD yine bu eylemi de, bu saldırıyı da üstlenmedi; daha öncekilerini üstlenmediği gibi. Halbuki biliyoruz, IŞİD dünyanın dört bir tarafındaki saldırılarını hemen resmi kanallarıyla, çok açık bir şekilde IŞİD’le alakası olduğu bilinen kanallarla üstleniyor. Buna karşılık Türkiye’deki saldırıların hiçbirini üstlenmedi, bunu da üstlenmedi. Ve bu da hemen yanında, zaten çok bu konuya teşne olan kamuoyunu hemen birtakım komplo teorilerine sevk ediyor. Deniyor ki IŞİD yapsaydı üstlenirdi, başka yerlerde üstleniyor. Demek ki bunu IŞİD yapmamış olabilir. Halbuki burada başka bir stratejik aklın olduğunu düşünüyorum. IŞİD, zaten kamuoyunun kafası karışıkken ve IŞİD konusunda zaten çok büyük bir duyarlılık yokken, yaptığı saldırıları üstlenmeyerek bu kafa karışıklığını çok daha fazla derinleştiriyor ve etkisini artırıyor.

Ya da şöyle söyleyeyim: Eğer Türkiye’de IŞİD’e karşı ciddi bir duyarlılık olsaydı, özellikle ülkeyi yönetenlerin nezdinde IŞİD’e karşı bir mücadele kararlılığı olsaydı, emin olun IŞİD yaptığı her saldırının hemen ardından bunları çok net bir şekilde üstlenirdi. Bu kararsızlığın, IŞİD’i yeterince ciddiye almamanın, IŞİD’in böyle taktikler uygulamasına yol açtığını düşünüyorum ve bunda da çok ciddi bir şekilde etkili oluyor.

Bir diğer husus, tüm Türkiye’ye yapıldığının dışında bir diğer husus da, IŞİD’in bu tür saldırılarla Türkiye’de bir iç savaş çıkartmak istediği, dolayısıyla oyuna gelmemek gerektiği. Yani oyuna gelmemek ne? “IŞİD Kürtlere saldırıyor, Kürtlerin buna tepki vermesini istiyor. Bu iç savaşa zemin hazırlar. Dolayısıyla iç savaş oyununa gelmemek için bu olayın Kürtlere yönelik bir saldırı olduğu gerçeğini görmezden gelelim,” gibi bir çağrı yapılıyor. Bu son derece anlamsız bir çağrı. Bir kere iç savaş tahriki olsa da olmasa da gerçeklerle bir şekilde yüzleşmemiz lazım. İkincisi: Ben bu saldırının doğrudan iç savaşı hedeflediğini sanmıyorum. İç savaş hedefi, hızlı bir şekilde ülkenin iç savaşa gitmesi gibi bir niyeti olsa IŞİD’in, çok daha farklı hedeflere saldıracağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’deki Türk-Kürt, veya Kürt ve Kürt olmayan kırılmasının belli bir yerden sonra iç savaş potansiyelini çok da fazla taşımadığını söyleyebiliriz. Çünkü o potansiyel çok güçlü bir şekilde olsaydı Türkiye değişik zamanlarda değişik şekillerde bu acı olayı yaşardı. Dolayısıyla iç savaş lafının kullanımının çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

Şu anda Türkiye’de böyle bir karışıklığın, topyekûn bir karışıklık IŞİD’in çok fazla işine gelebilecek bir durum değil. Şunu unutmamak gerekiyor, IŞİD Suriye’de zor durumda. Ülkenin kuzeyinin büyük bir kısmını Kürtlere kaybetti. Geri kalan az bir kısmı da –ki onun için stratejik öneme sahip Cerablus özellikle–, şu anda bir saldırı tehdidi altında IŞİD ve bunun devamı da herhalde gelecektir. Dolayısıyla bu saldırı halinden, sıkışmışlık halinden, –ki benzer olayların Irak’ta da olabileceği, özellikle Musul’a yönelik operasyonların hazırlıklarının yapıldığı söyleniyor–, bütün bunlardan çıkmak için IŞİD savaşı başka yerlere taşımak isteyecektir. Ve bu anlamda Türkiye’ye de muhakkak taşımak isteyecektir. Zaten belli ölçülerde taşımış durumda.

Dolayısıyla çok yakında yaşanabilecek bu olayların önünü alabilmek için, bizlerin, tüm Türkiye’nin IŞİD saldırılarını çok iyi okuması ve ona karşı kararlı bir şekilde durabilmesi lazım. Şu anda bunun çok uzağındayız. Türkiye’yi yönetenler IŞİD’e karşı kararlılık göstermeleri halinde PKK’ya karşı kararlılıklarının ve hatta son dönemde eklenen Gülen Cemaati, “FETÖ” diye adlandırdıkları olaya karşı kararlılıklarının gölgede kalabileceği endişesi taşıyorlar. Böyle bir endişenin çok yersiz olduğunu ve böyle yaparak IŞİD’e karşı hiçbir şey yapılamadığını vurgulamak lazım.

Şu anda bulunduğumuz noktada IŞİD’in yaptığı her şey yanına kâr kaldı. IŞİD’in katlettiği insanlar maalesef hayatlarını kaybettikleriyle kaldılar. Çoğu engellenebilecek olan bu saldırılar sonucunda çok sayıda insanımız ülkenin dört bir tarafında hayatını kaybetti. Ve bu kayıpların ardından Türkiye’de ortak bir akıl, ortak bir mücadele, dayanışma ruhu çıkmadı. Tam tersine Türkiye’deki var olan kutuplaşmaların daha derinleştiğini görüyoruz. Örneğin AKP’nin üst düzey bir yöneticisi kalkıp olayın hemen ardından HDP’lilerin olay yerine intikal etmesinden komplo teorileri üretmeye kalktı. Devletin sahip çıkmadığı, ölümünü engelleyemediği vatandaşlarının yardımına giden insanlar hakkında devlet yetkililerin böyle şeyler söylemesi bir acziyet göstergesinden başka bir şey değil.

Maalesef şu anda Türkiye, IŞİD için, çok rahat hareket ettiği, yaptığının yanına kâr kaldığı bir ülke özelliğini koruyor. Bu değişecek mi? Kısa vadede değişeceğini sanmıyorum. Maalesef Antep saldırısının ardından da aynı şeyi yaşadık. IŞİD’in saldırılarını, özellikle Kürt hareketine yönelik saldırılarını artıracağını düşünüyorum. Bunun iyi bir şey olmadığını biliyorum, ama bunu söylemek durumundayım.

Öte yandan Cerablus’taki operasyon, IŞİD’e yönelik Türkiye’nin, Ankara’nın destek verdiği operasyon eğer etkili olursa IŞİD Atatürk Havalimanı’na olduğu gibi daha başka, birtakım geniş ölçekli saldırılar da hayata geçirebilir. Ama şu anda Türkiye hâlâ ne bu tür saldırılara karşı gerçek anlamda hazırlıklı, ne de bu tür saldırıların olması halinde buna ortak bir tepki verebilecek bir düzeyde, bir potansiyelde. Maalesef IŞİD Türkiye’ye karşı yaptığı her şeyde kendisi hep bir şeyler elde ederken, Türkiye’den de hep bir şeyler eksiliyor. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Bunlar da ilginizi çekebilir: