İSTANBUL (Medyascope) – Deniz Göktaş, cumartesi günü cezaevinde avukatlarına Kemal Kılıçdaroğlu ile yaşadığı görüşmeyi yeniden ve daha ayrıntılı biçimde anlattı. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, bu anlatımın Kılıçdaroğlu açısından önceki hafta ortaya çıkan tabloyu daha da ağırlaştırdığını öne sürdü.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Deniz Göktaş, cezaevinde Kemal Kılıçdaroğlu ile olan görüşmesini avukatlarına yeniden aktardı.
- Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, bu yeni anlatımın Kılıçdaroğlu için daha vahim bir tablo oluşturduğunu belirtti.
- Kılıçdaroğlu, Göktaş’a ‘Nasılsın, bir ihtiyacın var mı?’ diye sordu, ardından ayrıldı.
- CHP, olayı resmi olarak yalanladı ve gazetecileri eleştirdi, ancak tanıklık iddiaları doğrudan gelmedi.
- Çakır, Kılıçdaroğlu’nun topluma çıkma çabaları ile Özgür Özel’in sokak temasları arasında fark olduğunu vurguladı.
Atanmış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile komedyen Deniz Göktaş arasında geçen “CHP’yi salın” diyaloğu gündemde. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, konuyu değerlendirdi.
Göktaş, cumartesi günü cezaevinde kendisini ziyaret eden avukatlarına olayı yeniden aktardı. Çakır, bu yeni anlatımın Kılıçdaroğlu için “daha vahim” bir görünüm oluşturduğunu savundu. Aktarılan ifadeye göre Kılıçdaroğlu, iki ifade arasında bir grupla birlikte Göktaş’ın yanına geldi ve “Nasılsın, bir ihtiyacın var mı” diye sordu.
Çakır, Göktaş’ın buna karşılık “Geçmiş olsun dedi, teşekkür ettim, bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, yok dedim” şeklinde yanıt verdiğini aktardığını söyledi. Göktaş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. Madem geldiniz, milyonlarca gencim adına bir ricası var, lütfen CHP’yi salın dedim.”
Çakır, bu sözlerin ardından Kılıçdaroğlu’nun başını sallayıp ortamdan ayrıldığını belirtti.
Avukatın önceki anlatımı ve CHP’nin yalanlaması
Çakır, olayın önce Göktaş’ın avukatı Metin Sinan Aslan tarafından gazeteci Barış Pehlivan’a, ardından kendisine aktarıldığını söyledi. Çakır, Aslan’ın hem kendi avukatı hem de yakın arkadaşı olduğunu belirtti. Habere konu olan iddianın haberleştirilmesinin ardından CHP’nin bunu resmi olarak yalanladığını ve ağır ifadeler kullandığını aktardı.
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’in gazetecileri meslek etiğinden yoksun olmakla ve algı oluşturmaya çalışmakla suçladığını öne sürdü. Çakır’a göre CHP çevreleri, haberi paylaşan gazetecileri “yalancı” olarak nitelendirdi ve olay yerinde bulunup bulunmadıklarını sorguladı. Çakır, gazetecilerin doğrudan tanıklık iddiasında bulunmadığını, aktarımın avukat üzerinden geldiğini vurguladı. CHP’nin konuyu yargıya taşıyacağını duyurduğunu, kendisinin buna açık olduğunu söylediğini aktardı.
Kılıçdaroğlu’nun toplum içine çıkma girişimleri
Çakır, benzer bir gerilimin daha önce Kılıçdaroğlu’nun oyuncu Kadir İnanır’ın cenazesine katılımı sırasında da yaşandığını hatırlattı. Çakır’a göre Kılıçdaroğlu’nun İstanbul-Ankara karayolu güzergâhındaki dinlenme tesislerinde vatandaşlarla kısa süreli görüntüler paylaşması ile seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Kastamonu, Zonguldak, Diyarbakır ve Gaziantep’te saatlerce süren sokak temasları arasında belirgin bir fark bulunuyor. Çakır, bu karşılaştırmayı yaparken iki farklı CHP pratiğinin ortaya çıktığını savundu.
Çakır ayrıca, mevcut siyasi ortamda dokunulmazlıkların kaldırılması ihtimalinin konuşulduğunu aktardı. Çakır’a göre bu tartışmalar sürerken muhalefet cephesinde toplumu harekete geçirecek somut bir siyasi hamle görülmüyor.
Video deşifresi
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.
Evet, Bay Kemal bizi salacak mı? Nereden hareketle? Deniz Göktaş’ın kendisine söylediği söz. Ne demiş? “CHP’yi salın başkanım” demiş. Bu ne zaman oluyor? Cuma günü gözaltındayken ifade veriyor; önce savcılığa, sonra sulh cezayı beklerken arada Kemal Kılıçdaroğlu yanına geliyor ve ona böyle söylüyor. Avukatı bunu önce Barış Pehlivan’a söyledi. Daha sonra ben de konuştum. Bana da aynısını anlattı. Ben de konuştum derken, Metin Sinan Aslan aynı zamanda benim de avukatım, çok yakın arkadaşım. Ve ondan sonra haberleştirdik tabii ve kıyamet koptu. Kıyamet neden koptu? Cumhuriyet Halk Partisi bunu resmen yalanladı, çok ağır lâflar ettiler. Mesela bir tanesini okuyorum. Celal Çelik diyor ki: “Gazetecilik meslek etik kurallarından bihaber gazeteciler… Ah keşke bir de utanma duyguları olsa. Tek dertleri çizilen yön doğrultusunda algı oluşturmak olunca her yola başvurabiliyorlar. Dürüstlük, onur, şeref kavramlarının ne önemi var ki?” diyor. Bunu diyen kim? Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı ve malum, CHP Genel Merkezi’ne polisle girme operasyonunu baştan sona yerinde takip eden birisi… Gazetecilere şeref, onur, dürüstlük dersi veriyor ve hakaret ediyor; bizlere hakaret etti. Sonra ne oldu? Bu haberi biz de yaptık ve bu sefer hepimize, sosyal medyadan paylaşan herkese ‘‘yalancı’’ vesaire dediler. Hatta dediler ki, “Orada mıydın?” dediler. Tabii ki orada değildik ama avukatın aktarımı var. Avukat bunu Deniz Göktaş’ın kendisinden duyuyor. Hatta bir başka aktardığı olay da “Neşemizi çalamayacaklar”, mesaj olarak da bunu iletiyor.
Bu olay, atanmış CHP tarafından bu kadar büyütülünce sonra ne oldu? Cumartesi günü gittiği cezaevinde yine avukatlar ziyaret etti. Kendisine durumu anlattılar ve o da çok net bir şekilde olayı tekrar anlattı ve durumun Kılıçdaroğlu için anlattığından daha vahim olduğunu görüyoruz. Çünkü Deniz Göktaş diyor ki: “Gelmiş benimle görüşmek istemiş, kabul etmedim.” diyor önce. Daha sonra iki ifade arasında bir şekilde bir grupla beraber gelmiş. “Nasılsın, bir ihtiyacın var mı?” falan gibi şeyler söylemiş ve o da kendisine, yüzüne şöyle demiş: ‘‘‘Geçmiş olsun’ dedi, teşekkür ettim. Bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, ‘yok’ dedim. Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. ‘Madem geldiniz, milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP’yi salın’ dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti.’’ Şimdi bu olay bize ne gösteriyor? Çok şey gösteriyor ve acı bir durumu gösteriyor. Zaten Kılıçdaroğlu çok fazla toplum içerisine çıkamazken… Daha önce Kadir İnanır’ın cenazesine gitti, orada başına gelenleri gördük. Burada da Deniz Göktaş’ın yargılanmasına Ankara’dan atlayıp gitmesini ben yadırgadım açıkçası. Tabii ki siyasi olarak bir gösteri yapmak istiyor. Çünkü Türkiye’nin gündeminde bu var. Ama sonra ne oluyor? Umduğunu bulamıyor; kendisiyle görüşmek istemiyor komedyen Deniz Göktaş. Sonra mecburen görüştüğü zaman da suratına diyor ki: “Bırakın, milyonlarca genç bunu söylüyor.” “Ben sizinle görüşmek istemedim.” diyor, suratına da söylüyor.
Bu yaşanacak bir şey midir? Bu yaşta, bunca yıldır siyasetin içerisinde birisi söz konusu ama bunu yaşıyor ve sonra bu olayın kapanmasını bekliyor ama kapanmıyor. Açılınca da bu sefer büyük bir taarruzla bunu yalanlamaya çalışıyorlar. Mahkemeye vereceklerini söylüyorlar. Versinler. Ben de yaptım haberini, Medyascope‘ta da yaptık. Dün bir de bu son açıklamaların haberini ben de yaptım. Açsınlar davayı, ne olacak? O bunu dedi, bu bunu dedi… Sonuçta kamuoyu kime inanacak? Kime inanacak? Soruyorum, siz kime inanıyorsunuz? Burada Deniz Göktaş niye böyle bir şey uydursun, böyle bir şey yapsın? Uydurmadığı çok açık, hatta ilk söylediğini çok daha detaylı bir şekilde anlatıyor. Ve ondan sonra pek sesleri çıkmaz gibi oldu. Fakat bu arada şunu da gördük, daha önce Kadir İnanır’ın cenazesi konusunda da olmuştu; İstanbul Ankara arasını karayoluyla alan Kılıçdaroğlu, dinlenme tesislerinde insanların elini sıkıyor. Onun fotoğraflarını paylaşıyorlar bizimle, onun videolarını paylaşıyorlar CHP Genel Merkez hesaplarından. Ama aynı sırada ne oluyor? Mesela Özgür Özel Kastamonu’da cuma günü, cumartesi günü Zonguldak’ta… Dün insanların içerisinde sokakta dakikalarca, hatta bir saati aşkın müddetçe yürüyor, dolaşıyor. İnsanların elini sıkıyor. İnsanlar ona dokunuyor. Kamyonun üzerinde konuşma yapıyor. Aynısını Diyarbakır’da, Gaziantep’te de yaptı. Arada çok bariz iki farklı CHP var. Birisi bir şekilde kendini gösterebilmek için cenazeydi, işte ifadeydi vesaire, aralardan kendini göstermeye çalışıyor ve her seferinde bir hüsranla karşılaşıyor. O hüsranın üzerini örtmeye çalışıyorlar bu sefer. Mesela ‘‘cenazede yuhalayanlar az kişiydi’’, işte ‘‘mahkeme salonunda bağıranlar az kişiydi’’, şuydu buydu… ‘‘Zaten Deniz Göktaş da böyle bir şey söylemedi, bu ahlaksız namert gazetecilerin uydurmasıdır.’’ vesaire diye gidiyorlar, bakalım nereye kadar gidecekler.
Ama şu var; ortada bir siyaset üretimi yok. Ortada toplumu harekete geçirecek herhangi bir çıkış, hamle yok, olacağa da benzemiyor ve Türkiye’de baskı rejimi her geçen gün daha da ağırlığını hissettiriyor. Bunun devamının geleceği söyleniyor. Dokunulmazlıkların kaldırılma ihtimalinden bahsediliyor. Öyle bir ortamda Kılıçdaroğlu ve ekibi, siyasi iktidarın çok hoşuna giden bir şekilde yerli ve milli bir muhalefet partisi — ana muhalefet demiyorum — olarak yoluna devam etmeye çalışıyor. Arada birtakım şirinlikler yapılmaya çalışılıyor. O şirinlikler de genellikle, şu ana kadar yansıyanların hepsi bir facia ile sonuçlanıyor ve sonuçta Deniz Göktaş’ın söylediğine geliyoruz: “Salın bunu.” Salmayacak, tabii ki salmayacak, gidebildiği kadar gidecek. Nereye kadar gidecek bilmiyorum ama bu gidişat, şu ana kadarki, 21 Mayıs’tan bu yanaki performansa baktığımız zaman bu gidişat onlar için iyi değil. Türkiye için de iyi değil diyemeyeceğim açıkçası. Safların netleşmesi anlamında belki hayırlı da oluyordur.
Bugün bir büyük tiyatrocudan bahsetmek istiyorum. Sinemada da oynadı, dizilerde de oynadı ama esas olarak tiyatrocuydu; Meral Niron. Meral Niron’u biz 70’li yılların ortalarında… O tarihlerde hayatımız tiyatro ve sinemaydı. Galatasaray Lisesi’nde tiyatro kolundaydık ve bulabildiğimiz tüm oyunlara gidiyorduk. Meral Niron da o sırada bizim için en efsane kişilerden birisiydi. Dostlar Tiyatrosu‘nda, Ankara Sanat Tiyatrosu‘nda oynuyordu ve Gorki’nin ‘‘Ana’’sında da oynamıştı. Onu galiba en az iki kere seyrettim diye hatırlıyorum. Belki daha fazla da seyretmiş olabilirim. Orada tabii ki ‘‘Ana’’yı oynayan, sonra başkaları da oynadı ama Meral Niron’du. Sonra mesela ‘‘Oyun Nasıl Oynanmalı?’’, Vasıf Öngören’in, onu da çok iyi hatırlıyorum, Ankara Sanat Tiyatrosu… ‘‘Nereye Payidar’’, Bilgesu Erenus’un, onu da hatırlıyorum. ‘‘Dimitrof’’… Bütün bunlarda kendisi karşımıza çıktı, Ankara Sanat Tiyatrosu‘nda en son. Sonra, 80 sonrası Dostlar Tiyatrosu‘na geçiyor ve ‘‘Asiye Nasıl Kurtulur’’da oynuyor. Çok büyük bir sanatçıydı. Ben televizyon dizilerinde oynadığını biliyorum ama Türk dizisi çok seyreden birisi olmadığım için… Yani onu görmüyorum ama bir ‘‘Deli Şüküfe’’ mi ne, öyle bir rolü varmış, çok popülermiş, onu öğrendim. Çok iyi bir oyuncuydu. Kendisi 83 yaşında 6 yıl önce hayatını kaybetti. Hep aklıma şu gelir Meral Niron denince; Galatasaray Lisesi’nde tiyatro kolunda kol başkanı olan Recep abi hep Meral Niron anlatırdı bize, Meral Niron esprileri yapardı. Çünkü o zaman bizim gibi gençler böyle insanları kendilerine, nasıl söyleyeyim, bir tür idol olarak seçerlerdi. Sonra tabii hepimiz perişan olduk, o ayrı.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








