İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Neşemizi tabii ki çalamayacaklar” başlıklı yayınında komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını değerlendirdi. Göktaş’a yönelik soruşturma ve tutuklama kararını eleştiren Çakır, ters kelepçe uygulamasına tepki gösterdi. Göktaş’ın tutuklanmasının ardından paylaştığı “Neşemizi çalamayacaklar” mesajının simgesel bir anlam taşıdığını söyleyen Çakır, “Otoriter rejimlerde toplumun göstereceği direnç belirleyicidir” dedi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını Türkiye için utanç verici bulduğunu söyledi.
- Göktaş, ifade vermek için gönüllü olarak Türkiye’ye döndü ancak ters kelepçe ile götürüldü.
- Çakır, Göktaş’ın babası üzerinden itibarsızlaştırma çabalarını eleştirdi.
- Göktaş, ‘Neşemizi çalamayacaklar’ diyerek tutuklanma sürecinde onurlu bir duruş sergiledi.
- Çakır, toplumun tepkisinin önemli olduğunu vurguladı.
Ruşen Çakır, komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasının Türkiye açısından “utanç verici” bir gelişme olduğunu söyledi. Göktaş’ın yurtdışından döndükten sonra havaalanında gözaltına alındığını, emniyette ifadesinin alınmasının ardından adliyeye sevk edilerek tutuklandığını hatırlatan Çakır, savcılığın Göktaş’a gösterilerindeki ifadeler nedeniyle çok sayıda soru yönelttiğini aktardı.
“Ters kelepçe ile itibarsızlaştırılmak istendi”
Çakır, Göktaş’ın soruşturmayı öğrenir öğrenmez Türkiye’ye dönerek kendi isteğiyle ifade verdiğini vurguladı. Buna rağmen ters kelepçeyle adliyeye götürülmesini eleştiren Çakır, bunun kamuoyu önünde küçük düşürme amacı taşıdığını savundu.
Göktaş’ın kaçma girişiminde bulunmadığını, gönüllü olarak ifade verdiğini belirten Çakır, buna rağmen ters kelepçe görüntülerinin servis edilmesini eleştirerek bunun birçok ağır suç zanlısına dahi uygulanmadığını söyledi.

“Babası üzerinden itibarsızlaştırma girişimi”
Çakır, soruşturma sürecinde Deniz Göktaş’ın babası Kemal Göktaş’ın geçmiş siyasi yaşamına ilişkin bilgilerin dolaşıma sokulmasını da eleştirdi. Bunun Göktaş’ı babası üzerinden itibarsızlaştırma çabası olduğunu söyleyen Çakır, bu girişimlerin iktidar yanlısı medya organlarında kullanıldığını ifade etti.
Çakır, bu yaklaşımın iktidarın güçlülüğünü değil, zayıflığını gösterdiğini savundu.
“Neşemizi çalamayacaklar”
Deniz Göktaş’ın tutuklandıktan sonra geri adım atmadığını belirten Çakır, komedyenin bütün suçlamalara karşı yaptıklarının suç olmadığını savunduğunu söyledi.
Tutuklanmasının ardından paylaştığı “Neşemizi çalamayacaklar” mesajına dikkat çeken Çakır, bu sözlerin yaşanan sürecin simgesi haline geldiğini belirterek Göktaş’ın sergilediği tutumu “onurlu bir duruş” olarak nitelendirdi.
“Otoriter rejimlerde toplumun tavrı belirleyici”
Çakır, Deniz Göktaş’ın videosunun tutuklama sürecinin ardından milyonlarca kişi tarafından izlendiğini belirtti. Otoriter rejimlerde yalnızca iktidarın değil toplumun ve bireylerin tavrının da belirleyici olduğunu söyleyen Çakır, insanların baskıyı kader olarak kabullenmek yerine itiraz ettiklerinde bunun toplumsal karşılık üretebildiğini ifade etti.
Çakır, Deniz Göktaş’ın yaşanan süreçte toplum adına önemli bir örnek ortaya koyduğunu söyledi.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Dün Türkiye için bir utanç günü daha yaşandı; komedyen Deniz Göktaş tutuklandı. Önceki gün yurt dışından tatilden geldi sırt çantası ve şortuyla, gözaltına alındı pasaport kontrolünde. Sonra emniyete gönderildi. Emniyette ifadesi alındı. Akşam orada kaldı ve sonra dün sabah Çağlayan’a, adliyeye sevk edildi. Savcılık kendisine ‘‘Ölü Deniz’’ videosundan çok sayıda soru sordu ve bunlarla suçladı. Akıl alır gibi değil. “Şu şu şu cümleyi neden ettiniz?”, “Bu bu cümle dine yönelik hakaret değil mi?” vesaire şeklinde… Bütün bunların hepsine cevabını verdi. Hiçbir hakaret kastı olmadığını söyledi, ne yaptığını bildiğini söyledi ve iki ayrı suçlamayla tutuklandı. Bunlar ne? Cumhurbaşkanına hakaret ve dini değerlerle alay etmek ya da eleştirmek, hakaret vesaire. Artık neyse… Bunlardan tutuklandı. Şaşırmadık. Herhâlde kendisi de şaşırmadı. Çünkü o da biliyordu başına gelecekleri herhâlde. Zaten videonun kendisi içinde de buna yönelik çok sayıda, değişik yerlerde, videonun değişik yerlerinde göndermeler vardı.
Soruşturma açıldıktan sonra, soruşturma açıldığına emin olur olmaz ilk fırsatta geldi Türkiye’ye ve ifadesini verdi. Başı dik bir şekilde verdi. Ama ne yaptılar onun bu duruşundan rahatsız olanlar? Önce biliyorsunuz, normal pasaport şubesinde pasaporttan sonra gözaltına alınışında gördük. Bir polis yanında yürüyor, o da sırt çantasıyla beraber gidiyor. Ama sonra emniyette bir gördük ki, eli arkadan kelepçeli, ters kelepçeli bir şekilde iki polisin arasında gidiyor. Arkadan çekmişler. Kim çekiyor? Tabii ki polis çekiyor. Niçin çekiyor? Onu kendilerince küçük düşürmek için çekiyorlar ve servis ediyorlar. Hani diyelim ki yasal zorunluluk, böyle şeylerin kayda alınması gerekiyor vesaire… Servis ediyorlar ve hemen bu yayınlanıyor. Niye kelepçe, niye ters kelepçe? Ne yapmış bu kişi, ne yapmış? Kendisi gelmiş, kaçmamış ve komedyen, mizah yapıyor. Söylediği bazı şeylerden birileri rahatsız olmuş ve bu yüzden, akıl alır gibi değil ama bu yüzden soruşturmaya tâbi tutuluyor ve siz ona birçok kişiye, katile, teröriste yapmadığınızı yapıyorsunuz. Elleri arkadan ters kelepçeyle götürüyorsunuz ve böylece onu itibarsızlaştırmaya kalkıyorsunuz.
Bir diğer husus da şu: Babası Kemal Göktaş’ın geçmişte sol örgütlerle olan ilişkisi üzerine bir döküm çıkartıyorsunuz. Galiba hapis yatmış, çıkmış vesaire, ki böyle binlerce kişi var. Bir tanesi de benim… Ve ondan sonra onun videoda babasıyla ilgili söylediklerini alıntılayıp onlarla harmanlayarak akılları sıra, aklınız sıra Deniz Göktaş’ı itibarsızlaştırmak, babası üzerinden itibarsızlaştırmak ve onu bir şekilde beyni yıkanmış falan göstermek istiyorsunuz. Bunu servis ediyorsunuz. Kim yapıyor bunu? Savcılık yapıyor ve bunu iktidar yanlısı bazı mecralar da kullanıyor. Bu bize neyi gösteriyor? Aslında ne kadar zayıf bir durumda, acınası bir durumda olduklarını gösteriyor. Yani babası her şey olabilir, ki çok düzgün bir insan olduğunu oğluna baktığımızda anlıyoruz en azından. Oğlunun ondan bahsedişinden anlıyoruz. Bütün bunlar bir hesaptı ama tutmadı. Deniz Göktaş ne yaptı tutuklandıktan sonra? Bütün sorulara tek tek cevap verdi. Duruşunu asla bozmadı. Hiçbir şekilde, okuduk, hepsini gördük, hiçbir şekilde geri adım atmadı ama yaptıklarının suç olmadığını söyledi ki doğru olan bu. Ve sonra tutuklandı. Tutuklandıktan sonra da ilk mesajı bizlere “Neşemizi bozamayacaklar” oldu. Çok onurlu bir duruş. Yani Türkiye’de dün bir utanç yaşandıysa, bir diğer yanda da onurlu bir duruş yaşandı ve şimdiden Türkiye tarihinde kendine bir yer edindi Deniz Göktaş. Helal olsun diyorum. Tebrik ediyorum. Bir taraftan geçmiş olsun diyorum tabii ama helal olsun diyorum. Bu arada Kemal Kılıçdaroğlu biliyorsunuz, büyük bir heyecanla gitti Çağlayan’a. Kendisini görmüş ve Deniz Göktaş ona da “Cumhuriyet Halk Partisi’ni salın başkanım” demiş. Her ne kadar Kılıçdaroğlu’nun kurmayları “Yok böyle bir şey, uyduruyorlar” dese de birinci derecede tanıklar var. Onun için bunun doğru olduğunu da kabul edelim.
Sonuçta ne oldu? Neşemizi çalmak istediler, çalamadılar. Olay ilk başladığında, ilk tepkiler geldiğinde 5 buçuk milyon izlenen video 10 milyonu aştı. Deniz Göktaş’ın üzerinden çok şey söylendi, bir örnek oldu. Bunu kimler takip edecek, kimler takip etmeyecek bilmiyorum ama şunu gördük ki otoriter rejimlerde sadece rejime bakarak, rejim üzerinden hayat akmıyor. İnsanlar, bireyler, vatandaşlar, toplum çok önemli. Siz eğer otoriterliği bir kabul olarak alıp “Ne yapalım, kaderimiz buymuş” diye kabullenirseniz kaybediyorsunuz. Ama buna karşı durduğunuz zaman belki özgürlüğünüzden mahrum oluyorsunuz ama kazanıyorsunuz. Böyle böyle, “Neşemizi çalamayacaklar” önermesini gerçekleştirebilmek böyle mümkün. Deniz Göktaş bu anlamda bize çok güzel bir yol açtı. Kendisine tekrar geçmiş olsun ve helal olsun diyorum.
Bugün bir İtalyan oyuncudan, Monica Vitti’den bahsetmek istiyorum. Kendisi 2022 yılında, 90 yaşında hayatını kaybetmiş bir oyuncu esas olarak ama sonra kendisi de yönetmenlik yapmış. Uzun bir süre, yaşlılığının belli bir anına kadar da hep sinemada olmuş, sinema sektöründe olmuş. Fakat benim için en önemlisi, onu ilk gördüğüm film Antonioni’nin ‘‘Gece’’ filmidir. Orada çok etkilenmiştim. Bu aslında bir dörtleme; ‘‘L’Avventura (Macera)’’, ‘‘La Notte’’, sonra ‘‘L’Eclisse’’ ile devam ediyor. En sonunda da ‘‘Kızıl Çöl’’le bitiyor. Dört film. Başka filmlerinde de oynamış Antonioni’nin ama bu filmler başlı başına dikkat çekici. Her bir filmde başrol oyuncusu kendisi ama her birinde ayrı bir karakteri canlandırıyor ve bu filmlerin, hemen hemen hepsinin temel özelliği de insanlar arasında – ki Antonioni’den daha önce bahsetmiştim – bir iletişim kopukluğu, insanların birbirlerini anlayamaması üzerine. Monica Vitti çok sayıda ödül de almış ve özellikle belli bir yaştan sonra daha çok yönetmenlikle yoluna devam etmiş. Ve bir yönetmenle evli, kendisinden genç bir yönetmen, Russo. Ama uzun süren bir ilişki ve son anına kadar Russo onun yanında yer almış. Çünkü Alzheimer gibi bir hastalıktan muzdarip olmuş Monica Vitti ve ondan iki üç sene sonra da kocasının öldüğünü biliyoruz. Monica Vitti, genellikle güzellik üzerinden algılanmak istenen birisi ama onun Antonioni, Buñuel gibi yönetmenlerle oynadığı filmlerdeki haline baktığımız zaman, o filmlere baktığımız zaman bambaşka bir şey görüyoruz. Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







