İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Temmuz ayının Türkiye siyaseti açısından kritik gelişmelere sahne olacağını belirterek, çözüm süreci nde çerçeve yasa ile ilgili belirsizliklerin sürdüğünü söyledi. Çakır, Kürt hareketinin hem yasanın içeriği hem de hazırlık sürecine dair bilgi verilmemesinden dolayı tedirgin olduğunu dile getirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, çözüm sürecinde çerçeve yasa ile ilgili belirsizliklerin devam ettiğini belirtti.
- Kürt hareketi, yasanın kapsamı hakkında kaygı taşıyor, düzenlemenin ‘eve dönüş yasası’ değil ‘pişmanlık yasası’ olarak algılanmasından endişeli.
- AKP, kamuoyu tepkisinden çekindiği için çok kapsamlı bir düzenleme yapmaktan kaçınıyor.
- Silah bırakma süreci ile yasal düzenlemenin eş zamanlı yürütülmesi konusunda uzlaşı sağlandı, bu iktidarın esnekliğini gösteriyor.
- NATO Zirvesi sonrasında çözüm sürecinde netleşme bekleniyor.
Gazeteci Ruşen Çakır, “Çözüm sürecinde çerçeve yasa muamması” başlıklı yayınında, Temmuz ayında Türkiye siyasetinde peş peşe yaşanması beklenen gelişmeleri değerlendirdi. NATO Zirvesi, CHP’deki yargı süreçleri ve çözüm sürecine ilişkin hazırlanan çerçeve yasanın aynı döneme denk geldiğini belirten Çakır, özellikle çözüm sürecine ilişkin yasal düzenlemenin kritik önem taşıdığını söyledi.
Çakır, daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söz konusu düzenlemeyi erteleyeceği yönünde bir beklenti bulunduğunu ancak son dönemde sürecin hızlandığını ifade etti. Meclis’in Temmuz sonunda tatile girecek olmasına rağmen yasanın bu ay içinde çıkarılmasının beklendiğini belirten Çakır, bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin henüz net olmadığını söyledi.
“Kürt hareketinde ciddi kaygılar var”
Çakır, hazırlanan düzenlemeye ilişkin en büyük belirsizliğin yasanın kapsamı olduğunu belirterek, Kürt hareketinin farklı bileşenlerinde kaygı bulunduğunu aktardı.
İktidara yakın medyada yer alan haberlerde düzenlemenin kapsamlı bir “eve dönüş yasası” yerine daha çok “pişmanlık yasası” niteliğinde olacağı yönünde bir izlenim oluştuğunu söyleyen Çakır, bunun hem DEM Parti’de hem de Kandil’de rahatsızlık yarattığını ifade etti.
Çakır, KCK’nın son açıklamasında da “emrivaki” yapılmaması gerektiğinin vurgulandığını, Abdullah Öcalan’ın sürece aktif biçimde dahil edilmesi talebinin yinelendiğini ve parçalı bir yasal düzenlemeye karşı çıkıldığını belirtti.

“Eş zamanlı formül iktidarın geri adımıydı”
Çakır, iktidarın ilk aşamada silah bırakmanın resmen tespit edilmesini yasanın ön şartı olarak gördüğünü, ancak daha sonra bu tutumdan geri adım attığını söyledi.
Yeni formüle göre silah bırakma sürecinin tespiti ile yasal düzenlemenin eş zamanlı yürütülmesi konusunda uzlaşı sağlandığını belirten Çakır, bunun iktidarın süreç konusunda esneklik gösterebildiğinin işareti olduğunu ifade etti.
“AKP kamuoyu tepkisinden çekiniyor”
Çakır’a göre en büyük sorun, hem Kürt hareketini tatmin edecek hem de iktidarın kendi seçmeninde tepki oluşturmayacak bir yasal çerçeve hazırlanması.
AK Parti’nin örgütün itiraz etmeyeceği kapsamlı bir düzenlemenin seçmen nezdinde siyasi maliyet oluşturabileceğinden endişe ettiğini belirten Çakır, buna karşılık İmralı ve Kandil’in de kabul edeceği bir formül bulunmasının zorunlu olduğunu söyledi.
Bu nedenle tarafların birbirlerinden mümkün olan en fazla tavizi almaya çalıştığını ifade eden Çakır, NATO Zirvesi sonrasında sürecin daha net bir görünüm kazanmasının beklendiğini dile getirdi.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Temmuz ayı bir acayip ay olacak Türkiye için. Bir kere NATO zirvesi haftaya… Ne zamandır konuşuluyor ve Erdoğan için çok önemli bu. Orada kendini bir dünya lideri olarak en azından Türk kamuoyuna, Türkiye kamuoyuna duyurmak için büyük bir heyecanla bu zirveyi bekliyor. Alınan tedbirler ortada; tutuklanan insanlar, akreditasyon hesapları vesaire… Ama bir diğer husus, ne gördük? Dün Ekrem İmamoğlu ile mahkeme heyeti arasında yaşanan tartışmada gördük; 9 Temmuz diye bir ısrarı var mahkeme heyeti başkanının, Ekrem İmamoğlu’nun ifadesini 9 Temmuz’a kadar almak istiyor. Hatta bunun için birtakım sıralamaları değiştiriyor vesaire ve bir belirsizlik var. Ne olacağı, neden böyle bir ısrar olduğu belli değil. Çünkü 9 Temmuz’dan sonra ara verilecek ve Ağustos ayında devam edecek mahkeme. Ekrem İmamoğlu’nu o ilk aradan önce bir şekilde halletmek istiyor ve kısa tutmak istiyor anlaşılan. Bir diğer husus, dün Deniz Zeyrek dillendirdi, Özgür Özel ve arkadaşlarına yönelik birtakım dokunulmazlık konusunda siyasi iktidarın hamle yapabileceği söyleniyor. Bir başka husus da tabii ki, Temmuz ayı sonuna doğru yargı tatile giriyor ve CHP’nin durumu iyice netleşecek. Tabii ki Özgür Özel ve arkadaşlarının beklediği olmayacak, bir ihtimal yeni partiyi Temmuz ayında bile görebiliriz.
Ama bir başka önemli olay, çok önemli olay; Temmuz ayı içerisinde devletin ‘‘terörsüz Türkiye’’ dediği sürecin, yani çözüm sürecinin çerçeve yasasının çıkması bekleniyor. Bu konuda çok büyük bir beklenti var. Aslında DEM Parti biraz şaşırdı çünkü Erdoğan’ın bunu olabildiğince erteleyeceğini düşünüyorlardı, herkes gibi. Fakat ne olduysa oldu, Erdoğan da bir şekilde bu olaya dahil oldu ve hızlandırılmasını istedi. Belki deminden beri saydığımız olaylarla ilişkili bir şekilde yapmayı düşünüyor. Temmuz ayı içerisinde o çerçeve yasanın çıkması bekleniyor kuvvetle muhtemel ama yine de çıkmama ihtimali de var. Çünkü Temmuz sonunda Meclis tatiline girecek ve böylesine kritik bir yasanın bu kadar kısa süre içerisinde çıkması… Çünkü haftaya Meclis tatilde olacak zaten, NATO zirvesi nedeniyle. Ondan sonraki hafta bunlar görüşülecek eğer hakikaten Erdoğan istiyorsa ve o yasa geçecek ve geri dönüşlerin başlaması bekleniyor.
Fakat ortada çok ciddi birtakım sorunlar var. O da, Kürt hareketi yasa konusunda çok tedirgin. Hem parti tedirgin hem de Kandil tedirgin, Avrupa da tedirgin. Çünkü iktidar yanlısı medyada birtakım haberler çıkıyor. Bu haberlere göre, bu Kürt hareketinin beklediği gibi bir eve dönüş yasasından ziyade bir pişmanlık yasası olacakmış gibi bir intiba var. Ortada kesin bir şey yok fakat böyle bir intiba ve kaygı var Kürt hareketinde. Nitekim PKK kendini feshetti ama KCK duruyor; dün onun yaptığı bir açıklama var ve orada diyor ki çok net bir şekilde: “Kimse bize emrivaki yapmaya kalkmasın, dayatmayla, komployla uğraşmasınlar.” Öcalan’ın aktif bir şekilde devrede olmasını ve parçalı bir yasa istemediklerini söylüyorlar. Parçalı yasadan kasıt; söz konusu olan çerçeve yasanın tüm PKK unsurlarını kapsamama ihtimali çok dile getiriliyor. Özellikle üst düzey yöneticilerin bir şekilde dışarıda tutulacağı yolunda birtakım haberler yapılıyor. Bunu Kandil’in istemediğini görüyoruz ama istemedikleri başka birçok şey var. Öncelikle bu konuda kendilerine bilgi verilmediğini, Öcalan ve kendilerine yasa ile ilgili bir bilgi gelmediğini söylüyorlar. Açıklama yazılı bir açıklama, tamamını okudum. Böyle bir tehdit havası yok; ama bir şekilde pozisyon alma var, uyarıda bulunma var. Özellikle MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Irak’ta; Bağdat’ta, Erbil’de ve Süleymaniye’de yaptığı temaslardan rahatsızlık duyduklarını da belirtiyorlar.
Dolayısıyla bir yasa çıkması kuvvetle muhtemel ama bu yasa, Kürt hareketinin değişik kolları tarafından bir emrivaki olarak görülebiliyor. Şöyle bir hava olduğundan endişeliler: “Biz yasayı çıkardık, beğenen gelir, beğenmeyen başının çaresine bakar” gibi bir tutumdan şüphelendiklerini söylüyorlar. Böyle bir şey olursa evet, birçok şey yarım kalır. Onu özellikle vurgulamak lâzım. Fakat şunun altını çizelim: Yakın bir zamana kadar yasa için tespit ve tescil şartı arıyordu siyasi iktidar ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş. Yani neydi bu? Örgütün silah bıraktığının tespit edilmesi ve kayda geçirilmesi. Bunu kim yapacak? Türk Silahlı Kuvvetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı bunun kesinleştiğini söyleyecek ve ondan sonra yasa çıkacak; böyle bir yaklaşım vardı. Fakat gerek Öcalan gerek Kandil böyle bir şeyi kabul etmeyeceklerini söylediler ve sonuçta bir formül gelişti. O formül, eş zamanlılık formülü; yani yasa çıkacak ve yasa ile beraber tespit ve tescil olacak. Ve bunda anlaşıldı. Bu bir anlamda iktidarın attığı bir geri adımdı. Dolayısıyla bu, iktidarın bu konuda pekâlâ taviz verebildiğini gördüğümüz bir olaydı.
Fakat yasanın nasıl olacağı konusunda netlik olmadığı için Kürt hareketinde bir tedirginlik hakim ve tabii ortada şöyle bir soru var: Bekledikleri gibi bir yasa çıkmazsa ne yapacaklar? Örgüt, PKK kendini feshetti deniyor. Tabii kendini feshetti ama başka birtakım örgütler var. Silah bırakma konusunda kararlılık beyan ettiler. Şimdi tekrar silaha mı başvuracaklar, yoksa silahı bırakıp başka yollar mı arayacaklar? Yasaya rağmen, beğenmedikleri yasaya rağmen — diyelim ki yasa beğenmedikleri bir yasa olursa — tekrar yasal siyaseti temel alan bir strateji mi uygulayacaklar? Bunu nasıl yapacaklar? Ortada çok bilinmeyen var ve bunun muhtemelen NATO zirvesinin ardından netleşmesi bekleniyor. Fakat KCK’nın dün yaptığı açıklama bir tedirginliği bize yansıtıyor ve bu, hani “artık geri dönüş yok” diye herkesin, Devlet Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Öcalan’ın, Kandil’deki birtakım yetkili isimlerin sık sık tekrarladığı hususta bir sorun çıkabilir pekâlâ, yasa tatmin etmezse.
Çünkü iktidar şundan ürküyor, özellikle AK Parti şundan ürküyor: Öyle bir yasanın, yani örgütün itirazsız benimseyeceği bir yasanın seçmen nezdinde birtakım tepkilere yol açma ihtimali var. Ve Türkiye’nin gündeminde sürekli bir erken seçim var ya da zamanında da yapılacak olsa bu sürecin seçimlere çok etkili olacağını biliyoruz. Dolayısıyla Erdoğan’ın bu yasayı, kamuoyunda tepki çekecek, tepki uyandıracak bir yasa olarak geçirmesini beklemek gerçekçi değil. Fakat İmralı’nın ve Kandil’in de kabul edeceği bir şey yapması gerekiyor. Dolayısıyla bekliyoruz. Burada her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes birtakım haberler yazıyor, kendilerine yazdırılıyor, onu da biliyoruz. Fakat şunu özellikle ben vurgulamak istiyorum: Silah bırakmayı ön koşul olarak dayatmış olan iktidarın, sonra eş zamanlılığı kabul etmiş olması aslında bunu istediğini gösteriyor. Yani şunu söylemek gerçekçi değil; “istemiyor iktidar, oyalamak için istediler ve şimdi bir şekilde olayın sonuçsuz kalmasını tercih ediyor” gibi yorumların çok doğru olduğu kanısında değilim. Fakat her iki taraf da az verip çok almak ve kendi kaygılarını karşı tarafa dayatmak istiyor.
Bugün çok sevdiğim bir abimden bahsedeceğim; Hüseyin Ergün’den. 2 yıl önce kendisini kaybettik. Hüseyin Ergün çekirdekten bir siyasetçi. Erzurum doğumlu, Ankara Siyasal’da okurken Fikir Kulüpleri Federasyonu‘na giriyor ve hatta onun başkanı oluyor. Fikir Kulüpleri Federasyonu, daha sonra Dev-Genç’e dönüşen yapı. Hüseyin Ergün ardından Türkiye İşçi Partisi’ne katılıyor. 12 Eylül sonrası daha çok sivil toplum alanında gördük. Benim onu tanımam esas olarak, Mülkiyeliler Birliği’nin İstanbul’da başkanlığını yaptığı zamanlardandır. Beni bir konuşmaya davet etmişti. Onun öncesinde de tanışıklığımız vardı ama ondan sonra bayağı bir muhabbetimiz oldu. Solda hep bir arayış içerisinde oldu ama daha özgürlükçü bir sol çizgiyi savundu. Bir dönem SHP’nin –ki SHP’nin etkisini yitirdiği bir dönemde – genel başkanı seçildi. Bir süre sonra onu da bıraktı. Hüseyin abi ölümünden önce — 2 yıl önce Kasım ayında yanılmıyorsam hayatını kaybetti — hastalıklardan muzdaripti. Onun hastalığına bir şekilde tanık oluyorduk ve üzülüyorduk. Ben baktım şimdi, birtakım OdaTV falan gibi yerlerde kendisi hakkında kötü şeyler yazmışlar ki bunu, Hüseyin Ergün’ün ne kadar iyi bir insan olduğunun kanıtı olarak görmek lazım. OdaTV tarafından sevilseydi herhalde çok da iyi hatırlanan birisi olmazdı. Ben hep onu çok iyi hatırlayacağım. Hep sevgiyle hatırlayacağım. Kendisini unutmamaya niyetliyim. Eminim yakın çevresinden, arkadaşlarından çok kişi böyledir.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








