2063226_o68a1

Nihayet içerden birileri Fethullah Gülen için “Kral çıplak!” dedi

ABD’de San Diego Eyalet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Ahmet T. Kuru, kitalararasi.com adlı internet sitesinde 23 Ekim günü yayınlanan “Liderler, Prensipler ve Peygamber Örneği Problemi” başlıklı yazıda Fethullah Gülen’i, adını vererek kapsamlı bir şekilde eleştirdi. Bir başka siyaset bilimci, Gökhan Bacık da, aynı sitede 31 Ekim’de yayınlanan “Ahmet Kuru’nun Yazısı Sonrası Düşünceler, Gözlemler” başlıklı yazıda, Kuru’ya yönelik itiraz ve saldırıları ele alarak, onun Gülen’e yönelik eleştirilerini daha ileri noktalara taşıdı.
Kuru ve Bacık, Gülen cemaatinin öne çıkan sosyal bilimcilerinden. Kitalararasi.com’u Özgür Koca adlı bir başka arkadaşlarıyla birlikte çıkarıyorlar ve anlaşıldığı kadarıyla buradan Cemaat içi bir tartışmayı, daha önemlisi Cemaat’in tartışmasız lideri Gülen’i sorgulamayı hedefliyorlar.

Ahmet T. Kuru
Ahmet T. Kuru

Eleştiriye tahammülsüzlük

Cemaat mensuplarının yayınlarının ve sosyal medya hesaplarının tümüne, yasaklamalar nedeniyle Türkiye’den ulaşabilmek mümkün değil. Ulaşabildiklerimden anladığım kadarıyla Kuru’nun Gülen eleştirilerinin epey ses getirdiğini gözledim ve hiç şaşırmadım. Nitekim Bacık da yazısında şöyle yazıyor: “Kuru’nun yazısına liderin korunması başlığı altında verilen tepkiler tipik bir Orta Doğu az gelişmişlik sorunu olarak okunmalıdır. Orta Doğu’da genel olarak kimse liderinin eleştirilmesini istemez. O nedenle her hareket yahut siyasi parti, ‘ama biz farklıyız’ diyerek standart tepki vererek liderine yönelik eleştiriyi ret eder. Olması gereken kural basittir: Liderin her kararı eleştirilir. Doğal olarak bazıları da liderin her kararını savunabilir. Bir hareket ne kadar liderinin eleştirilmesini kanıksar ise o kadar şeffaf, demokratik kültürü benimsemiş demektir. Türlü nedenlerle ne kadar bu eleştirilere tahammülsüzlük gösterir ise tipik Orta Doğu örneklemine o kadar yaklaşmış demektir.”
Şu satırlar da Bacık’ın yazısından: “Tepki verenlerin geniş bir kısmı üslup konusunda Kuru’yu eleştirmekte hatta pek çoğu yazının içeriğinden daha çok buna kızmaktadır. Aslında bu tepki de yine Cemaatin istisnai olduğu inancından kaynaklanıyor. Çünkü Gülen de kızdıklarını, rakiplerini eleştirirken ‘goril’, ‘salya atmak’, ‘Pakraduni’, ‘aşüftesi vardı’, ‘Nazilerden beter’, ‘Firavun’, ‘Nemrut’ şeklinde eleştiriyor. Bu tip eleştiriler de pekala üslup sorunu haline gelebilir. Ancak istisnailik pekala üslup sorunu olan bu kavramları kullanmayı sorun olarak görmezken, Kuru’nun bazı ifadelerini sorun olarak görmeyi sağlıyor. Aslında istisnailik düşüncesi sürekli bir tutarsızlık sonucu üretir. ‘Ben yaparım sen yapamazsın’ şeklindeki bu çelişkili durum, Kuru’ya yöneltilen eleştirilerde aynen geçerlidir.”

Peygamberlere referansları ters yüz etmek

Peki Kuru neler söylüyor? Ahmet T. Kuru yazısını, Gülen’in özellikle 15 Temmuz sonrası cemaatinin yaşadıklarını Hz. Muhammed ve diğer peygamberlerin hayatlarına referanslarla açıklama ve meşrulaştırma arayışını, yine peygamberlerin hayatlarından başka örneklerle eleştirmek üzerine kurmuş.
“Gülen, son süreçte de yaşanan acıları ‘peygamber yolunun kaderi’ olarak tanımlayan konuşmalar yapmaktadır. Bu kaderci vurgu barışçıl kalma ve intihara varabilecek depresyonlardan kaçınma adına faydalı görülse bile, en azından iki açıdan mahzurludur. Birincisi, cemaat içindeki karar vericilerin hatalarının sorgulanmasını engellemektedir. İkincisi, takipçilerinin yaşananlar hakkında eleştirel bir bakışla dersler çıkarmasına mani olmaktadır” diyen Kuru’nun Hz. Muhammed’in hayatından verdiği şu örneğin Gülen’i ve onun kayıtsız şartsız bağlılarını son derece öfkelendirdiğini tahmin edebiliriz: ” Gülen’in vurguladığı bir örneğe göre Hz. Musa birisinin ölümüne sebebiyet verdiği suçlamasına karşı teslim olmayıp şehri terk etmiştir; bu örneğe bakarak adaletin olmadığı bir ülkeden kaçmak ve oraya dönmemek meşru görülebilir. Ama aksi örnekler de –özellikle lider konumundakiler için– bulunmaktadır. Hz. Muhammed’in, takipçilerinden hepsi hicret edene kadar beklediği ve Hz. Ali dışında arkada kimseyi bırakmayan bir liderlik örneği sergilediği hatırlatılabilir.”
Kuru’nun yazısının son cümlesi çok vurucu: “Prensiplere ve sözleşmenin esaslarına aykırı davranan, önderlik ettikleri kitleleri başarısızlığa sürükleyen liderler hesap vermeye ve istifa etmeye çağrılmalıdırlar.”
Ama ben yazının girişindeki Malcolm X örneğini de çok manidar buldum. Lideri Elijah Muhammed’i, ahlaki prensipleri çiğnediği için eleştiren Malcolm X’in önce hareketten dışlandığını söyleyen Kuru şöyle devam ediyor: “Malcolm X bir buçuk yıl kadar sonra bir suikasta kurban gitti.”

Gökhan Bacık
Gökhan Bacık

Gülen’i mazur gösterme çabalarının çürütülmesi

Gökhan Bacık’ın yazısında da en çok dikkatimi, Gülen takipçilerinin liderlerine toz kondurmamak için ürettikleri akıl yürütmeleri teker teker çürüttüğü bölüm çekti. Şöyle yazıyor: “Hipotetik olarak bir lider ve ortadaki başarısızlık arasındaki ilişki bir kaç türlü oluşmuş olabilir. Bunu kısaca şöyle listelemek mümkün:
i. Başarısızlık liderin verdiği kararlardan kaynaklanmıştır.
Bu durumda zaten tartışmaya yapmaya gerek yoktur, lider sorumludur.

ii. Başarısızlık lidere rağmen verilen kararlardan kaynaklanmıştır.
Bu durum zaten bir liderlik sorunu olduğunu ifade eder. Eğer lider ciddi sonuçları olacak kötü kararları kendisine rağmen alacak bazı kliklerin oluşmasına izin verdi ise bu ayrı bir liderlik sorunudur.

iii. Başarısızlık, lider kandırıldığı için ortaya çıkmıştır.
Bu da kendi başına ayrı bir liderlik sorununa işaret eder. Lider eğer ciddi konularda kandırılabiliyor ise ortada zaten kendi başına bir sorun var demektir.”

Kral çıplak!

Alıntıları çok uzatmak istemiyorum. Önemli olan, bu eleştirilerin ne anlam ifade ettiği ve ne tür etkileri olabileceği.
Şahsen önemsiyorum, çünkü Türkiye’de iyice etkisizleşip tamamen yeraltına inen bu hareket varlığını esas olarak yurtdışında sürdürüyor. Yurtdışındakilerin önemli bir bölümü iyi eğitimli, daha fazla okuyan ve yazan kişiler. Dolayısıyla Kuru ve Bacık gibilerin eleştirileri kolaylıkla bu kişilere ulaşıp karşılık bulabilir ki kısa süre içinde böyle olduğuna dair emareler var.
Bu eleştirilerin en önemli yanı lafı dolandırmadan “Kral çıplak!” demeleri. Bu yüzden Gülen’in kendisinin ve bağlılarının bu eleştirileri bir saldırı, hatta komplo olarak algılamaları şaşırtıcı olmaz. Herhalde Kuru ve Bacık’ı, tabii onlarla benzer duruş sergilemeye kalkanları etkisizleştirmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Başarılı olma ihtimalleri hayli yüksek ancak Kuru ve Bacık’ın cini şişeden çıkardıkları da kesin.
Özetle 15 Temmuz sonrasının itirafçılık modasından bambaşka ve daha ciddi bir olguyla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.