Ortadoğu’daki kaosun kökenleri ve Georges Corm

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ortadoğu konusunda bir otorite olarak kabul edilen George Corm’un son kitabı “La nouvelle question d’Orient” (“Yeni Şark Meselesi”) hakkında, 27 Mart 2017’de Le Monde’da çıkan, Antoine Flandrin’in yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

Georges Corm, Ortadoğu’nun içine düştüğü kanlı kaos karşısında, tekrar kaleme sarılmanın yararı olacağına hükmetmiş. Daha doğrusu neşteri almanın… Zira dünyanın bu stratejik bölgesindeki istikrarsızlığın kaynaklarına indiği vakit, Georges Corm derinleri yarmakta. Önceki denemelerinin uzantısında, Lübnan’ın bu maliye eski bakanı (1998-2000), Arap dünyasının bu çok değerli uzmanı, Avrupalı ve Amerikalı yöneticileri iki yüzyıldır Ortadoğu’ya tekrar tekrar şekil vermeye yönelten güç politikalarına işaret ediyor.
Georges Corm, son kitabında, Arap dünyasını sarsan ve Avrupa ülkelerine, ABD’ye ve Türkiye gibi şimdiye kadar esirgenmiş diğer Müslüman ülkelere taşan olayları düşünmenin ne kadar zorlaştığını hatırlatıyor.
Bu “zihinsel kaos”u anlamak için, yazar, önce Samuel Huntington’ın dile getirdiği uygarlıklar çatışması tezinin Ortadoğu’daki çatışmaların algılanmasında nasıl ayrıcalıklı bir çerçeve konumu kazandığını göstererek, kavramsal ve tarihsel bakımdan bir çekidüzen veriyor. Medyada ve sosyal ağlarda döne döne tekrarlanan bu tez, Georges Corm’a göre ırkçı temelli eski ideolojiler kadar zararlı hale geldi. Doğu-Batı kırılmasının İslam’dan ileri gelmediğini, bunun bir hayal olduğunu tekrarlıyor: Gerçekte tüm dünya batılılaşmıştır.

Eski ve yeni Şark Meselesi

Georges Corm, Amerikan ve Avrupa medyasının kullanıp durduğu basmakalıpların uzun uzun şifrelerini çözdükten sonra, ona göre 1798’te Bonaparte’ın Mısır Seferi’yle başlayıp 1930’lu yıllarda sona eren eski Doğu Sorunu’nun/Şark Meselesi’nin dinamiklerini tahlil ediyor. Bu uzun dönem boyunca o devrin altı Avrupa gücü (Rusya, Fransa, Büyük Britanya, Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya) hiç ara vermeksizin Osmanlı İmparatorluğu’nun işlerine müdahale etmiş, böylelikle de Balkanlar’ı ve Ortadoğu’yu istikrarsızlığa sokmuş, savaşlarla belirginleşen bir nüfus mübadelesi ve tehcir döngüsü başlatmışlardır.
Yazar bugünkü şiddet olaylarının tohumlarının Birinci Dünya Savaşı ertesinde atılmış olduğunu ileri sürüyor. Her ne kadar eski Şark Meselesi ortadan kalkmışsa da, yenisi üzerinde önemli etkisi var, diye belirtiyor.
Kitabın ikinci bölümünde ele alınan bu yeni Doğu Sorunu, Corm’a göre Soğuk Savaş’la başlıyor: Sömürgelerin bağımsızlaşmalarının ertesinde, Arap rejimleri Amerikalıların ve Sovyetler’in hırsları arasında cendereye alınır. ABD, hasımlarını alt etmek için İslam’ı siyasî ve jeopolitik hedeflerle araçlaştırmakta tereddüt etmez.
Suudi Arabistan’a verdiği eksiksiz destek ise öte yanda El Kaide’nin doğuşuna kısmen katkıda bulunacaktır. Soğuk Savaş kazanılınca, ABD Ortadoğu’ya müdahalelerini durdurmayacak, ayak direyen rejimleri cezalandıracak, gerek duyulduğunda da tekrar şekillendirecektir. Georges Corm ABD’nin nasıl yeni bir düşmanı, yıkıcı “Şii Üçgeni”ni (İran, Suriye, Lübnan Hizbullahı) imal ettiğini gösteriyor.
Amerikalı gazeteci Seymour Hersh’ü zikrederek, İran’ın nüfuzunu azaltmak yerine artıran Irak istilasının yankılar uyandıran başarısızlığı karşısında, ABD’nin Suudi Arabistan’la ve Arap dünyasındaki müşterileriyle elbirliği ederek 2007’de Arap dünyasındaki Sünni-Şii çatışmalarını yaygınlaştırma projesini tasarladıklarını açıklıyor.

“Sınırsız hırslar”

NATO’nun “sınırsız hırsları”nı kınayan Corm, Birleşmiş Milletler’in 1973 sayılı kararını ABD’nin desteğiyle ihlal ederek 2011’de Libya’ya hava bombardımanı düzenleyen Fransa ile Büyük Britanya’nın büyük hesap hatasına işaret ediyor. Bu bombardımanlar hem Libya hem de komşu ülkelerdeki istikrarı ortadan kaldırdı; Fransız ordusu bu ülkelerden Mali’ye 2013’te müdahale etti.
Yazar Irak’taki Amerikan istilasının “cinaî tuzağı”na düşmedikten sonra, Libya ve Suriye’de “dengesiz bir şekilde” işe karışan ve bu iki ülkedeki kanlı kaosa katkıda bulunan Fransa’yı esirgemiyor. Türkiye’deki hırs patlaması konusundaki tahlili de aynı şekilde tavizsiz. Corm, gösterdiği otoriter sapmalara rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa ve Amerikan medyası tarafından bölgedeki diğer Müslüman devlet başkanlarına yapılanın aksine, bir “şeytanlaştırma” operasyonuna tâbi tutulmamasını, ülkesinin NATO’nun anahtar konumundaki üyelerinden biri olmasıyla açıklıyor.
Ankara’nın Suriye’de dövüşmeye giden binlerce “cihadcı”nın topraklarından geçişine ses çıkarmamış olması, Corm’a göre, “Ortadoğu’da silahlı İslamcı hareketlilikler ile NATO’nun politikası arasında nesnel bir suçortaklığı varsayımı”nı güçlendiriyor.
Tahlillerinde Rusya’yı 2015 Yazı’nda Suriye’ye askerî müdahalede bulunmaya iten saikler üzerine eğilse de, Corm, bu yeni satranç oyununda İsrail’in işgal ettiği yerle az ilgileniyor. Buna karşılık, petrol rantı sayesinde ülkelerinde üretime yönelik çabaları teşvik etmeyip gençleri ve kırsal ahaliyi büyük bir toplumsal sefalete düşürerek zenginleşmiş Arap rejimlerini suçladığı, sosyo-ekonomik etkenlerle ilgili bir bölüm var.
Sayısız örnek ve paralelliklerle dolu olduğu için bazen bağlantıları kurmakta zorlanılan ve şaşırtan bu zengin kitaptan, Hıristiyanlığın köklerinin yavaş yavaş yokoluşu ve yeni Doğu Sorunu’na git gide daha fazla özelliğini veren terörizm ve mezhep şiddeti karşısında yazarın gizlemediği teessürü hatırlanacaktır bilhassa. Ortadoğu’daki alt üst oluşları açıklamaya uğraşan komplo teorilerinin çoğaldığı bir anda, yararlı bir eser.

kitap
“La nouvelle question d’Orient” (“Yeni Şark Meselesi”), Georges Corm, La Découverte, 319 sayfa, 20 euro.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus