Altı gün kala referandumun gidişatı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/316982668″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Türkiye için çok tarihî bir oylamaya altı gün kaldı ve referandumla Türkiye’nin şu âna kadarki, Osmanlı’dan belki de tevârüs etmiş olan parlamenter sisteminin devam edip etmeyeceğini göreceğiz .Yerine Türk tipi başkanlık sistemi olarak adlandırılabilecek yeni bir sistemin gelip gelmeyeceğini Türkiye oylayacak. Yurtdışındaki oylamalar tamamlandı ve en son yapılan seçime göre katılım oranının hayli yüksek olduğu söyleniyor. Buradan hareketle Türkiye’de de bu referanduma katılımının yüksek olacağını tahmin edebiliriz, böyle bir akıl yürütmede bulunabiliriz.
Ancak katılımın yüksek olma ihtimaline rağmen çok yoğun bir tartışma ve kampanya görme imkânı yok. Bunun en önemli nedeni –şunu vurgulamak lazım– bugünkü medya atmosferinin büyük ölçüde siyasî iktidar tarafından kontrol ediliyor olması ve “Hayır” için çalışanların varlıklarının, faaliyetlerinin, tezlerinin geniş bir şekilde medya üzerinden görülmüyor olması. Buna karşılık “Evet” çalışmaları gözüküyor, ancak “Evet” çalışmalarının da çok fazla kapsamlı olduğunu söyleyemeyiz. Büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ibaret bir kampanya var. Kendisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca değişik değişik televizyonlara çıktı — ki Anadolu’da da dolaşıyor biliyorsunuz. Bütün yaptığı konuşmalar aynı anda televizyonlardan yayınlanıyor. Yirmiyi aşkın televizyon birden veriyor. Ayrıca sosyal medyayı da sonuna kadar kullanıyor. Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan hesabından bütün yaptığı konuşmalar Periscope’tan da canlı veriliyor vs..
Tamamen siyasî iktidarın denetimindeki medya atmosferinde siyasî iktidarın tezlerinin ve enerjisinin tam olarak yansımadığını görüyoruz. Çünkü ortada çok fazla söylenecek bir şey yok. Olay eninde sonunda bir “Tayyip Erdoğan’a güveniyorsanız ‘Evet’ verin”e inmiş durumda diye özetleyebiliriz. Zaten yapılan gözlemlerde, değerlendirmelerde de insanların “Evet” motivasyonunun büyük bir kısmının Erdoğan olduğunu görüyoruz.

Kafaları karışanlar

Ancak benim kişisel görüşüme göre normal şartlarda Erdoğan’a oy verecek olan, mesela cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vermiş olan herkesin bu referandumda tereddütsüz bir şekilde “Evet” vereceğini düşünmüyorum. Çünkü bazı insanlar, belli bir rasyonaliteyle hareket eden insanlar, söz konusu olan değişimin ne olduğu üzerine kafa yordukları andan itibaren kafaları biraz, biraz değil çokça karışıyor. Burada yaptığım birçok değerlendirmede, bu referandumun belirleyicisinin AK Parti seçmeninin olacağını ve genel olarak İslamî camianın gönül birliği içerisinde, gönüllü bir şekilde çok heyecanlı bir şekilde “Evet”e gittiğini görmediğimi söyledim. Her geçen gün bu gözlemimin ve düşüncemin daha fazla altını çiziyorum.

Eğer evet açık ara önde olsaydı

Çünkü çok net bir olay var: Son seçimlere baktığımızda; cumhurbaşkanlığı seçimi, son 1 Kasım seçimi hatta 7 Haziran seçimine baktığımız zaman, şu anda “Evet” açıklaması yapmış olan partilerin toplamının yüzde 50’yi rahatlıkla aştığını görüyoruz, hele 1 Kasım’a bakarsanız ya da cumhurbaşkanlığı seçimine bakarsanız. Çünkü MHP var. Ayrıca Büyük Birlik Partisi ve HÜDA-PAR da var. İrili ufaklı kurumlar da “Evet” diyeceklerini açıkladılar. Ancak şu âna kadar “Evet”in açık, net, tartışmasız bir şekilde sandıktan çıkacağına dair herhangi bir işaret yok. Eğer böyle bir işaret olsaydı, bunu bu geniş medya imkânlarıyla beraber “Evet” cephesi, siyasî iktidar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm topluma gösterir ve bununla da çok büyük bir psikolojik egemenlik kurar. Ve eğer diyelim ki yüzde 55 varsa, bu yüzde 55’in daha yukarı çıkmasını sağlayabilirdi, deneyebilirdi.
Ancak böyle bir şey olmadığı için, yani var da kamuoyunu etkilememek için söylemiyor gibi bir şey kesinlikle doğru olmaz. Türkiye’de siyaset yapma anlamında baktığımız zaman bu tür hassasiyetlere sahip olmayan bir ekipten bahsediyoruz. Ve siyaseten Türkiye dünyadaki o çok öteden beri konuşulan post-truth yani hakikat-sonrası çağı çoktandır yaşıyor. Dolayısıyla siyaset büyük ölçüde Türkiye’de ilkelerle yürümüyor. Eğer rahat bir “Evet” çıkmış olsaydı, kamuoyu yoklamalarında gözüküyor olsaydı bunu herhalde bize döndürüp döndürüp, tekrar tekrar kamuoyunun dikkatine sunarlardı. Böyle bir şey yok.

MHP’li muhalifler sürprizi

Peki neden yok? Burada çünkü çok ilginç bir olayla karşı karşıyayız. Birincisi, anlaşılan siyasî iktidar ve destekçileri MHP’den bu kadar büyük bir fire beklemiyorlardı. MHP’den birtakım itirazlar çıkabileceğini tahmin ediyorlardı belki, ama bu itirazların bu kadar yoğun, canla başla bir kampanya yürütebileceğini düşünmüyorlardı — ki şu anda biliyoruz, hemen hemen tüm muhalif MHP’liler, partiden atılanlar ve atılmayanlar, hepsi ülkenin dört bir tarafında çok yoğun bir “Hayır” faaliyeti yürütüyorlar. Meral Akşener en son bildiğim kadarıyla Diyarbakır’a da gidip miting ya da toplantı yapmaya niyetli. Oraya kadar da gidebiliyor. Böyle bir boyut var.
İkincisi, Saadet Partisi’nin mahcup bir şekilde de olsa “Hayır” açıklaması birçok kişinin kafasını karıştırdı. Özellikle dindar kesimlerde, İslamî camia içerisinde bu paketten memnun olmayan kişilerin, bu paketi istemeyen ve parlamenter rejimde kalmayı arzulayan kişilerin bir şekilde bu rahatsızlıklarını dile getirme zeminini Saadet Partisi yaratmış oldu. Bunda çok zorlandıklarının farkındayız ve kendilerine yer yer çok ölçüsüzce tepkiler de gösterildiğini görüyoruz. Saadet Partisi, en son seçimde aldığı oylara bakarsak referandumun kaderini etkileyebilecek bir parti gibi gözükmüyor, ama İslamî camianın içerisinden böyle bir kurumun, Milli Görüş hareketinin ana gövdesinin bunu açık bir şekilde deklare etmiş olması gerçekten bir şeyleri değiştirdi. Özellikle AK Parti tabanında “Evet”e pek gönlü olmayan insanlar için Saadet Partisi’nin bu çıkışının önemli olduğunu tahmin ediyorum.

AKP’nin gizli hayırcıları

Bunun dışında AKP içerisinde daha önceki bir yayında gizli “Hayır”cılar olarak tanımladığım, aslında birçoğunun ismini bildiğimiz ya da tahmin ettiğimiz kişiler var. Bu kişiler açık bir şekilde “Hayır” propagandası yapmıyorlar. Görüldüğü kadarıyla da son âna kadar yapmayacaklar. Ama birçok kişinin, özellikle AKP’nin kuruluş süreçlerinde etkili bir şekilde yer almış ve ilk yıllarında üst düzey görevler üstlenmiş kişilerin –ki içlerinde eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de var, Bülent Arınç da var, birçok isim söz konusu– bu pakete “Evet” vereceğini hemen hemen kimse sanmıyor; ama kendileri bunu dile getirmiyorlar. Eğer bunlardan herhangi birisi, özellikle Abdullah Gül gibi bir isim ya da onun biraz daha altındaki profilde birileri sandığa gidene kadarki süreç içerisinde açık bir şekilde tercihlerinin “Hayır” olacağını dile getirirlerse işin renginin iyice değişeceğini tahmin edebiliriz.
Şu âna kadar gördüğümüz kesinlikle hiçbir şekilde eşit olmayan bir kampanya süreci var. Bir tarafta çok geniş imkânlar, çok geniş medya imkânları, devlet imkânları var. Yüksek Seçim Kurulu biliyorsunuz seçim yasaklarına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dahil olamayacağı, çünkü kendisinin tarafsız olduğunu söyledi. YSK kararı bile zaten nasıl eşitsiz bir atmosferde seçime girildiğini gösteriyor. Muhalefet diyeceğim, muhalefet değil aslında, “Hayır” cephesi. Çünkü içlerinde iktidarın içerisinde olan kişiler de var.
“Hayır” cephesi büyük ölçüde, çok az imkânlarla bir şeyleri yapmaya çalışıyorlar. Olayın taşıyıcısı olarak Cumhuriyet Halk Partisi gözüküyor. CHP parti amblemini, sembollerini kullanmayarak nötr, partiler-üstü görünümlü bir kampanya yapıyor, yapmaya çalışıyor en azından. Böyle bir olay var.

6 günde olabilecekler

Ve şimdi altı gün kaldı. Bu altı günde –tabii ki siyasette 24 saat çok önemlidir– gerçekten referandumun kaderini etkileyebilecek birtakım gelişmeler olabilir. Daha önce de olabilirdi, olmadı. Özellikle terörle mücadele adı altında birtakım büyük operasyonlar yapılması beklentisi vardı. Bunlar olmadı. Son altı günde, özellikle ana akım medyada Irak’a operasyondan işaretleri veriliyor. Ne derece inandırıcıdır bilmiyoruz. Ama şunu söyleyebiliriz: “Hayır” cephesinin son altı günde gidişatı kendi lehlerine değiştirebilecek bir hamle yapabilmelerinin teknik olarak imkânı yok. Çünkü zaten imkânları çok kısıtlı ve bu imkânlarını büyük ölçüde şu âna kadar kullanmış durumdalar. Ama buna karşılık “Evet” cephesinin ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son altı gün içerisinde referandumun gidişini değiştirebilecek hamleler yapma imkânı var. Ne yapar bilmiyoruz, ama imkânı var.
Ancak burada şöyle önemli bir husus var: Bu tür imkânlara sahip olanların sürece müdahalesinin illa ki süreci kendi lehlerine çevireceğinin garantisi yok. Yani kaş yapayım derken göz çıkarma ihtimali de var. Bu tür önemli oylamalarda her türlü hamlenin, yapılabilecek stratejik ve taktik hamlenin getirisi ve götürüsü olacaktır. Örneğin referandum sürecinin ilk anlarında “Evet” cephesi çok yoğun bir şekilde “Hayır”cıları terörle ve vatan hainliğiyle eşleştirmişti. Bir negatif kampanya yapmıştı. Ve bu büyük ölçüde geri tepti. Bunu uzun bir süredir yapmıyorlar, en aza indirgediler.
Bir diğer önemli hamle Avrupa’ya yönelik olarak bir nevi savaş ilan edilmesi, özellikle Hollanda’ya yönelik. Bunun da “Evet” oylarını artırdığı yolunda spekülasyonlar yapıldı. Daha önce de belirttim, ben buna katılmıyorum. Ve şu âna kadar AKP ve Erdoğan’ın bu referandum sürecinde yaptığı en büyük stratejik hatalarından birisiydi. Çünkü bu tür, Batı’ya savaş açan bir Türkiye, kendi içerisine kapanmaya yönelen bir Türkiye imajı veriyordu. Özellikle de “Evet” çıkması halinde bu kendi içerisine kapanma eğiliminin artması ihtimali birçok kişiyi, özellikle Batı’yla çok yoğun ilişkileri olan, özellikle de orada yaşayan kişileri, seçmenleri rahatsız edecekti — ki etmişe benziyor. Ben böyle düşünüyorum.

Ayasofya’da Cuma namazı

Şu anda dolayısıyla atabilecekleri adımlar, mesela ne deniyor? Cumhurbaşkanı’nın Cuma namazını Ayasofya’da kılması gibi. Bunları yapabilir. Ama buradan artı oy gelir mi? Bu gerçekten ilginç bir soru. Birtakım adımlar, birtakım yapılan çıkışlar, mesela Avrupa’yla kavga, diyelim ki Ayasofya’da Cuma namazı kılınacak, sırf bundan dolayı “Evet” oyu verecek insan ne kadar olur? Büyük bir ihtimalle bana göre bu olaylardan coşacak olan, bu tür hamlelerden, Batı’ya savaş açmak, Ayasofya’da namaz kılmak gibi hamlelerle coşacak olan insanlar zaten herhalde tercihlerini “Evet”ten yana yapmış insanlardır. Burada çok önemli bir husus var. AKP’nin normalde seçmeni olup da bu referandumda “Evet” konusunda tereddüt duyan insanların ihtiyacı, kaygıları nelerdir? Bunların hiçbirisinin Tayyip Erdoğan’ı yeterince dindar bulmadığı için, ya da Tayyip Erdoğan’ı Batı’yla yeterince kavga etmediği için eleştirerek “Hayır”a doğru yöneldiğini sanmıyorum. Tam tersine bu tür kişiler, normalde AK Parti seçmeni olup da bu referandumda “Evet” vermeyi düşünmeyen ya da “Evet” vermekte tereddüt eden kişilerin önemli bir kesiminin daha pozitif politikalara kulak kabartmış olduklarını, daha Batı’yla barışık, toplum içerisinde kutuplaşmayı değil de bir arada yaşamayı önemseyen ve gerginlik tırmanmasından, kutuplaşmanın tırmanmasından rahatsız olan kişiler olduklarını tahmin ediyorum.
Dolayısıyla tereddütte olan kişilerin tereddütlerini gidermek, tereddütlerini ortadan kaldırıp onları “Evet”e sevk etmenin yolunun daha milliyetçi ya da daha İslamî birtakım adımlar atmak olduğunu sanmıyorum. Olsa olsa daha pozitif, daha sakin, daha uzlaşmacı bir çizgi olur. Ama son bir hafta içerisinde bunu ne kadar yapabilir Cumhurbaşkanı Erdoğan ve destekçileri, açıkçası çok emin değilim.
Toparlayacak olursak, şu anda görünen o ki, bize gösterilen ya da gösterilmeyenlerden hareketle akıl yürüterek şunu söyleyebiliriz: Başa baş bir yarış gidiyor, öyle anlaşılıyor. Siyasi iktidarın elinde bu gidişatı değiştirebilecek imkânlar çok geniş ölçüde var. Ama bu imkânları kullanmaya kalkarken “Evet”in oylarını artırmak yerine azaltma riskleri de var.
Hassas bir süreçten geçiyoruz. Ama her halükârda “Evet” de çıksa, “Hayır” da çıksa öncelikle bakmamız gereken oyların oranı olacak tabii ki. Net bir “Evet” ya da net bir “Hayır” mı çıkıyor, yoksa kıl payı mı çıkıyor? İkincisi de tabii ki en önemli husus, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkan sonuçlara nasıl tepki göstereceği olacak. Bunları da ileriki günlerde konuşmak üzere, referandum tarihine kadar bu tür değerlendirmeleri kişisel olarak Medyascope’ta yapmaya devam edeceğim. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus