Manchester saldırısı neyin habercisi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/324107173″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Dün gece İngiltere’de kuzeyde, Manchester’da bir terör saldırısı olduğu artık kesinleşiyor. Çocuk yaşta gençlerin ağırlıkla bulunduğu bir konserde, çıkışa doğru gişelerin orada bir bombalı saldırı gerçekleştirildi ve 22 kişinin hayatını kaybettiği, 60’a yakın kişinin yaralı olduğu bildirildi. Bununla ilgili bir değerlendirme yapacağım.
Ama öncelikle Türkiye’den kötü, acı bir haberle anmak istiyorum: Arkadaşım Yeni Şafak gazetesi yazarı Akif Emre bu sabah, 60 yaşında aniden bir kalp kriziyle hayatını kaybetti. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Akif daha yeni yazdığı bir yazıda da, tekrar onu görmüştük, İslami camia içerisindeki sıkıntılardan, çürümeden, kokuşmuşluktan çok ciddi bir şekilde şikâyetçi olan İslamcı bir entelektüeldi. Yıllardır kendisini tanırım. Şöyle söyleyebilirim: İslamî hareket içerisinde kendisi olmayı bilmiş –ki İslamcılık muhalefetteyken, kendisi olmayı bilmiş çok isim vardı–, ama iktidarda kaldıktan sonra da kendisi olmaya devam etmiş az sayıda, sayıları giderek azalan kişilerden birisiydi. Onun Yeni Şafak’taki yazılarında çok ciddi eleştiriler vardı ama bu eleştiriler genellikle –tıpkı İran sineması gibi–, aslında böyle kazıyarak görülebilen, olaylara âşinâ insanların görebildiği bir iç eleştiriydi. Bunu yaparken de İslamcı duruşunu hiçbir zaman bırakmadı. Ama Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi’yle beraber yaşanan, özellikle son yıllarında yaşanan, iktidarla beraber yaşanan resmî İslamcılıktan uzak bir şekilde bu dünyaya veda etti. Kendisine tekrar Allah’tan rahmet diliyorum.

Terör saldırılarının kanıksanması ve komplo teorileri

Manchester saldırısına gelecek olursak, öncelikle şunu söylemek isterim: Bu tür yayınların, değerlendirmelerin Türkiye’de ne kadar fonksiyonel olduğu, ne kadar işe yaradığı, ne kadar ilgi uyandırdığı konusunda çok şüphelerim var. Yıllardır bu böyle. El Kaide’nin ilk eylemleri, özellikle 11 Eylül saldırısından beri bu böyle. Türkiye bu konuda çok garip bir şekilde nasırlanmış bir ülke. Hiçbir şekilde etkilenmiyor. Bu çok yaşanmıyor — en büyük eylemlerde bile. Ve genellikle komplo teorileri geçerli oluyor. Komplo teorileri temelinde yürüyen yaklaşımlar var. Ve zaten şöyle bir yaklaşım da çok ciddi bir şekilde var: “İşte zaten biz de terörden çok çekiyoruz. Bizim terörden çekmemizin baş sorumluları Batı. Biraz da onların canı acısın, bakalım nasıl oluyormuş” gibi yaklaşımlar var. Hâlâ bu yaklaşımların çok etkili olduğunu, hatta giderek daha da etkili hale geldiğini söyleyebilirim. Bu anlamda, bu tür olaylara bakmak, bu tür olaylarla yüzleşmek, anlamaya çalışmak bir yerden sonra böyle iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey oluyor. Ya da en azından şöyle söyleyeyim: Gelen tepkilerin büyük bir kısmı bu tür tepkiler oluyor.
Belki de gerçekten bu tür şeyleri ciddiye alan, önemseyen kişiler vardır; ama onlar tepkilerini, yorumlarını yüksek sesle dile getirmediği için biz de genellikle bu tür menfi, olumsuz ve genellikle vicdan, insanlık yoksunu duruşları, pozisyonları çok fazla abartıyor olabiliriz. Daha önce Türkiye’de değişik örneklerini yaşadık. Saygı duruşlarının ıslıklanması vs., bütün bunları gördük. Açıkça sevinenler oldu. Bu sefer de oldu; ama bu sefer çok da fazla olmadı. Çünkü bu saldırı artık bir şekilde alışkanlık yaptı.

Organize ve organize olmayan saldırılar

Artık şok olmuyor. Halbuki çok şok yaratması gereken bir saldırı. Çünkü konserde bulunanların ezici bir çoğunluğu 18 yaşının altındaki gençler ve ölenlerin içerisinde, yaralıların içerisinde çocuk yaşta kişilerin sayısının çok olduğu söyleniyor. Bugün Başbakan Theresa May, İngiltere’de biraz önce yaptığı açıklamada bunun bir intihar saldırısı olduğunu, bir kişinin yaptığını, bu kişinin kimliğinin belirlendiğini fakat polisin bu kimliği açıklamayacağını, bir müddet açıklanmasının düşünülmediğini söyledi. Herhalde operasyonel nedenlerle. Muhtemelen bu olay –şu âna kadar kimse bunu açıkça telaffuz etmedi ama– Selefi cihatçı birtakım yapılanmaların doğrudan ya da dolaylı işi. Çünkü bu tür olaylar, özellikle Batı’da yaşanan olayların bir kısmı örgütlü bir şekilde, yanlı bir şekilde, mesela IŞİD’in Suriye’deki Rakka ya da Irak’taki Musul gibi merkezlerinden planlanmış şekilde kotarılıyor. En son Fransa’daki konser salonu saldırısı ve diğer bir grup saldırıyı hatırlayacaksınız. O öyle bir saldırıydı. Brüksel havaalanına saldırının öyle olduğu söyleniyor. Türkiye’de Reina saldırısının ve bir önceki Atatürk Havalimanı saldırısının da öyle olduğu söyleniyor. Yani bunlar IŞİD’in merkezleri tarafından saptanmış, planlanmış, kişilerin görevlendirildiği, örgütlü, organik saldırılar. Bir de tam bundan emin olunamayan saldırılar var. Özellikle son dönemde Avrupa ülkelerinde yaşanan, arabayla yapılan, kamyonlarla yapılan saldırılar — ki bir tanesi Londra’da olmuştu. Bunu yapan kişiler gerçekten Rakka’dan ya da Musul’dan, ya da başka bir yerden bir talimatla mı bunu yapıyorlar, yoksa kendileri bu perspektifi alıp, benimseyip kendi imkânlarıyla mı hareket ediyorlar?
Bu, El Kaide’den beri olan bir olay. Bazı eylemler, saldırılar, terör saldırıları doğrudan merkezden kaynaklanabildiği gibi, bazıları da kişilerin kendilerini oraya atfederek yaptığı saldırılardı. IŞİD özellikle son dönemde çok ciddi bir şekilde bu konuda çağrı yapıyor. Avrupa’ya, Batı’daki sempatizanlarına bu konuda çağrılar yapıyor. Herkesin bir şekilde düşman tabir ettiği bu ülkelere kolaylıkla zarar verebileceğini, bir tek arabayla vs.’yle bunu yapabileceğine dair çok sayıda IŞİD dokümanı, sosyal medyada dolaşan mesajlar vs. var. Bunlar Batı dillerinde yapılan açıklamalar. Zaten biliyorsunuz IŞİD bünyesinde şu anda Batı ülkelerinin hemen hemen hepsinden gelmiş, Fransa’dan, İngiltere’den, ABD’den, Belçika’dan, Hollanda’dan, hepsinden gelmiş birtakım militanlar var ve bu militanlar, gönüllüler, doğrudan o ülkenin insanlarına yönelik açıklamaları, IŞİD propaganda mekanizmaları için kullanıyorlar.

Daha önceki saldırıların bir devamı

Şimdi bu saldırının merkezî bir organik ilişkiyle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği bilinmiyor. Belki hiçbir zaman da bilinmeyecek. Ama muhtemelen Avrupa’da ve İngiltere’de daha önce yaşadığımız saldırıların bir devamı. Tabii bunun bir bombalı saldırı olması, işi biraz daha karışıklaştırıyor ve örgütsel bağ ihtimalini güçlendiriyor. Çünkü arabayla yapılan saldırılarda sonuçta saldırganın bir araba ya da kamyon temininden başka bir şeye sahip olması gerekmeyebiliyor. Ama işin içerisine bomba girdiği zaman, bomba malzemesini bulmak, bomba yapım tekniğine sahip olmak gibi hususlar gerekiyor. İlla şart değil ama eğer bir yerde bomba varsa orada örgüt ihtimali daha yüksek oluyor.
Bu saldırı ne anlama geliyor? Bu saldırının kesinlikle şu anda bölgede IŞİD’e yönelik olarak yürütülen, hem Irak’ta, hem Suriye’de yöneltilen operasyonlarla, harekâtlarla doğrudan bağı olduğu muhakkak. Çünkü buralarda bölgesel güçler esas desteği Batı’dan alıyorlar, ABD öncülüğündeki koalisyondan alıyorlar. Ve IŞİD de bu saldırılara, bu operasyonlara karşı hem o bölgelerde direnirken, aynı zamanda savaşı, kendi deyimleriyle düşmanın topraklarına taşıyarak dağıtmaya çalışıyor. Aslında Batı’da saldırı, terör eylemi gerçekleştirmek IŞİD vb. yapıların sahadaki savunmalarının bir uzantısı. Yani şu anda süren Musul ve yaklaşan Rakka operasyonlarına bir cevap olarak pekâlâ düşünebiliriz Manchester saldırısını.
Artık bu tür saldırıların şöyle de bir özelliği var: Bir yerden sonra kim ne için yapmış olursa olsun algısı bir kere böyle oluyor, özellikle kamuoyu üzerindeki algısı kesinlikle böyle oluyor. Mesela ABD’de yapılan bir iki saldırıda, gay kulübe yönelik saldırıda mesela, onların hâlâ örgütlü olup olmadığı anlaşılmadı ama büyük bir ihtimalle… Bir de unutmadan, IŞİD bunların büyük bir kısmını kendisi dahil olsa da olmasa da üstleniyor, kendi yayın organları, sosyal medya hesapları tarafından. Kamuoyu da buna yatkın. Böyle bir olay var.

Trump’ın eli güçlendi

Dün burada bir yayında Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretini, ardından İsrail ziyaretini değerlendirdim. Ve Trump ilginç bir şekilde, hem bir taraftan IŞİD’i en büyük tehlike olarak görürken, bir taraftan da çok çelişkili bir şekilde İran’ı tehdit olarak görüyor. Ve şu anda onun normal şartlarda IŞİD’le İran birbirinin düşmanı. Ama Trump bilerek ya da bilmeyerek birbirine düşman bu iki gücü tüm dünyanın ortak düşmanları olarak lanse ediyor. Ve herhalde Manchester’daki bu saldırı, Trump’ı çok fazla –rahatsız etmek yanlış olabilir–, Trump’ın stratejisi için bu saldırı anlaşılıyor ki işe yarayacak. Çünkü Trump İsrail’den sonra Vatikan’a gidecek ve ondan sonra da, Perşembe günü de Brüksel’de NATO zirvesine katılacak. Ve NATO zirvesinde de esas olarak aşırılıklarla mücadele dediği, İslamî terörizm dediği yapıyla mücadeleyi herkesin, NATO üyelerinin önüne koyacak öncelik olarak. Bu anlamda da Manchester saldırı ona çok elverişli bir zemin sağlamış oluyor.
Yalnız burada şu noktanın altını çizmek lazım: Bu tür zamanlama denkliklerinden hareketle çok kolay komplo teorileri yapılabiliyor. Yani şöyle yaklaşımlar: “Bu Trump’ın ya da ABD’nin ya da süper güçlerin yaratmak istedikleri atmosfer, yeni stratejiler için tezgâhlanmış bir şike saldırı olabilir” iddiası. Bunların bir inandırıcılığı yok. Şu âna kadar yaşanan birçok saldırıya genellikle bu tür komplocu yaklaşımlarla bakıldı. Şunu özellikle vurgulamak lazım: Trump’ın bu stratejisini dayatması için Manchester’daki saldırıya ihtiyacı yoktu. Ama Manchester’daki saldırı Trump’ın bu stratejiyi dayatmasını biraz daha kolaylaştırabilir. Ama olmasa da yine bu çizgisini aynen sürdürecekti ve büyük bir ihtimalle de ülkesinin gücü nedeniyle de muhataplarını ikna edecekti. Ama Manchester saldırısıyla beraber elinin daha da kuvvetlenmiş olduğu muhakkak. Elinin kuvvetleniyor olması, bu saldırıyı bu tür güçlerin yaptırmış olabileceği iddiasını kesinlikle güçlendirmez. Bunun arasına bir çizgi çizmek lazım.

Arkası gelecektir

Şimdi Manchester saldırısı daha önceki araçlarla yapılan saldırılardan daha ciddi bir saldırı olarak gözüküyor: bomba kullanılmış olması, intihar eylemcisi kullanılmış olması nedeniyle. Ve bu tür saldırıların genellikle arkası geliyor. Bu tür saldırıların arkasının geleceği yer İngiltere’nin başka yerleri olabilir ya da Avrupa’nın ve Batı’nın başka yerleri olabilir. ABD’de bu tür bir saldırının gerçekleştirilmesi işleri çok daha farklı yerlere taşıyabilir. Ama Avrupa’da –ki daha önce Belçika’da, Fransa’da, Almanya’da oldu– bu tür saldırıların bir şekilde peş peşe gelmesine tanık olabiliriz. Çünkü bir ihtimal Manchester saldırısı eğer IŞİD’le doğrudan, organik bir ilişki içerisindeyse, IŞİD muhtemelen bunun devamını da düşünmüştür.
Türkiye bu olayların neresinde? Türkiye bu olayların aslında hiçbirisiyle ilgilenmiyor. Türkiye, “Gördünüz mü bizim haklılığımızı?” gibi bir tiradın ötesinde, ya da çok klasik kınama mesajlarının ötesinde bir şey yapmıyor, yapamıyor, yapabileceği de yok. Özellikle Trump’ın yönettiği bir ABD’yle böyle ortak hareket etme gibi bir yola girmesi çok sakıncalı olur.
Buradaki soru şu: Türkiye Manchester ve belki bundan sonra yaşanabilecek benzer saldırıların ardından Trump’ın çizmeye çalışacağı, yeniden inşa etmeye çalışacağı, radikalizme karşı küresel ittifak gibi perspektiflerin bir yerine, stratejilerin bir yerine dahil olur mu? Çok sanmıyorum. Ama böyle bir ihtimal olduğunu da kabul etmek lazım. Ama buna dahil olması durumunda da çok daha büyük faturaların bizi beklediğini düşünüyorum. Çok acı bir durumdayız aslında. Bir taraftan mücadele edilmesi gereken çok önemli bir tehlike var, tehdit var. Ve bu tehlike Türkiye’yi de defalarca vurdu biliyoruz; Suruç’tan, Ankara’dan, Atatürk Havalimanı, Sultanahmet, Beyoğlu’na kadar bir yığın yerde vurdu. Daha da vurması kuvvetle muhtemel. Buna karşı mücadele etmek gerekiyor. Buna karşı mücadelenin, küresel bir tehdit olduğu için küresel bir mücadele olması gerekiyor. Ama bu tür bir küresel mücadelenin önderliğini yapabilecek güçlerin derdinin bambaşka olduğu da muhakkak. Böyle bir açmazla karşı karşıya birçok ülke. Bunlardan birisi de Türkiye.
Buradan nasıl çıkılır? Açıkçası çıkılabileceğini sanmıyorum. Çok daha makul dönemlerde, mesela Obama dönemlerinde Türkiye böyle şeylere girmedi. Trump döneminde de herhalde girmez, ama girerse de gerçekten tek kelimeyle mahvoluruz.
Çok zor bir olayla karşı karşıyayız. Bu tür yapılarla mücadele etmek sonuçta Trump’ın sandığı gibi askerî bir mücadele değil, çok boyutlu bir mücadele. Türkiye böyle çok boyutlu bir mücadeleyi sürdürebilecek bir ülke olmaktan iyice çıktı. Bana göre mücadele etmenin birinci öncelikli yolu güvenlik devleti konseptinden tekrar özgürlük, hukuk devleti konseptine dönmektir. Ama Türkiye, Cumhurbaşkanı’nın en son genel başkanlığa döndüğü kongrede söylediği gibi Olağanüstü Hal vb. uygulamaları bayağı bir sürdürmeye niyetli gözüküyor.
Olağanüstü Hal’lerin kesinlikle IŞİD vb. yapılarla mücadelede hiçbir işe yarayacağını sanmıyorum. Şu âna kadar yaramadı, bundan sonra da yarayacağını sanmıyorum. Böyle bir açmaz içindeyiz. Nasıl bir çıkış yolu olduğunu verili durumda gerek Türkiye’nin, gerek küresel güçlerin ve aktörlerin pozisyonuna baktığımız zaman, buradan çıkış yolunda çok ciddi umut verici birtakım unsurlar olduğunu şahsen görmüyorum. Böyle acı bir durumla karşı karşıyayız. Sonuç olarak buradan ne kadar darbe yerse yesin –Irak’ta, Suriye’de yiyor ve daha da yiyeceğe benziyor– IŞİD vb. yapıların bu küresel düzensizlik nedeniyle ve Türkiye özelinde Türkiye’nin hukuk devletinden her geçen gün daha fazla uzaklaşması nedeniyle kârlı çıkacaklarını maalesef düşünüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus